Mala Zarar Verme Suçu

Mala zarar verme suçu, TCK 151’de düzenlenen ve Mal varlığına Karşı İşlenen Suçlar arasında gösterilmiştir. TCK 151’de mal varlığı suçunun işlenmesinin birden fazla şekilde gerçekleşebileceği bildirilmiştir. Bu hareketlerle işlenmesi mala zarar verme suçunun bir seçimlik hareketli suç olduğunu göstermektedir. Hayvan severler açısından çok tartışılmakla ve karşı çıkılmakla birlikte hayvanlara zarar verilmesi durumunda da mala zarar verme suçu (TCK 151) hükümleri uygulanacağı TCK 151/2’de belirtilmiştir. Yani hayvan öldürme suçunun cezası da burada yer alan TCK 151 hükümleri varsa nitelikli hal TCK 152 hükümlerine göre ceza verilecektir. Bununla birlikte TCK 152’de de mala zarar verme suçunun nitelikli hallerine yer verilmiştir.  

Mala Zarar Verme Suçunun Oluşması

Mala zarar verme suçunun oluşması TCK 151’de ve suçun nitelikli hallerinin oluşma durumu TCK 152’de belirtilmiştir. Buna göre kanun;

  • Bir taşınırın veya taşınmazın hukuka aykırı şekilde tamamının veya bir kısmının yıkılması halinde mala zarar verme suçunun oluşacağını belirtmiştir. Yıkılma sonucu malın sahibi, eşyanın kısmen veya tamamen yıkılması sonucu bu yıkılan kısmı kullanamayacak duruma gelmiş olmalıdır.
  • Bir taşınırın veya bir taşınmazın hukuka aykırı şekilde yok edilmesi halinde de TCK 151 gereği mala zarar verme suçu işlenmiş olacağı belirtilmiştir. Eşyanın yakılması, parçalanması, öğütülmesi gibi durumlar da buna örnek teşkil eder ve mala zarar verme suçu işlenmiş olacaktır.
  • Bir taşınırın veya bir taşınmazın hukuka aykırı şekilde bozulması halinde TCK 151 gereği mala zarar verme suçu işlenmiş olacaktır. Bu bozma işlemi günümüzde elektronik aletlerde sıkça karşılaşabildiğimiz mala zarar verme suçu arasındadır.
  • Bir taşınırın veya bir taşınmazın hukuka aykırı şekilde kullanılmaz hale getirilmesi nedeniyle mala zarar verme suçu işlenmiş ve TCK 151 hükümlerine dayanılabileceği bildirilmiştir. Burada kullanılmaz hale getirilmesini geniş şekilde yorumlayabilmek mümkündür. Elbisenin yırtılması, elektronik aletin ıslatılması veya başka şekillerde eşya kullanılmaz hale getirilebilir ve TCK 151 hükümleri gereği mala zarar verme suçu kapsamında cezalandırılabilir.
  • Bir taşınmazın veya bir taşınmazın hukuka aykırı şekilde kirletilmesi ve bu kirletme dolayısıyla eşyanın zarar görmesi esas alınacaktır. Basit şekilde veya geçici şekilde yapılan kirletmeler bu kapsama girmeyecektir. Örnek verecek olursak arabanın boyanması burada kirletme sayılabilecektir. Bu gibi durumda da mala zarar verme suçu işlenmiş olacak ve TCK 151 hükümlerine dayanmak mümkün olacaktır.

Sahipli hayvan öldürme suçu da TCK 151/2 gereği mala zarar verme suçu kabul edilmiştir. Bu bağlamda;

  • Sahipli hayvan öldürme suçunun işlenmesi için haklı bir neden olmaksızın sahibi olan bir hayvanın öldürülmesi gerekmektedir. Burada iki türlü duruma da örnek verecek olursak sahipli olan hayvanın kendisine, bir yakınına, malına zarar verdiği durumlarda hayvanı öldüren kimse bu suçu işlemiş olmayacaktır; çünkü haklı sebebi olacaktır. Ancak haklı sebebi olmaksızın sahipli olan hayvanı zehirleyen ya da diğer yöntemlerle öldüren kimse hayvan öldürme suçu işlemiş olacak ve TCK 151/2’de yer alan mala zarar verme suçu kapsamında cezalandırılacaktır.
  • TCK 151/2 hayvan öldürme suçu kapsamında hayvanın işe yaramayacak duruma gelmesi halinden bahsedilmiştir. Örnek üzerinden anlatacak olursak kuşu olan kimsenin kuşu kanatlarının kesilmesi durumunda hayvana yapılan bu fiil nedeniyle kuştan beklenen faaliyetler meydana gelemeyeceği için TCK 151/2 gereği hayvana karşı işlenen bu suç kapsamında Mala Zarar Verme Suçu başlığı altında cezalandırma yapılacaktır.
  • Hayvan öldürmenin suçunun oluşmasında bir diğer seçimlik fiil hayvanın değerinin kaybolması halidir. Rengi,cinsi ve değeri için önemli olan bir hayvanın haksız fiil neticesinde boyanması sonucu değer kaybı yaşaması bu kapsama girebilir. Burada da suç TCK 151 gereği mala zarar verme suçu kapsamında cezalandırılacaktır.

Mala Zarar Verme Suçunun Nitelikli Halleri

Mala zarar verme suçunun nitelikli halleri TCK 152’de belirtilmiştir. TCK 152/1’e göre,

  • Mala zarar verme suçunun, kamu kurum veya kuruluşuna ait, kamu hizmeti maksadına tahsis edilmiş olan ya da kamunun yararına ayrılmış olan yer, eşya veya taşınmaza karşı işlenmesi halinde mala zarar verme suçunun nitelikli hali oluşmuş olacaktır.
  • Mala zarar verme suçu (TCK 151), yangına, sele, kazaya veya başka bir felakete karşı korunmak maksadıyla tahsis edilmiş bir mala karşı işlenmesi halinde TCK 151’de belirtilmiş olan mala zarar verme suçunun nitelikli hali oluşmuş olacaktır.
  • Mala zarar verme suçunun devlet ormanı statüsü hariç nerede olursa olsun her türlü dikili ağaç, fidan veya bağ çubuğu hakkında olması halinde mala zarar verme suçunun nitelikli hali oluşmuş olur.
  • Mala zarar verme suçunun sulamaya, içme sularının sağlanmasına veya afetlerden korumaya yarayan tesislere yönelik olması halinde TCK 151’de belirtilen mala zarar verme suçunun nitelikli hali oluşmuş olacaktır.
  • Mala zarar verme suçunun (TCK 151) grev veya lokavt hallerinde işverenlerin, işçilerin, işveren, işçi sendika, konfederasyonlarının maliki olduğu veya kullanımda olan bina, tesis veya eşya hakkında olması durumunda mala zarar verme suçunun nitelikli hali oluşur.
Mala zarar verme suçunun siyasi partilerin, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının ve üst kuruluşlarının maliki olduğu veya kullanımda olan bina, eşya veya tesis hakkında işlenmesi halinde TCK 151’de belirtilen Mala Zarar Verme Suçunun nitelikli hali oluşmuş olacaktır. Mala zarar verme suçunun sona ermiş olsa bile, görevinden ötürü öç almak amacıyla bir kamu görevlisinin zararına olarak işlenmesi halinde TCK 151’de belirtilen Mala Zarar Verme Suçunun nitelikli hali oluşmuş olur.

Bu durumlar dışında mala zarar verme suçunun işlenişi bakımından da nitelikli hal oluşmuş olur. Bu biçimler TCK 152/2’de belirtilmiştir.

Mala zarar verme suçunun, eşyanın veya taşınmazsın yakılması, yakıcı veya patlayıcı madde yoluyla gerçekleşmesi halinde TCK 151’de belirtilen mala zarar verme suçunun nitelikli hali oluşmuş olacaktır. Mala zarar verme suçunun (TCK 151) heyelana, çığa, sele veya taşkına neden olması halinde de bu suç tipinin nitelikli hali oluşmuştur. Mala zarar verme suçunun radyasyona maruz kalarak, nükleer-biyolojik veya kimyasal silah kullanarak işlenmesi halinde suçun nitelikli hali oluşur ve cezada artırım meydana getirilecektir. TCK 152/3’te ise mala zarar verme suçunun işlenmesi sonucunda haberleşme, enerji ya da demiryolu veya havayolu ulaşımı alanında kamu hizmetinin geçici de olsa aksaması hâlinde, TCK 151 ve varsa TCK 152’deki hükümlerde belirtilen ceza yarısından iki katına kadar artırılır.

Mala Zarar Verme Suçunun Cezası

Mala zarar verme suçunun cezası TCK 151 ve TCK 152’deki hükümlerde belirlenmiştir. Suçun basit haline göre; başkasının taşınır veya taşınmaz malına kısmen veya tamamen yıkan, bozan, kullanılmaz hale getiren veya kirleten kişiye mağdurun zarar görmesi halinde 4 ay ila 3 yıl hapis cezası verilir. Sahipli hayvan öldürülmesi halinde, hayvanı işe yaramayacak duruma sokma durumunda ya da hayvanın değerinin azaltılması halinde de 4 aydan 3 yıla kadar hapis cezası verilir. Bu da hayvan öldürme suçunun cezası olarak da bilinir. Yukarıda da belirttiğimiz nitelikli haller durumlarında TCK 152/1 verilecek olan cezanın 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası olacağını düzenlemiştir. Mala zarar verme suçunun işlenişi bakımından nitelikli hallere baktığımız zaman ise verilecek olan cezanın 1 kat artırılacağı düzenlenmiştir.Mala zarar verme suçu dolayısıyla haberleşme, ulaşım, iletişim vb araçlarda aksama olma durumunda verilecek olan ceza da %50 ila %200 ceza artırımı meydana gelecektir. TCK 151’de ve TCK 152’de belirtilen mala zarar verme suçunun işlenmesi durumunda suçun adli para cezasına çevrilmesi mümkündür. TCK 151 ve TCK 152’de belirtilen mala zarar verme suçunda ceza hakkında mahkemenin Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) kararı verilebilecektir. TCK 151 ve TCK 152 de belirtilen mala zarar verme suçunda ceza ertelemesi kararı verilebilmesi mümkündür.

Mala Zarar Verme Suçunda Zamanaşımı Süresi

Mala zarar verme suçunda zamanaşımı süresi TCK 66’da belirtilen hükümlere göre belirlenir. Bu hükme göre cezası 5 yıla kadar olan veya adli para cezası gerekecek cezalar için belirlenen dava zamanaşımı süresi 8 yıldır.

Mala Zarar Verme Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme

Mala zarar verme suçunda görevli ve yetkili mahkeme suçun işlendiği yerde bulunan Asliye Ceza Mahkemesidir.

T.C. YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ

E. 2007/4802 K. 2008/1157

T. 28.2.2008

• KAMU MALINA ZARAR VERME ( Sanığın Lojman Pencere Camı Kırmaktan İbaret Eylemi Kamu Malına Zarar Verme Suçunu Değil TCK 151/1. Maddesinde Düzenlenen Mala Zarar Verme Suçunu Oluşturduğu ) • ŞİKAYETTEN VAZGEÇME ( Sanığın Lojman Pencere Camı Kırmaktan İbaret Eylemi Kamu Malına Zarar Verme Suçunu Değil TCK 151/1. Maddesinde Düzenlenen Mala Zarar Verme Suçunu Oluşturduğu ) • LOJMAN PENCERE CAMINI KIRMAK ( Kamu Malına Zarar Verme Suçunu Değil TCK 151/1. Maddesinde Düzenlenen Mala Zarar Verme Suçunu Oluşturduğu ) TCK 151, TCK 152 ÖZET : Sanığın lojman pencere camı kırmaktan ibaret eylemi kamu malına zarar verme suçunu değil, TCK 151/1. maddesinde düzenlenen mala zarar verme suçunu oluşturur. Bu suçun takibi şikayete bağlıdır. DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü: KARAR : Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine, Ancak; 1- 5237 sayılı TCK 152/1-a maddesinin kamu kurum ve kuruluşlarına ait, kamu hizmetine tahsis edilmiş veya kamunun yararlanmasına ayrılmış yer, bina, tesis veya diğer eşyaya zarar verilmesi halinde uygulanabileceği, şikayetçinin mesken olarak kullandığı lojmanın mülkiyeti kamuya ait olmakla birlikte kamu hizmetine tahsis edilmiş sayılamayacağı, bu nedenle sanığın lojman pencere camını kırmaktan ibaret eyleminin 5237 sayılı TCK 151/ı. maddesinde tanımlanan suçu oluşturacağı ve takibinin şikayete bağlı olup müştekinin 09.11.2005 tarihli oturumda şikayetten vazgeçtiği anlaşıldığından sanığın hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesisi, 2- 5237 sayılı TCK'nın 53/1. maddesinin ( c ) bendinde yer alan hak yoksunluğunun anılan maddenin 3. fıkrası uyarınca koşullu salıverme tarihine kadar olabileceğinin düşünülmemesi, kanuna aykırı, 3- Hükümden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun'un 562. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK'nın 231. maddesinin "hükmün açıklanmasının geri bırakılması"na ilişkin hükmü uyarınca sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı ( BOZULMASINA ), 28.02.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi. T.C. YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ E. 2014/32216 K. 2015/19319 T. 17.6.2015 • MALA ZARAR VERME ( Tek Başına Bulunduğu Cezaevi Koğuşunda Kendine Ait Battaniyeyi Boş Bir Ranzanın Üzerinde Ateşe Vermesi Sonucu Çıkan Yangında Koğuş Duvarlarının Zarar Görmesi Şeklindeki Eyleminde Sanığın Kamu Malına Zarar Verme Kastı İle Hareket Ettiği - TCK 152/1-A TCK 152/2-A Md.lerince Cezalandırılması Gerektiği ) • CEZAEVİ KOĞUŞUNDA KENDİNE AİT BATTANİYEYİ YAKMA ( Boş Bir Ranzanın Üzerinde Ateşe Vermesi Sonucu Çıkan Yangında Koğuş Duvarlarının Zarar Görmesi Şeklindeki Eyleminde Sanığın Kamu Malına Zarar Verme Kastı İle Hareket Ettiği - TCK 152/1-A ve TCK 152/2-A Md.lerince Cezalandırılacağı ) • KAMU MALINA ZARAR VERME ( Sanığın Tek Başına Bulunduğu Cezaevi Koğuşunda Kendine Ait Battaniyeyi Boş Bir Ranzanın Üzerinde Ateşe Vermesi Sonucu Çıkan Yangında Koğuş Duvarlarının Zarar Görmesi - TCK 152/1-A ve 152/2-A Md.lerince Cezalandırılması Gerektiği ) TCK 152/1a-2a ÖZET : Tek başına bulunduğu cezaevi koğuşunda kendine ait battaniyeyi boş bir ranzanın üzerinde ateşe vermesi sonucu çıkan yangında koğuş duvarlarının zarar görmesi şeklindeki eyleminde sanığın, kamu malına zarar verme kastı ile hareket ettiğinin kabülü ile TCK 152/1-a, TCK 152/2-a maddelerince cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, eylemin genel güvenliği kasten tehlikeye sokma suçunu oluşturduğu kabul edilerek karar verilmesi, yasaya aykırıdır. DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü: KARAR : Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine, Ancak; Tek başına bulunduğu cezaevi koğuşunda kendine ait battaniyeyi boş bir ranzanın üzerinde ateşe vermesi sonucu çıkan yangında koğuş duvarlarının zarar görmesi şeklindeki eyleminde sanığın, kamu malına zarar verme kastı ile hareket ettiğinin kabülü ile TCK 152/1-a, TCK 152/2-a maddelerince cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, eylemin genel güvenliği kasten tehlikeye sokma suçunu oluşturduğu kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmesi, SONUÇ : Yasaya aykırı, sanığın ve Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken CMUK.nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 17.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Hakaret Suçu ve Cezası 

Hakaret Suçu ve Cezası TCK 125’te nitelendirmesiyle birlikte TCK 125 ile TCK 131.maddeleri arasında düzenlenmiş ve başlık olarak Şerefe Karşı İşlenen Suçlar arasında yer almıştır. Hakaret suçu işlenmesi bakımından kişinin yüzüne karşı işlenebileceği gibi günümüzde teknolojinin gelişmesiyle birlikte pek çok şekilde hayatımızda karşımıza çıkmaktadır. Whatsapptan hakaret, facebooktan hakaret, twitterdan hakaret, sms yoluyla hakaret gibi şekillerde hakaret suçunun oluştuğunu görmekteyiz.

Hakaret Suçunun Oluşması

Hakaret suçunun oluşması TCK 125’te şu şekilde nitelendirilmiştir: Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını zedeleyici şekilde somut bir fiil ya da olgu isnat edilmesiyle veya sövmek suretiyle bir kimsenin onuruna, şerefine veya haysiyetine saldıran kişi hakaret suçu işlemiş olacaktır. Mağdurun gıyabında (kendisi o ortamda bulunmadığı yerlerde) hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.

Hakaret Suçunda Mağdur

Hakaret suçunda mağdur kanunda genişçe düzenlenmiş olan bir konudur. Mağdurun kişiliği suçla ilgili nitelikli hal kapsamı getirebileceği gibi hakaret fiilinde mağdurun belirtilmemesi halinde veya gıyapta edilen hakareti de kanun farklı şekillerde ele almıştır. Buna göre, hakaret edilen kişinin kamu görevlisi olması halinde, dinin gereklerini yerine getiren bir kişi olması halinde, kişilerin kutsal saydığı bir değer karşı yapılması halinde hakaret suçunun nitelikli hali oluşmuş olur.

Hakaret suçunun gıyapta (o kişinin orada olmadığı bir ortamda) işlenmesi halinde hakaret suçu oluşması için hakaretin o kişinin dışında 3 kişi tarafından daha bilinmesi gerekmektedir. Kanun burada 3 kişiye ihtilat ederek işlenmesi gerekir şeklinde belirtmiştir.
Hakaret suçunun yüz yüze, telefonda veya internet ortamında olması suçu değiştirmez.Bu konu ile ilgili sitemizde yer alan İnternet Üzerinden Hakaret Suçu ve Cezası adlı yazımızı okumanızda fayda olacaktır.

TCK 126’da mağdurun belirlenmesi ile ilgili; ‘’Hakaret suçunun işlenmesinde mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacak bir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılır.’’ şeklinde düzenlenmiştir. Hakaret suçunun kime karşı yöneltildiği tespit edilemezse veya kişi alınganlık göstererek hakareti üzerine aldıysa mahkeme bu durumun şartlarını göz önünde bulundurarak kişiye ceza vermeyecektir.

Hakaret Suçunun İspatı

Hakaret suçunun ispatı TCK 127 kapsamında belirtilmiştir. Buna göre isnat edilen ve suç oluşturan fiilin ispat edilmesi halinde hakaret suçu oluşmayacaktır dolayısıyla kişiye bu hükümden dolayı verilmeyecektir. Bu suç nedeniyle hakaret edilen hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı verilmesi halinde isnat ispat edilmiş sayılır. Bunun dışındaki durumlarda isnadın ispat isteminin kabulü ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikayetçinin ispat edilmesi için bunda rıza göstermesi gerekir. İspat edilmiş olan durumlarda bir kişiye hakaret edilmesi halinde cezaya hüküm edilecektir.

Haksız Fiil Nedeniyle veya Karşılıklı Hakaret

Haksız fiil nedeniyle veya karşılıklı hakaret fiili TCK 129’da düzenlenmiştir. TCK 129/1’e göre haksız fiile maruz kalan bir kimsenin bu nedenle hakaret etmesi dolayısıyla verilecek olan cezada indirim yapılabileceği gibi mahkeme olayın şartlarına göre cezasızlık kararına da hükmedebilir. Şayet kişi yaralama fiilinin ardından hakaret etmişse yani hakarete maruz kalan kimse yaralama fiilini gerçekleştiren kimse ise hakaret suçu dolayısıyla ceza verilemeyeceği TCK 129/2’de belirtilmiştir. TCK 129/3’te hakaret suçunun karşılıklı işlenmesi halinde mahkeme olayın şartlarını göz önünde bulundurarak cezada indirime veya cezasızlık kararına hükmedebilir.  

Hakaret Suçunun Nitelikli Halleri

Hakaret suçunun nitelikli halleri TCK 125/3’te belirtilmiştir. TCK 125/3’e göre,

  • Hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi halinde,
  • Dİni, siyasi, felsefi, inanç ve kanaatlerinden dolayı, fikirlerinden dolayı, mensup oldukları dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı hakaret suçuna maruz kalmaları halinde,
  • Kişinin kutsal saydığı değerlerden birine bahisle hakaret suçu işlenmesi halinde hakaret suçunun nitelikli hali işlenmiş olur. TCK 125/4’te hakaret suçunun aleni şekilde işlenmesi halinde suçun cezasının artırılacağı hükmedilmiştir.

Hakaret Suçunun Cezası

Hakaret suçunun cezası TCK 125 ile TCK 131 arasında hükümlerde belirlenmiştir. Buna göre hakaret suçu kişinin hareketleriyle, eylemleriyle olabileceği gibi söylemleri vasıtasıyla da işlenebilir. Burada kanunun aradığı şart fiil sonucu mağdurun onur, şeref ve saygınlığının zedelenip zedelenmediğidir. Bununla birlikte suçun oluştuğu mahkemece hükmedilirse faile 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezası veya adli para cezası hükmedilebilecektir. Mağdurun gıyabında hakaret edildiyse bu hakareti 3 kişinin bilmesi gerektiğini kanun şart olarak koşmuştur.

Hakaret suçu kamu görevlisine görevi sebebiyle işlenirse veya kişinin; dini, siyasi, inanç, düşünce vb kanaatlerini değiştirmesine, uygulamasına, açıklamasına yönelik hakaret edilirse ya da kişinin mensup olduğu dine göre kutsal sayılan değerlerine hakaret edilmesi halinde, hakaret eden kişiye verilecek olan ceza 1 yıldan az olamaz.

Hakaretin aleni şekilde işlenmesi halinde ceza 1/6 oranında artırılır.

TCK 125/5’te; kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanacağı hükmedilmiştir.

Hakaret suçu haksız fiil neticesinde mağdur tarafında işleniyorsa burada verilecek olan hakaret suçu cezası 1/3 oranında düşürülür veya olayın şartları göz önünde bulundurularak cezaya hükmedilmez.

Hakaret suçu yaralama suçuna karşı işlenmişse, tepki olarak yapılan hakaretler suç teşkil etmeyecektir.

Hakaret suçunun karşılıklı işlenmesi halinde mahkeme olayın şartlarını göz önünde bulundurarak iki tarafa veya tek tarafa ceza verecek ya da iki tarafa karşı da 1/3 oranında indirim yapabileceği gibi ceza vermeyebilecektir.

Hakaret suçunda mahkeme adli para cezasına hükmedebilecektir. Bunun dışında mahkemenin adli para cezası yerine hapis cezası verdiği durumlarda tekrardan adli para cezası kararı verilmesi söz konusu olmayacaktır.

Hakaret suçundan dolayı verilecek olan cezalar hakkında Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) kararı verilebilmesi mümkündür.

Hakaret suçundan dolayı mahkeme Ceza Ertelemesi kararı verebilecektir.  

Kişinin Hatırasına Hakaret Etmek

Kişinin hatırasına hakaret etmek suçu TCK 130’da düzenlenmiştir. Buna göre bir kimsenin öldükten sonra hatırasına 3 kişinin bilgisi dahilinde(ihtilat ederek) hakaret eden kişiye 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezası veya adli para cezası verilecektir. Ceza, hakaretin alenen işlenmesi halinde 1/6 oranında artırılır.

Bir ölünün kısmen veya tamamen ceset ve kemiklerini alan veya kemikler ile ilgili tahkir edici davranışlarda bulunan kimseye verilecek olan hakaret suçu cezası 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıdır.  

Hakaret Suçunda Soruşturma Açılması

Hakaret suçunda soruşturma açılması TCK 131’de belirtilmiştir. Buna göre hakaret suçu kamu görevlisine karşı işleniyorsa yetkili merciiler bunu tespit ettikleri andan itibaren re’sen dikkate almak durumundadırlar.

Kamu personeline karşı işlenen hakaret suçu dışında kalan tüm hakaret suçlarının soruşturma ve kovuşturması yapılabilmesi için mağdurun ya da mağdur öldüyse altsoy- üstsoy, eşi veya kardeşleri tarafından şikayette bulunulabilir.

Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu

Cumhurbaşkanına hakaret suçu TCK 299’da düzenlenmiştir. Buna göre Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun yani cumhurbaşkanına hakaret suçunun alenen işlenmesi halinde verilecek olan ceza 1 kat artırılabilir. Cumhurbaşkanına hakaret suçunda kovuşturma yapılabilmesi Adalet Bakanının iznine bağlıdır.

Hakaret Suçunda Zamanaşımı Süresi

Hakaret suçunda zaman aşımı süresi TCK 125 ile TCK 131 arasında değil genel hüküm olan TCK 66’da belirtilmiştir. Buna göre hakaret suçunda dava zamanaşımı süresi hakaret fiilinin işlenmesinin ardından 8 yıl sonunda dava zamanaşımına uğrayacaktır.

Hakaret Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme

Hakaret suçunda görevli ve yetkili mahkeme suçun işlendiği yerde bulunan Asliye Ceza Mahkemesidir.

Hakaret Suçu ile İlgili Yargıtay Kararları
T.C. YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ
E. 2012/24981 K. 2014/1337
T. 21.1.2014
  • BEDDUA NİTELİĞİNDEKİ SÖZLERİN HAKARET SAYILMAMASI ( Sanığın Yargıtay’ın İnternet Sitesine Gönderdiği Mailde ( E-Posta ) Yer Alan Allah Belanı Versin Şeklindeki Sözlerin Beddua Niteliğinde Olduğu/Diğer Sözlerin Müştekiye Yönelik Olmadığı – Beraat Kararı Verileceği )
  • ALLAH BELANI VERSİN ŞEKLİNDEKİ SÖZLERİN BEDDUA SAYILMASI ( Sanığın Yargıtay’ın İnternet Sitesine Gönderdiği Mailde ( E-Posta ) Yer Alan Sözlerin Hakaret Suçu Teşkil Etmeyeceği )
  • MAİL ( E-POSTA ) YOLU İLE HAKARET ( Sanığın Yargıtay’ın İnternet Sitesine Gönderdiği Mailde ( E-Posta ) Yer Alan Allah Belanı Versin Şeklindeki Sözlerin Beddua Niteliğinde Olduğu/Diğer Sözlerin Müştekiye Yönelik Olmadığı – Beraat Kararı Verileceği )
  • MÜŞTEKİYE YÖNELİK OLMAYAN SÖZLERİN HAKARET SUÇU OLUŞTURMAMASI ( Sanığın Yargıtay’ın İnternet Sitesine Gönderdiği Mailde ( E-Posta ) Yer Alan Allah Belanı Versin Şeklindeki Sözlerin Beddua Niteliğinde Olduğu/Diğer Sözlerin Müştekiye Yönelik Olmadığı – Beraat Kararı Verileceği )
  • BERAAT KARARI ( Sanığın Yargıtay’ın İnternet Sitesine Gönderdiği Mailde ( E-Posta ) Yer Alan Allah Belanı Versin Şeklindeki Sözlerin Beddua Niteliğinde Olduğu/Diğer Sözlerin Müştekiye Yönelik Olmadığı – Hakaret Suçundan Beraatı Gerektiği )

TCK 125

ÖZET : Sanık, Yargıtay’ın internet sitesine “ Allah belanı versin …” yazılı mail göndermiştir. “Allah belanı versin” şeklindeki sözler beddua niteliğinde olup “…” şeklindeki kısmının ise müştekiye yönelik olmadığından sanığın beraatı gerekir.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- )Sanığın, Yargıtay’ın internet sitesine gönderdiği “ Allah belanı versin …” yazılı mailde, yazının ilk kısmında bulunan “Allah belanı versin” şeklindeki sözlerin beddua niteliğinde olması ve “…” şeklindeki kısmının ise M.’a yönelik olmaması nedeniyle sanığın beraati yerine, kanuni olmayan gerekçe ile mahkûmiyetine karar verilmesi,

2- )Kabule göre de;

a )TCK’nın 62. maddesi uyarınca sanığın cezasından indirim yapılırken, hesap hatası sonucu, 304 gün adli para cezası yerine 305 gün, sonuç adli para cezasının da 6080 TL yerine 6100 TL olarak fazla belirlenmesi,

b )Sabıkasız olan sanığa yükletilen hakaret suçundan dolayı, maddi ( somut ) nitelikte bir zararın oluşmaması karşısında, CMK’nın 231/6. maddesi uyarınca, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak, yeniden suç işleyip işlemeyeceği konusunda bir değerlendirme yapılıp, sonucuna göre hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla ilgili bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, “şartları oluşmadığı” şeklindeki kanuni ve yeterli olmayan gerekçeyle, anılan Kanun maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı ve sanığın temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden hükmün BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 21.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C. YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ
E. 2015/44225 K. 2017/15354
T. 21.12.2017

• HAKSIZ FİİL NEDENİYLE HAKARET ( Kasten Yaralama Suçuna Tepki Olarak İşlendiğinin Kabulüne Rağmen TCK’nın 129/2. Maddesi Yerine Aynı Kanun’un 129/1. Maddesinin Tatbikinin İsabetsiz Olduğu – Hakaret Suçunun Kasten Yaralama Suçuna Tepki Olarak İşlenmesi Halinde Kişiye Ceza Verilmeyeceği )

• GÖREVİ YAPTIRMAMAK İÇİN DİRENME SUÇU ( Haksız Fiil Nedeniyle Hakaret – Sanığın Katılanların Kendisini Darp Ettiğini Savunduğu/Katılanların Kademeli Güç Kullanmasında Sınırı Aşarak Sanığı Darp Ettiklerinin Kabul Edildiği – Hakaret Suçunda TCK’nın 129. Maddesinin Tatbiki Karşısında Direnme Suçunda da Haksız Tahrik Hükümlerinin Uygulanıp Uygulanmayacağının Tartışılmamasının Bozmayı Gerektirdiği )

• ZİNCİRLEME SUÇ ( Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçu – Sanığın Birden Fazla Görevliye Karşı Bir Suç İşleme Kararı Kapsamında Tek Bir Fiille Hakaret Edip Direnmesine Karşın TCK’nın 43/2. Maddesinin Uygulanmamasının İsabetsiz Olduğu )

• EK SAVUNMA HAKKI ( Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçu – Suçun Kişinin Kendisini Tanınmayacak Bir Hale Koyması Suretiyle veya Birden Fazla Kişi Tarafından Birlikte İşlenmesi Halinde Verilecek Ceza Üçte Biri Oranında Artırılacağı – Ek Savunma Hakkı Verilmeden İddianamede Gösterilmeyen TCK’nın 265/3. Maddesinin Uygulanması Suretiyle CMK’nın 226/2. Maddesine Aykırı Davranılmasının Bozmayı Gerektirdiği )

• ÖNCEKİ HÜKMÜN AYNEN AÇIKLANMASI ( Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçu – Mahkemece Kendisine Herhangi Bir Yükümlülük Yüklenmeyen ve Denetim Süresi İçerisinde Kasıtlı Suç İşleyen Sanık Hakkında Önceki Hükmün Aynen Açıklanması İle Yetinilmesi Gerektiği/Açıklanması Geri Bırakılan Hükümdeki Hapis Cezasından Daha Fazla Cezaya Hükmedilmesinin İsabetsiz Olduğu )5237/m.TCK 43, TCK 129, TCK 265/35271/m.226/2

ÖZET : Dava, hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarına ilişkindir.

Hakaret suçunun, kasten yaralama suçuna tepki olarak işlendiğinin kabulüne rağmen, TCK 129/2. maddesi yerine aynı Kanun’un TCK 129/1. maddesinin tatbiki,

Sanığın, birden fazla görevliye karşı bir suç işleme kararı kapsamında tek bir fiille hakaret edip direnmesine karşın, TCK’nın 43/2. maddesinin uygulanmaması,

Sanığın, katılanların kendisini darp ettiğini savunması, katılanların kademeli güç kullanmasında sınırı aşarak sanığı darp ettiklerinin kabul edilmesi ve hakaret suçunda da TCK 129. maddesinin tatbiki karşısında, olayın çıkış nedeni ve gelişimi üzerinde durularak sonucuna göre direnme suçunda da haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması,

Ek savunma hakkı verilmeden, iddianamede gösterilmeyen TCK’nın 265/3. maddesinin uygulanması suretiyle CMK’nın 226/2. maddesine aykırı davranılması,

Mahkemece kendisine herhangi bir yükümlülük yüklenmeyen ve denetim süresi içerisinde kasıtlı suç işleyen sanık hakkında, önceki hükmün aynen açıklanması ile yetinilmesi gerekirken, görevi yaptırmamak için direnme suçunda, yeniden değerlendirme sonucu, açıklanması geri bırakılan hükümdeki hapis cezasından daha fazla cezaya hükmedilmesi isabetsizdir.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- ) Hakaret suçunun, kasten yaralama suçuna tepki olarak işlendiğinin kabulüne rağmen, TCK 129/2. maddesi yerine aynı Kanun’un 129/1. maddesinin tatbiki,

2- ) Sanığın, birden fazla görevliye karşı bir suç işleme kararı kapsamında tek bir fiille hakaret edip direnmesine karşın, TCK 43/2. maddesinin uygulanmaması,

3- )Sanığın, katılanların kendisini darp ettiğini savunması, katılanların kademeli güç kullanmasında sınırı aşarak sanığı darp ettiklerinin kabul edilmesi ve hakaret suçunda da TCK 129. maddesinin tatbiki karşısında, olayın çıkış nedeni ve gelişimi üzerinde durularak sonucuna göre direnme suçunda da haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması,

4- )Ek savunma hakkı verilmeden, iddianamede gösterilmeyen TCK’nın 265/3. maddesinin uygulanması suretiyle CMK’nın 226/2. maddesine aykırı davranılması,

5- ) CMK’nın 231/11. maddesinde yer alan düzenlemeye göre, mahkemece kendisine herhangi bir yükümlülük yüklenmeyen ve denetim süresi içerisinde kasıtlı suç işleyen sanık hakkında, önceki hükmün aynen açıklanması ile yetinilmesi gerekirken, görevi yaptırmamak için direnme suçunda, yeniden değerlendirme sonucu, açıklanması geri bırakılan hükümdeki hapis cezasından daha fazla cezaya hükmedilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı ve sanığın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye kısmen uygun olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken 1412 Sayılı CMUK’nın 326/ son maddesinin gözetilmesine, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 21.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yağma (Gasp) Suçu

Yağma (Gasp) Suçu TCK 148 ve devamındaki maddelerde düzenlenen ve Mal varlığına Karşı İşlenen Suçlar başlığı altında düzenlenen bir suç tipidir. Yağma suçu (Gasp Suçu) bileşik eski tabire göre mürekkep suç kabul edilir. Bunun anlamı yağma suçunun, hırsızlık ile cebir ya da tehdit suçlarının bir arada meydana gelmesiyle gasp etmenin gerçekleşeceğidir.

Yağma (Gasp) Suçunun Oluşması

Yağma (Gasp) suçunun oluşması için bir kişinin bir başkasının, kendisine veya yakınına zarar vermek, vücut veya cinsel dokunulmazlığına saldırıda bulunulacağına ya da malvarlığına zarar verileceğine bahisle tehdit edilmesi veya cebir kullanılması sonucu; bir malı teslim etmeye zorlamak veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur eden kişi cebir suçu işlemiş (gasp etmiş) olur. Gasp etmek bir malın alınması şeklinde olabileceği gibi bir senedin imzalanması, senet haline getirilebilecek bir kağıdı imzalatmak veya varolan senetleri yok etme şeklinde de karşımıza çıkabilir.

Yağma Suçunun Nitelikli Halleri

Yağma suçunun nitelikli halleri, kanunda belirtilen adıyla Nitelikli Yağma Suçu TCK 149’da yer verilmiştir. Buna göre yağma suçunun silahla işlenmesi halinde, kişinin kendisini tanınmayacak bir hale sokmak suretiyle yağma suçunu gerçekleştirmesiyle, birden fazla kişiyle yapılması durumunda, yol kesmek suretiyle ya da konutta, işyerinde veya bunların eklentilerinde gasp edilmiş ise, gasp etme suçunun beden ve ruh sağlığı bakımından kendini koruyamayacak durumda olan birisine karşı yapılması halinde, Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak gasp edilirse, yağma suçunun gece işlenmesi durumunda ve suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla gasp etme eylemi gerçekleşiyorsa nitelikli yağma suçu (gasp suçu) işlenmiş olacaktır.

TCK 149/2’de yağma suçunun(gasp suçunun) işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun ağırlaşmış sonuçlarının oluşması halinde ayrıca, Kasten Yaralama Suçuna ilişkin hükümler de uygulanacaktır.

Yağma Suçunun Cezası

Yağma suçunun cezası TCK 148 ve TCK 149’da belirtilmiştir. Buna göre TCK 148/1’deki hüküm uyarınca bir başkasını , kendisinin veya yakınının hayatına vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleşeceğinden ya da malvarlığı itibariyle büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak bir malı teslime ya da malın alınmamasına mecbur bırakan kişi gasp etme fiilleri nedeniyle 6 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır.

Cebir veya tehdit yoluyla mağduru bir senet yapmaya, senet yapılabilecek bir kağıdı imzalamaya veya varolan senetlerin yok edilmesine zorlanması da TCK 148/2 gereği yağma suçunu (gasp suçunu) oluşturacağı düzenlenmiş ve bu durumda da faile verilecek olan suç 6 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasıdır.

Yağma suçunun;

  • Silahla işlenmesi halinde,
  • Kişinin kendini tanınmayacak hale sokması suretiyle gasp eyleminde bulunmasıyla,
  • Birden fazla kişinin gasp etmesi sonucu,
  • Yol keserek, konutta, işyerinde ya da bunların eklentilerinde,
  • Beden ve ruh sağlığı yerinde olmayan kimselere karşı işlenmesi halinde,
  • Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak gasp edilirse,
  • Suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla gasp ediliyorsa,
  • Suç gece vakti işleniyorsa nitelikli yağma suçu (gasp suçu) işlenmiş olur ve bu suçu işleyen kişilere verilecek olan cezayı TCK 149/1, 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası olarak belirlemiştir.

Yağma suçu ile ilgili Adli Para Cezasına hükmetmek söz konusu değildir.

Yağma suçu için öngörülen cezaların 2 yılı aşkın süreli olmasından dolayı Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) kararı verilmesi söz konusu değildir.

Yağma suçundan dolayı ceza ertelemesi kararı verilemeyecektir.

Yağma Suçunda Daha Az Cezayı Gerektiren Haller

Yağma suçunda daha az cezayı gerektiren hallere TCK 150’de yer verilmiştir. Buna göre TCK 150/1’e göre, kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil etmesi amacıyla tehdit veya cebir kullanması durumunda yağma suçu (gasp suçu) hükümlerine göre değil ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanacaktır. Sitemizde bu konularla ilgili yer alan Tehdit Suçu veya Kasten Yaralama Suçu yazılarını okuyabilirsiniz.

TCK 150/2 gasp edilen malın değerinin düşük olması halinde verilecek olan cezada 1/3 – 1/2 oranında indirim yapılabileceğini hükmetmektedir.

Yağma Suçunda Teşebbüs

Yağma suçunda teşebbüs aşamasında kalması mümkündür. Cebir kullanırken malı alma eyleminde muvaffak olamamak, tehdit sonucu senedi imzalatamamak veya imzalatmakla birlikte kullanamadan yakalanmak, gasp etme eylemi gerçekleşirken yakalanma gibi pek çok şekilde bu suç teşebbüs aşamasında kalabilir. Teşebbüs durumları TCK 35’te şöyle belirtilmiştir: ‘’Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur. ‘’ ve ‘’Suça teşebbüs halinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine 13 yıldan 20 yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine 9 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir. ‘’ Yani örnek verecek olursak yağma suçundan dolayı 6-10 yıl hapis cezası alabilecek olan kişinin bu gasp eyleminin yani yağma suçunun teşebbüs aşamasında kalmasından dolayı verilecek olan cezası mahkemenin takdiri ışığında 1/4 ila 3/4 oranında düşürülecektir.

Yağma Suçunda Zamanaşımı Süresi

Yağma suçunda zamanaşımı süresi TCK 66’daki genel hüküm çerçevesinde belirlenecektir. Buna göre verilecek olan hapis cezasının 5 yıldan fazla ve 20 yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda dava zamanaşımı süresi 15 yıl olarak belirlenmiştir.

Yağma Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme

Yağma suçunda görevli ve yetkili mahkeme suçun işlendiği yerde bulunan Ağır Ceza Mahkemesidir.

Yağma Suçu ile İlgili Yargıtay Kararları

T.C. YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ

E. 2006/21810 K. 2010/15570

T. 11.10.2010

  • YAĞMA ( Sanığın Kendi İşyerinde Katılan Alacaklısına Karşı Suçu İşlediği – 5237 TCK 149/1-d’nin Uygulanması Gereği )
  • İŞYERİNDE YAĞMA ( Sanığın Katılan Alacaklısının Elinde Bulundurduğu Çeki Almak İçin Kendi İşyerinde Suçu İşlediği Gasp – 5237 S.K. Md. 148/2 Yerine Md. TCK 149/1-d’nin Uygulanacağı )
  • KİŞİYİ HÜRRİYETİNDEN YOKSUN KILMA ( Sanığın Kendi İşyerinde Katılan Alacaklısına Karşı Kapıyı Kilitleyerek Yağma Suçunu İşlediği – Yağma Suçunun Yanında Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçunun da İşlendiğinin Gözönüne Alınacağı ) TCK 109, TCK 148, TCK 149

ÖZET : Sanıktan alacaklı olan katılanın, çeke bağlı alacağını almak için sanığın gündüz işyerine geldiği, burada sanığın önce işyerinin kapısını kilitlediği, daha sonra zor kullanarak suça konu çeki aldığı kabul edildiği halde, yağma eylemi işyerinde işlendiği halde, sanık hakkında 5237 sayılı TCK 149/1-d yerine TCK 148/2’nin uygulanması hukuka aykırıdır. Olayda yağma suçunun yanı sıra kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunu da oluşturduğunun gözetilmelidir.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Sanıktan alacaklı olan katılanın, çeke bağlı alacağını almak için sanığa ait işyerine gündüz vakti geldiği, burada sanığın önce işyerinin kapısını kilitlediği, daha sonra zor kullanarak suça konu çeki aldığı açıklanıp, kabul edildiği halde, yağma eylemi işyerinde işlendiği halde, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nun 149/1-d. maddesi yerine, 148/2 maddesinin uygulanması, yağma suçunun (gasp suçu) yanı sıra aynı yasanın 109/1-2.maddesinde tanımlanan kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunu da oluşturduğunun gözetilmemesi, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

SONUÇ : Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler kurulunun takdirine göre sanık savunmanının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, sanık hakkındaki eleştiri dışında usul ve yasaya uygun bulunan hükmün tebliğname gibi ONANMASINA, 11.10.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ

E. 2010/24196 K. 2011/7684

T. 2.6.2011

• DEĞER AZLIĞI ( Sanığın 10 Lira İstediği Olumsuz Yanıt Alınca Yakınanı Bıçakla Öldürmeye Kalkıştığı/Kan Akması Üzerine Olay Yerinden Kaçtığı – Başka Bir Eşya Almak İstediğine Dair Kanıt Olmadığı/TCK. Md. 150/2’nin Uygulanması Gerektiği )

• YAĞMAYA KALKIŞMA SUÇU ( Sanığın 10 Lira İstediği Olumsuz Yanıt Alınca Yakınanı Bıçakla Öldürmeye Kalkıştığı/Kan Akması Üzerine Olay Yerinden Kaçtığı – TCK. Md. 150/2’nin Uygulanması Gerektiği/Başka Bir Eşya Almak İstediğine Dair Kanıt Olmadığı )

• TEKERRÜR HÜKÜMLERİ(Kasten Öldürmeye Kalkışma Suçundan Kurulan Hükümde Uygulanıp Yağmaya Kalkışma Suçundan Kurulan Hükümde Uygulanmamasının Bozmayı Gerektirdiği)

TCK 58, TCK 148, TCK 150/2

ÖZET : Sanığın 10 lira para vermesini istediği, olumsuz yanıt alınca bıçakla öldürmeye kalkıştığı yakınanın sol bileğinden çok miktarda kan akması üzerine olay yerinden kaçtığı anlaşılmaktadır. Başkaca bir eşya almak istediğine dair kanıt bulunmadığından, hakkında değer azlığını düzenleyen TCK.nun 150/2. maddesinin uygulanması gerektiğinin düşünülmemesi,

Kasten öldürmeye kalkışma suçundan kurulan hükümde uygulanmasına karşın, yağmaya kalkışma suçundan kurulan hükümde TCK.nun 58. maddesinin uygulanmaması, isabetsizdir.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : 1-Yağma suçunu (gasp suçu) işlemeyi kolaylaştırmak amacıyla yakınanı öldürmeye kalkışan sanık hakkında TCK.nun 82/1-h maddesiyle hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, TCK.nun 81. maddesiyle uygulama yapılması,

2-Sanığın 10 lira para vermesini istediği, olumsuz yanıt alınca bıçakla öldürmeye kalkıştığı yakınanın sol bileğinden çok miktarda kan akması üzerine olay yerinden kaçtığının anlaşılması karşısında; kastının 10 lira paranın alınmasına yönelik olduğu, başkaca bir eşya almak istediğine dair dosyaya yansıyan kanıt bulunmadığının anlaşılması karşısında; hakkında değer azlığını düzenleyen TCK 150/2. (Gasp Suçu) maddesinin uygulanması gerektiğinin düşünülmemesi,

3-Kasten öldürmeye kalkışma suçundan kurulan hükümde uygulanmasına karşın, yağmaya kalkışma suçundan kurulan hükümde TCK.nun 58. maddesinin uygulanmaması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, Yerel Cumhuriyet Savcısı ile sanık ve savunmanının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle istem gibi BOZULMASINA, 02.06.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İnsan Üzerinde Deney Suçu

İnsan Üzerinde Deney Suçu TCK 90’da belirtilen ve Kişilere Karşı İşlenen suçlardandır. Tıp biliminin en önemli gayesi insan sağlığını hastalıklardan korumak ve oluşacak sorunlardan çare bulmaktır. Tıp belirli amaç ve gayeler doğrusunda kendini sürekli geliştirme durumundadır. İnsanlar üzerinde gelişmelerin sonu gelmeyeceği açıktır. Bu konudaki çalışmalar sonsuza dek süreceği gibi kontrolsüz şekilde işlemlerin yapılması da söz konusu değildir. Çünkü bu gibi durumlarda ortada korunması gereken hukuki değer insanın can sağlığı yani yaşam hakkıdır. Deney bilimsel çalışmaların ilk aşamalarıdır. Deneme ise hastalığın tedavi konusunda olumlu ölçülerin baz alınarak hasta insan üzerinde yapılan işlemdir. Yeni bir metod gelişimi ve hastanın iyileştirme amacı gütse de deney ve deneme işlemlerinin çok sıkı şekilde denetlenmesi gerekmektedir.

İnsan Üzerinde Deney Suçunun Oluşması

İnsan üzerinde deney suçunun oluşması için TCK 90’da belirtilen şartlara uyulması gerekir. Daha doğru ifade etmek gerekirse deney suçu işlememek için kesinlikle TCK 90’da belirtilen şartlar yerine getirilmelidir. TCK 90’da belirtilen şartlardan birinin bile yerine getirilmemesi Deney Suçunu oluşturmaya yetecektir. TCK 90’a göre;

  • Deneyle ilgili olarak yetkili kurul veya makamlardan gerekli iznin alınmış olması gerekir.
  • Deneyin öncelikle insan dışı deney ortamında veya yeterli sayıda hayvan üzerinde yapılmış olması şartı aranır.
  • İnsan dışı deney ortamında veya hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucunda ulaşılan bilimsel verilerin, varılmak istenen hedefe ulaşmak açısından bunların insan üzerinde de yapılmasını gerekli kılması gerekir.
  • Deneyin, insan sağlığı üzerinde öngörülebilir zararlı ve kalıcı bir etki bırakmaması aranır.
  • Deney sırasında kişiye insan onuruyla bağdaşmayacak ölçüde acı verici yöntemlerin uygulanmaması gerekir.  
  • Deneyle varılmak istenen amacın, bunun kişiye yüklediği külfete ve kişinin sağlığı üzerindeki tehlikeye göre daha ağır basması gerekir.
  • Deneyin mahiyet ve sonuçları hakkında yeterli bilgilendirmeye dayalı olarak açıklanan rızanın yazılı olması ve herhangi bir menfaat teminine bağlı bulunmaması gerekir.

Çocuklar Üzerinde Deney Yapılabilmesi

Çocuklar üzerinde deney yapılabilmesi için TCK 90/2’deki hükümlerinin yanı sıra TCK 90/3’te yer alan hükümdeki şartların da gerçekleşmesi gerekmektedir. TCK 90/3’teki diğer şartlar:

  • Yapılan deneyler sonucunda ulaşılan bilimsel verilerin, varılmak istenen hedefe ulaşmak açısından bunların çocuklar üzerinde de yapılmasını gerekli kılması,
  • Rıza açıklama yeteneğine sahip çocuğun kendi rızasının yanı sıra ana ve babasının veya vasisinin yazılı muvafakatinin de alınması,
  • Deneyle ilgili izin verecek yetkili kurullarda çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanının bulunması gerekir.

TCK 90/2’deki ve burada yer alan TCK 90/3’teki hükümlerden herhangi birinin yerine getirilmemesi halinde deney suçu oluşmuş olacaktır.

İnsan Üzerinde Deney Suçunun Nitelikli Halleri

İnsan üzerinde deney suçunun nitelikli halleri TCK 90’ın devamındaki hükümlerde yer almıştır. TCK 90/4’e göre hasta olan insan üzerinde rıza olmaksızın tedavi amaçlı denemede bulunan kişi deney suçu işlemiş olacaktır. Ancak, bilinen tıbbi müdahale yöntemlerinin uygulanmasının sonuç vermeyeceğinin anlaşılması üzerine, kişi üzerinde yapılan rızaya dayalı bilimsel yöntemlere uygun tedavi amaçlı deneme, ceza sorumluluğunu gerektirmez. Açıklanan rızanın, denemenin mahiyet ve sonuçları hakkında yeterli bilgilendirmeye dayalı olarak yazılı olması ve tedavinin uzman hekim tarafından bir hastane ortamında yapılması gerekir. Bu şartlar yerine getirilirse ancak deney suçu işlenmiş olmayacaktır.
TCK 90/5’te yer alan hükme göre, insan üzerinde bilimsel deney yapan kişinin, deney sonucu hastayı (mağduru) yaralaması veya öldürmesi halinde burada deney suçu hükümlerine göre değil insan yaralama veya insan öldürme suçu hükümlerine göre ceza alacaktır.

Özel Hastanede Gerçekleşen İnsan Üzerinde Deney Suçu

Özel hastanede gerçekleşen insan üzerinde deney suçunda, tüzel kişinin yapmış olduğu faaliyetten dolayı özel hastaneye karşı da güvenlik tedbiri uygulancaktır. Bu durum TCK 90/6’da güvence altına alınmıştır.

Devlet Hastanesinde Gerçekleşen İnsan Üzerinde Deney Suçu

Devlet Hastanesinde gerçekleşen insan üzerinde deney suçunda TCK 90/2 ve TCK 90/3’teki şartların yerine getirilmemesi halinde sorumluluk kamu tüzel kişiliğine ait olabilecektir.

İnsan Üzerinde Deney Suçunun Cezası

İnsan üzerinde deney suçunun cezası TCK 90’da belirtilmiştir. Buna göre TCK 90/2 ve TCK 90/3’teki hükümlerde aranan şartların yerine getirilmemesi halinde insan üzerinde deney yapan kişiye verilecek olan ceza 1 yıl ile 3 yıl arasında hapis cezasıdır.

Hasta olan insan üzerinde rızası olmaksızın tedavi amaçlı deneme yapılması halinde, deneme yapan kimseye verilecek olan deney suçu kapsamında 1 yıla kadar hapis cezasıdır.  Ancak, bilinen tıbbi müdahale yöntemlerinin uygulanmasının sonuç vermeyeceğinin anlaşılması üzerine, kişi üzerinde yapılan rızaya dayalı bilimsel yöntemlere uygun tedavi amaçlı deneme, ceza sorumluluğunu gerektirmez. Açıklanan rızanın, denemenin mahiyet ve sonuçları hakkında yeterli bilgilendirmeye dayalı olarak yazılı olması ve tedavinin uzman hekim tarafından bir hastane ortamında yapılması gerekir. Bu şartın gerçekleşmesi halinde deney suçu gerçekleşmemiş kabul edilecektir.

TCK 90/5’e göre insan üzerinde deney suçu işleyen kimsenin, yaptığı deney nedeniyle kişiyi yaralaması ya da öldürmesi halinde deney suçu kapsamında değil Kasten İnsan Yaralama Suçu veya Kasten İnsan Öldürme Suçu kapsamında cezalandırılacağına yer verilmiştir.

Deney suçu, bir tüzel kişinin (özel hastane veya başka sağlık kuruluşu olabilir.) faaliyeti sonucu işlenmesi halinde tüzel kişiliğe de güvenlik önlemi alınarak cezalandırılma yapılacaktır.

İnsan üzerinde deney suçu işlenmesi ile ilgili mahkeme Adli Para Cezasına hükmedebilecektir.

İnsan üzerinde deney suçu işlenmesi halinde mahkeme verilecek olan karar ile ilgili Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) kararı verebilecektir.

İnsan üzerinde deney suçu işlenmesi halinde mahkeme ceza ertelemesi kararı verebilecektir.

İnsan Üzerinde Deney Suçunda Zamanaşımı Süresi

İnsan Üzerinde Deney suçunda zamanaşımı süresi TCK 90’da değil TCK 66’daki genel hükümlere göre belirlenecektir. Buna göre TCK 66’da 5 yıldan fazla olmamak üzere hapis cezası veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda dava zamanaşımı süresi 8 yıl olarak belirlenmiştir. Yani deney suçunun işlenmesinin ardından 8 yıl geçmiş ise dava zamanaşımı gerçekleşir.

İnsan Üzerinde Deney Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme

İnsan üzerinde deney suçunda görevli ve yetkili mahkeme suçun işlendiği yerde bulunan Asliye Ceza Mahkemesidir.

İnsan Üzerinde Deney Suçu ile ilgili Yargıtay Kararları:
T.C.YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ
E. 2015/1045 K. 2015/19014 T. 7.12.2015

DAVA : İnsan üzerinde deney suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : İnsan üzerinde deney suçunun olarak düzenlendiği TCK 90/2. maddesinde;

İnsan üzerinde yapılan rızaya dayalı bilimsel deneyin ceza sorumluluğunu gerektirmemesi için;

  1. a) Deneyle ilgili olarak yetkili kurul veya makamlardan gerekli iznin alınmış olması,
  2. b) Deneyin öncelikle insan dışı deney ortamında veya yeterli sayıda hayvan üzerinde yapılmış olması,
  3. c) İnsan dışı deney ortamında veya hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucunda ulaşılan bilimsel verilerin, varılmak istenen hedefe ulaşmak açısından bunların insan üzerinde de yapılmasını gerekli kılması,
  4. d) Deneyin, insan sağlığı üzerinde öngörülebilir zararlı ve kalıcı bir etki bırakmaması,
  5. e) Deney sırasında kişiye insan onuruyla bağdaşmayacak ölçüde acı verici yöntemlerin uygulanmaması,
  6. f) Deneyle varılmak istenen amacın, bunun kişiye yüklediği külfete ve kişinin sağlığı üzerindeki tehlikeye göre daha ağır basması,
  7. g) Deneyin mahiyet ve sonuçları hakkında yeterli bilgilendirmeye dayalı olarak açıklanan rızanın yazılı olması ve herhangi bir menfaat teminine bağlı bulunmaması gerektiği belirtilmiştir.

Aynı maddenin 4. fıkrasında ise; “hasta olan insan üzerinde rıza olmaksızın tedavi amaçlı denemede bulunan kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, bilinen tıbbî müdahale yöntemlerinin uygulanmasının sonuç vermeyeceğinin anlaşılması üzerine, kişi üzerinde yapılan rızaya dayalı bilimsel yöntemlere uygun tedavi amaçlı deneme, ceza sorumluluğunu gerektirmez. Açıklanan rızanın, denemenin mahiyet ve sonuçları hakkında yeterli bilgilendirmeye dayalı olarak yazılı olması ve tedavinin uzman hekim tarafından bir hastane ortamında yapılması gerekir” hükmüne yer verilmiştir.

Bu bilgiler ışığında yapılan değerlendirmede:

Katılanların iddiaları, sanığın savunması, adli raporlar, ilgili Kurum yazıları ve tüm dosya kapsamından, kimyager olan sanığın, herhangi bir tıbbi müdahale uzmanlığı olmadığı halde, kendisine müracaat eden Döndü ve Önder’in vücudunda meydana gelen yaraları giderebileceğini iddia ederek, Kanunda açıkça belirtilen yetkili kurul veya makamlardan izin almaksızın ve aranan diğer koşulları da yerine getirmeksizin, üç yıl süre ile birtakım ilaçları adı geçen kişiler üzerinde tedavi amaçlı denediğinin anlaşılması karşısında; TCK 90/4. maddesinde düzenlenen suçun sübut bulduğunun kabulü ile sanığın hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeksizin, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde mahkumiyetine hükmedilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca, isteme uygun olarak BOZULMASINA, 07.12.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

T.C. YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ
E. 2012/13207 K. 2012/16578 T. 2.7.2012

DAVA : İnsan üzerinde bilimsel deney yapma suçundan sanığın mahkumiyetine dair hüküm sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : 765 Sayılı TCK’da düzenlenmeyen ve 5237 Sayılı yasa ile hukukumuza giren insan üzerinde deney/deneme suçuna dair olarak yapılan incelemede,

5237 Sayılı TCK 90. maddeye göre, hasta insan üzerinde tedavi amaçlı rıza olmaksızın deneme yapılması suçtur.

Hasta insan üzerinde tedavi amaçlı denemenin suç olmaması için ise;

1-) En başta bilinen tıbbi müdahale yöntemlerinin uygulanmasının sonuç vermeyeceğinin anlaşılması,

2-) Tedavinin uzman hekim tarafından bir hastane ortamında yapılması,

3-) Hastanın, tedavi konusunda yeterli bir şekilde bilgilendirilmesi ve yazılı rızasının alınması gerekmektedir.

Bu veriler altında somut olay incelendiğinde ise;

Ergenlik çağına giren ve içine kapalı bir tavır sergileyen mağdurenin ailesi tarafından serbest psikologluk yapan sanığın bürosuna götürüldüğü, sanık tarafından 9 seans boyunca mağdureye psikolojik destekte bulunulduğu ve Fulsac ve Tofronil isimli ilaçların verildiği, mağdurenin bu ilaçları kullandıktan sonra durumunun ağırlaşması üzerine ailesi tarafından Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesine götürüldüğü ve burada tedavisinin yapıldığı, Dokuz Eylül Üniversitesince ilaç yazma yetkisi olmayan ve yanlış tedavi uygulayan sanık hakkında suç ihbarında bulunulduğu olayda,

Psikolog olarak serbest çalışan sanığın ilaç yazma yetkisi olmamasına rağmen mağdura antidepresan ilaçlar yazdığı iddia edilmiş olmakla, öncelikle mağdurun konusunda uzman tam teşekküllü bir hastaneye sevki ile kullandığı iddia edilen ilaçlar sebebiyle yaralanıp yaralanmadığı ve yaralanmış ise TCK 89. madde kapsamında raporunun alındıktan sonra sanığın buna göre hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden sanığın unsurları oluşmayan atılı suçtan mahkumiyetine karar verilmesi,

Kabule göre de; Sanık hakkında 5271 Sayılı CMK’nın 231/5. maddesinin de düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanmamasına karar verilirken, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezanın tedbire çevrilmesinin gerekçe gösterildiği, oysa şartları varsa hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin, 5237 Sayılı TCK’nın 50. maddesinde sayılan seçenek yaptırımlardan ve erteleme hükümlerinden önce uygulanması gerektiği, sanığın geçmişinde hükümlülükler bulunmadığı dosya kapsamı itibariyle mağdurenin maddi bir zararı da olmadığı anlaşılmakla, sanığa verilen cezanın tedbire çevrilmiş olması sebebiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığı şeklindeki gerekçe ile sanığın, lehine olan bu düzenlemeden faydalandırılmaması,

SONUÇ : Yasaya aykırı, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olup, hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 2.7.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Kısırlaştırma Suçu

Kısırlaştırma Suçu TCK 101’de düzenlenen ve kanunda Kişilere Karşı İşlenen Suçlar başlığı altında düzenlenmiş bir suç tipidir. Kısırlaştırma erkeklere yapılabileceği gibi kadınlara da yapılabilmektedir. Kısırlaştırma işlemi kişinin rızası dışında gerçekleştirilirse suç olarak kabul edilmiştir. Bunun dışında kısırlaştırma işleminin suç olarak kabul edilebilmesi için, kısırlaştırmayı; kısırlaştırmaya yetkisi olmayan birisi tarafından gerçekleştirmesi gerekmektedir. TCK 101’de kısırlaştırma suçu ve nitelikli haline yer verilmiştir. Kısırlaştırma suçu işlenmesinden dolayı kişi ölürse burada nitelikli hal boyutunun ötesinde neticesi sebebiyle ağırlaştırılmış suçlara ilişkin hükümlerin uygulanacağına şüphe yoktur.

Kısırlaştırma Suçunun Oluşması

Kısırlaştırma suçunun oluşması için TCK 101’de aranan şartlar arasında cinsiyet bulunmaz. Erkek veya kadın fark etmeksizin kısırlaştırma işleminin rıza dışı gerçekleşmesi halinde TCK 101’de belirtilen kısırlaştırma suçu oluşmuş olur. Cinsiyet tercihi en temel kişilik haklarındandır ve burada kısırlaştırmayla kişinin cinsel hayatına, kişiliğine doğrudan müdahale edilmiş olur. Bunun dışında kısırlaştırma suçu kişinin rızası dahilinde olsa bile yetkisi olmayan kimseler tarafından gerçekleşse dahi suç teşkil eder. Örnek verecek olursak kişinin kısırlaştırma talebini bir tıp uzmanı dışında kişiden yapması bununda bu talebi, bu isteği yerine getirmesi halinde rıza olsa dahi kısırlaştırma suçu işlenmiş olacaktır.

Kısırlaştırma Suçunun Maddi Unsurları

Kısırlaştırma suçunun maddi unsurlarını ele alacak olursak öncelikli olarak suçu işleyene yani faile bakmamız gerekir:
Fail: Kısırlaştırma suçunu işleyen kişi bu suçun faili olur. Kanun tıp personeli olsun olmasın herkesin kısırlaştırma suçunu işleyebileceğini belirtmiştir. Tıp personelinin bu suçu işlemiş olması için rıza dışında kısırlaştırma işlemi gerçekleştirmeleri gerekirken bunun dışında görevli olmayan kimseler kısırlaştırma işlemini görevli olsun veya olmasınlar yapmaları halinde kısırlaştırma suçu işlerler ve TCK 101’e göre cezalandırılırlar.

Mağdur: Kısırlaştırma suçunda mağdurun erkek veya kadın olması fark etmez. Her iki cinse de yapılan irade dışı kısırlaştırma işlemi sonucu kısırlaştırma suçu (TCK 101) işlenmiş olacaktır.

Fiil: Kısırlaştırma işleminin nasıl gerçekleştiği burada önemli değildir. Hadımlaştırma işlemi ile ilgili ayrı bir cezalandırma yapılmamıştır. Hadımlaştırma işlemi de TCK 101 kapsamında değerlendirilir. Bunun dışında ilaçla veya başka tıbbi yöntemlerle kısırlaştırma işlemi yapılması halinde TCK 101’e dayanılabilir. Kişinin iradesi olmadan kısırlaştırılması veya iradesi olsa dahi tıp personeli dışında kısırlaştırılma yapılması TCK 101 çerçevesinde suç teşkil eder.

Suçun Konusu: Kısırlaştırma suçunda suçun konusu kısırlaştırılan kişinin vücut bütünlüğü ve cinsel dokunulmazlığıdır. Kısırlaştırmayla birlikte mağdur ölürse burada neticesi sebebiyle ağırlaştırılmış hal hükümlerine göre durum değerlendirilecektir ve bu durumda yaşam hakkı da mevzu bahis olacaktır.  

Kısırlaştırma Suçunun Hukuka Uygunluk Hali

Kısırlaştırma suçunun hukuka uygunluk hali olarak tıbbi zorunluluk durumunu gösterebiliriz. Yani kişinin iradesi olmasa dahi kısılaştırma işlemi tıbbi olarak gerekli olan durumlarda doktorlarca gerçekleştirilebilir. Tıp personeli olmayan kişiler, hukuka uygunluk sebebi olarak bariz olarak görülen bir menfaat olmaksızın kısırlaştırma işlemini gerçekleştirirlerse yine TCK 101 gereği cezalandırılmak durumunda kalacaklardır.  

Kısırlaştırma Suçunun Nitelikli Halleri

Kısırlaştırma suçunun nitelikli halleri TCK 101’de belirtilmiştir. Buna göre kısırlaştırma suçunu, kısırlaştırma fiilini yapmaya yetkili olmayan kimselerin işlemesi halinde verilecek olan ceza da 1/3 oranında artırım yapılır.

Kısırlaştırma fiili sırasında kişinin ölümüne veya bedensel bir zarara neden olması halinde faile neticesi sebebiyle ağırlaştırılmış suçlara ilişkin hükümler çerçevesinde sorumlu tutulacaktır. Bu gibi durumlarda TCK 101’e değil TCK 87’ye dayanılacaktır.

Kısırlaştırma Suçunun Cezası

Kısırlaştırma suçunun cezası TCK 101 kapsamında belirlenmiştir. Buna göre TCK 101’e göre; bir erkek veya kadın rızası dışında kısırlaştırılırsa faile verilecek olan ceza 3 yıl ile 6 yıl arasında değişen hapis cezasıdır. Şayet fiil, rıza dışında ve kısırlaştırma işlemi yapma yetkisi olmayan bir kimse tarafından yapılırsa, ceza 1/3 oranında artırılır yani verilecek olan ceza minimum 4 yıla çıkacaktır.

Kısırlaştırma işlemi rıza dahilinde olsa bile, kısırlaştırma fiilinin yetkili olmayan bir kişi tarafından işlenmesi halinde, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasına hükmedilecektir.

Kısırlaştırma faaliyeti kişinin ölümüne veya bedensel bir zarara neden olması durumunda failin netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara ilişkin hükümler ışığında cezalandırılacağı belirtilmemiş olsa dahi açıktır. TCK 87/2-c’den örnek verecek olursak kişi yaralama fiilinden dolayı konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerini kaybederse verilecek olan ceza 8 yıldan az olamayacaktır.

Kısırlaştırma suçunda verilecek olan ceza alt sınıra göre belirlenirse adli para cezasına hükmolunabilir.

Kısırlaştırma suçunda (TCK 101), Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) kararı verilebilir.

Kısırlaştırma suçunda mahkeme ceza ertelemesi kararına hükmedebilecektir.

Kısırlaştırma Suçunda Zamanaşımı Süresi

Kısırlaştırma suçunda zamanaşımı süresi TCK 101’de değil TCK 66’da düzenlenmiştir. TCK 66’ya göre; 5 yıldan fazla ve 20 yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda dava zamanaşımı süresi 15 yıl,  5 yıldan fazla olmamak üzere hapis cezası veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda dava zamanaşımı süresi 8 yıl olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda TCK 101’de belirtilen suç kapsamında dava zamanaşımı süresi belirlenirken verilecek olan cezanın durumuna göre dava zamanaşımı süresi belirlenir.

Kısırlaştırma Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme

Kısırlaştırma suçunda görevli ve yetkili mahkeme suçun işlendiği yerde bulunan Asliye Ceza Mahkemesidir.

Organ ve Doku Ticareti Suçu

Organ ve Doku Ticareti Suçu TCK 91, TCK 92 ve TCK 93’te düzenlenmiş olan ve Kişilere Karşı İşlenen Suçlar başlığı altında düzenlenen suç tipidir. Organ ticareti veya doku ticareti gerçekleşebilmesi için 2 imkan vardır. Bunlardan ilki canlı insandan organ ticareti ve doku ticareti iken ikincisi kadavradan alınan organ ve dokulardır. Canlı insan üzerinden yapılabilen organ ticareti örnekleri; böbrek nakli, karaciğer nakli ile sınırlıdır. Kadavra üstünden yapılabilecek organ ticareti veya doku ticareti ise böbrek nakli ve karaciğer nakli dışında, pankreas nakli, kornea nakli, kalp nakli, kalp kapakçıkları nakli ve tıp biliminin hayatımıza son yıllarda kazandırdığı yüz nakli şeklinde karşımıza çıkabilecektir. Böbrek ve karaciğer dışında sayılan doku naklinin veya organ naklinin sağlanabilmesi için kişinin beyin ölümünün gerçekleşmesi gerekmektedir.

Organ ve Doku Ticareti Suçunun Oluşması

Organ ve doku ticareti suçunun oluşmasını kanun organ ticareti-doku ticareti yapan kimselerle, satan kimseleri ayrı ayrı ele almıştır. TCK 91/1’de hukuken geçerli şekilde rızası olmayan kimselerden organ alınmasını suç olarak nitelemiştir. Yani hukuken geçerli şartlara uyulması halinde organ verilmesini buradan bağımsız tutmuştur. Ayrıca organları alan kimselerin de organları almada yetkili birimler olmaları gerekmektedir. Maddenin devamında alınanın organ değil de doku olması halinde de suç teşkil edeceğini vurgulamıştır.

TCK 91/2’de ölü kimselerden (beyin ölümü gerçekleşmiş olan kişilerden) rıza ve yetki dışında organ veya doku alınmasını suç olarak ele almıştır.

TCK 91/3 organ ticareti yapan, organ satan, organların veya dokuların satılmasına aracı olan kimselerin de organ ticareti ve doku ticareti suçu dolayısıyla TCK 91/1’deki hükümlere göre cezalandırılacağını belirtilmiştir.

TCK 91/5’te hukuka aykırı yollarla organın elde edilmesiyle; organın saklanması-dokunun saklanması, nakleden veya aşılayan kimsenin de cezalandırılacağını belirtmiştir.

TCK 91/6 Belli bir çıkar karşılığında organ veya doku teminine yönelik olarak ilan veya reklam veren veya yayınlayan kişinin de organ ticareti ve doku ticareti suçu kapsamında cezalandırılacağını hükmetmiştir.

TCK 91/7 organ ticareti ve doku ticareti suçunun bir tüzel kişiliğin faaliyeti sonucunda gerçekleşmesi ile birlikte tüzel kişilik ile ilgili güvenlik önlemleri alınacağı belirtilmiştir.

Organ Ticareti ve Doku Ticaretinin Nitelikli Hali

Organ ticareti ve doku ticaretinin nitelikli hali TCK 91/4’te ve TCK 91/8’de belirtilmiştir. Buna göre organ ticaretini veya doku ticaretini yapan kimse bunu bir örgütün faaliyeti maksadıyla yapıyorsa ya da organ satan, satın alan, aracılık eden kimseler bunu bir örgütün gayesi uğruna yapıyorsa organ ticareti ve doku ticaretinin nitelikli hali kapsamında cezalandırılırlar.

Hukuken geçerli rızaya dayalı olmaksızın, kişiden organ alan kimse ya da doku alan kimse, yapmış olduğu bu fiilden dolayı mağdurun ölmesi halinde kasten öldürme hükümlerine göre ceza verilir.  

Organ ve Doku Ticaretinin Cezası

Organ ve doku ticaretinin cezası TCK 91’de detaylı şekilde belirlenmiştir. Buna göre;

  • Hukuken geçerli rıza olmaksızın kişiden organ alan kimselere 5 yıldan 9 yıla kadar hapis cezası verilir. Bunun dışında geçerli rıza olmaksızın doku alınması halinde verilecek olan ceza 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasıdır.
  • Hukuka aykırı şekilde ölüde (beyin ölümü gerçekleşmiş kişiden) organ veya doku alınması halinde bu kişiye 1 yıla kadar hapis cezası verilir.
  • Organ satan, doku satan, organ satılmasına aracılık eden, doku satılmasına aracılık eden, organ satın alan, doku satan alan kimselere de TCK 91/3, 5 yıldan 9 yıla kadar hapis cezası verileceğini belirtmiştir.
  • Bu suçların bir örgütün faaliyetleri çerçevesinde  işlenmesi halinde 8 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası ve 10 bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.
  • Hukuka aykırı yollarla elde edilmiş olan organ veya dokuyu saklayan, nakleden veya aşılayan kişi TCK 91/5’e göre, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.
  • Belli bir menfaat uğruna organ veya doku teminine yönelik olarak ilan veya reklam veren veya bunları yayan kişi 1 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.
  • Organ ticareti veya doku ticareti suçları bir tüzel kişiliği faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde tüzel kişilik hakkında da güvenlik tedbirleri uygulanacaktır.
  • Şayet organ ticareti ve doku ticareti kapsamında rızasız şekilde organ ya da dokunun alınmasıyla kişi ölürse Kasten İnsan Öldürme Suçu hükümlerine dayanılacaktır.

Organ Ticaretinde veya Doku Ticaretinde mahkeme 1 yıldan fazla ceza vermediği durumlarda Adli para cezasına hükmedebilecektir.

Organ ticaretinde veya doku ticaretinde mahkeme tarafından verilecek olan cezanın 2 yıldan az olması halinde Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) kararı verilebilecektir.

Organ ticaretinde veya doku ticaretinde mahkeme tarafından verilecek olan hapis cezasının 2 yıldan az olması halinde Ceza Ertelemesi kararı verilebilecektir.

Organ ve Doku Ticaretinde Zorunluluk Hali

Organ ve doku ticaretinde zorunluluk hali TCK 92’de düzenlenmiştir. Kanun burada kişinin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik durumu göz önünde bulundurarak bir hüküm getirmiştir. TCK 92 ile organlarını satan veya dokularını satan kişiler içinde bulundukları sosyal veya ekonomik koşullara bakılarak güçlük bariz şekilde görülüyorsa mahkemeye cezada indirim yapma veya komple cezayı ortadan kaldırma hakkına sahiptir. Örnek verecek olursak çocuğunun hastane masraflarını ödemek isteyen bir ebeveynin ekonomik zorluklar içerisinde kalınca böbreğini satması sonucu mahkemenin bu kişinin içinde bulunduğu durum gereği organ ticareti suçunda, ceza indirimi ve ceza verilmemesi gibi hükümler verebileceği açıktır.   

Organ Ticareti ve Doku Ticaretinde Etkin Pişmanlık Hali

Organ ticareti ve doku ticaretinde etkin pişmanlık hali TCK 93’te düzenlenmiştir. Bu düzenlemede TCK 93 organlarını satan kişiye verilecek olan cezada indirim yapılması durumunu yetkili merciilerin bu organ ticareti durumunu bilip bilmemesine göre ayırmıştır. Buna göre, organlarını satan veya dokularını satan kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce durumu yetkililere (polis, savcılık vs.) bildirerek suçluların yakalanmasına yardımcı olursa hakkında ceza verilmez.
Şayet, bu suç haber alındıktan sonra, organ veya dokularını satan, gönüllü olarak, suçun meydana çıkmasına ve diğer suçluların yakalanmasına hizmet ve yardım ederse; hakkında verilecek cezanın, yardımın niteliğine göre 1/4 – 1/2 ‘ye kadarı indirilir.

Organ ve Doku Ticareti Suçunda Zamanaşımı Süresi

Organ ve doku ticareti suçunda zamanaşımı süresi TCK 91 ve devamındaki maddelerde değil Genel Hüküm olan TCK 66’da belirlenmiştir. Buna göre organ ticareti veya doku ticareti yapılmasından dolayı verilecek olan hapis cezasının 5 yıldan 20 yıla kadar olduğu durumlarda dava zamanaşımı süresi 15 yıl iken, 5 yıldan fazla olmamak üzere hapis cezalarında ve adli para cezalarında dava zamanaşımı süresi 8 yıldır.

Organ Ticareti ve Doku Ticaretinde Görevli ve Yetkili Mahkeme

Organ ticareti ve doku ticaretinde görevli ve yetkili mahkeme suçun işlendiği yerde bulunan Asliye Ceza Mahkemesidir.

Organ Ticareti ve Doku Ticareti Suçunda Yargıtay Kararları
T.C. YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ
E. 2014/3632 K. 2014/26400 T. 23.12.2014

DAVA : Organ ticareti yapma suçundan sanığın mahkumiyetine dair hüküm sanık tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : İhbar ve yakalama tutanakları, sanığın savunmaları ve tüm dosya kapsamına göre; hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen …’ün böbrek hastası olup kendisine uygun böbrek ararken internet aracılığıyla tanıştığı sanık … ile görüştükleri, 25.000 TL bedelle böbrek nakli hususunda anlaştıkları, …’in sanık …’a 3.000 TL’yi önden verdiği, birlikte böbrek nakli için … Park Hastanesine başvuruda bulundukları, tahliller yapılırken adı geçenlerin akraba olmadıklarının anlaşılması üzerine hastane yetkililerin durumu emniyet görevlilerine ihbarı üzerine yakalandıkları, bu sebeple organ naklinin gerçekleşemediği anlaşılmakla;

Organ ticareti veya doku ticareti yapılmasının suç olarak tanımlandığı TCK 91/3. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere, burada önemli olan hususun organ veya dokunun para veya sair bir maddi menfaat karşılığında tedavüle tabi tutulması olup, suçun oluşması için ödemenin ne zaman yapıldığının ya da yapılıp yapılmadığının öneminin olmaması, hatta organ veya dokunun alınmasına dahi gerek bulunmaması karşısında, somut olayda yasa maddesinde öngörülen suçun tamamlandığı anlaşılmakla sanığa tayin edilen cezadan TCK 35/2. maddesi gereğince indirim yapılmak suretiyle eksik cezaya hükmedilmesi, aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

SONUÇ : Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın bir nedene dayanmayan temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA 23.12.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

T.C. YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ
  1. 2013/26896 K. 2014/18492
  2. 23.9.2014

DAVA : Organ ticareti veya doku ticareti suçundan sanıkların mahkumiyetlerine dair hükümler sanıklar tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : İhbar ve yakalama tutanakları, sanıkların savunmaları ve tüm dosya kapsamına göre; …isimli kişinin oğlu olan …’nin böbrek rahatsızlığı bulunduğu, böbrek nakli için … Hastanesi’ne başvuruda bulunduğu, bu arada …’ın ekonomik sıkıntı sebebiyle böbreğinin birini satmak istediğini …’a bildirdiği, …’un da daha önceden organ ticaretine aracılık yaptığını bildiği, sanık … ile …’ı tanıştırdığı, şahısların bir araya gelip anlaştıkları, sanık …’in …’ı …’ya getirip hasta…’nin tedavisi ile ilgilenen sanık … ile tanışıtırdığı, böbrek satımı ile ilgili para konusunda anlaştıkları, …’ın sanık … tarafından sağlanan … adına düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanını aldığı, hasta …’nin babası gibi …’ın hastaneye müracaatta bulunduğu, …’nin babası …’mış gibi organ bağışında bulunmak istediğine dair belgelerin düzenlendiği, incelemelerin başladığı, ancak biyolojik olarak … kimliği ile organ bağışında bulunmak isteyen …’ın hasta …’nin babası olmadığının tespit edildiği, bu sebeple organ naklinin gerçekleşemediği anlaşılmakla;

SONUÇ : Organ ticareti ve doku ticareti yapılmasının suç olarak tanımlandığı TCK 91/3. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere, burada önemli olan hususun organ veya dokunun para veya sair bir maddi menfaat karşılığında tedavüle tabi tutulması olup, suçun oluşması için ödemenin ne zaman yapıldığının ya da yapılıp yapılmadığının öneminin olmaması, hatta organ veya dokunun alınmasına dahi gerek bulunmaması karşısında, somut olayda yasa maddesinde öngörülen suçun tamamlandığı anlaşılmakla sanıklara tayin edilen cezalardan TCK 35/2. maddesi gereğince indirim yapılmak suretiyle eksik cezaya hükmedilmesi, aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıkların, mahkumiyete yeterli delil bulunmadığına, eksik inceleme yapıldığına, CMK’nın 231. maddesinin uygulanması gerektiğine dair temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, 23.09.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Çocuk Düşürme Suçu

Çocuk Düşürme Suçu TCK 100. maddede belirtilen ve ana başlık olarak Kişilere Karşı Suçlar başlığı altında düzenlenmiştir. Çocuk düşürme suçu, hamile olan anne adayının 10 haftalık gebelik süreci sonrası bebeğini bilerek ve isteyerek (kasten) düşürmesi ile gerçekleşen suç tipidir. Burada verilecek olan ceza iştirak halleri dışında çocuğu düşüren gebe kadına yönelik olacaktır. Bunun dışında Çocuk Düşürten (Yasa Dışı Kürtaj yapan) kimselere verilecek olan ceza TCK 99’da Çocuk Düşürtme Suçu başlığı altında incelenmiştir.

Çocuk Düşürme Suçunun Oluşması

Çocuk düşürme suçunun oluşması için yani TCK 100’e dayanılması için öncelikle hamile olan kadının, hamileliğinin 10.haftasını doldurmuş olması gerekmektedir. Çünkü 10.hafta öncesi ister bir tıbbi sorun olsun ister olmasın çocuğun aldırılıması çocuk düşürme suçunu oluşturmayacaktır. 10.hafta sonrasında çocuk düşürme suçunun (TCK 100) oluşması için kadının bir tıbbi sorun olmaksızın çocuğunu isteyerek düşürmesi gerekir. Yani kast aranır. Çocuğun doğmasını istememesi başlı başına yeterli değildir. Düşürmek için de kadının bir şeyler yapmış olması gerekir.

Çocuk Düşürme Suçunda Maddi Unsurlar

Çocuk Düşürme Suçunda maddi unsurları ele alacak olursak;

Fail: Çocuk düşürme suçunun faili çocuğa hamile olan yani gebe kadındır. Bu bakımdan bu suç tipi herkes tarafından işlenemeyeceği göz önünde bulundurulursa çzgü suç olarak görülmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken hususlar hamileliğin 10 haftayı doldurması ve hamile olan kadınının kasten çocuğu düşürmesidir. Gebe kadın bu suçu, hamileliğin 10.haftasından sonra çocuk düşürmek için veya etkili olan ilaçları kullanarak çocuk düşürme suçunu (TCK 100) gerçekleştirebilir.

Kadına çocuk düşürmesini sağlayacak veya bu hususta işine yarayacak araçlar temin eden veya gebe kadının çocuğu düşürmesi için onu teşvik eden ya da tahrik eden kimselere de Çocuk Düşürme Suçuna iştirakten dolayı ceza verilecektir.

Mağdur: Çocuk düşürme suçunun mağdurunun belirlenmesi hukuk dünyasında farklı görüşler getirmiştir. Kimi görüşler bu su tipinde mağdurun anne olacağını söylemiştir lakin fail hem mağdur hem de suçlu olamayacağı görüşüne katılan kimi yazarlar da topluma yönelik suç olduğu görüşü altında toplanmışlardır. Cenin burada bir kimlik kazanmamış olduğu için yaşam hakkı ve mağdurluk konuları da hukuk camiasında oldukça farklı görüşlere sahne olmuştur.

Fiil: Çocuk düşürme suçunda (TCK 100) fiil hamile olan kadının bilerek ve isteyerek çocuğu düşürmesidir. Bunu ilaç kullanarak veya tıbbi olarak mümkün olan her yolla yapabilir. Hamileliğin 10.haftasından sonra kadının kendisini öldürmesiyle birlikte çocuk düşmüşse burada bir suç oluşamayacaktır. İntihar bir suç sayılamayacağı için burada çocuk düşürme suçuna da başvurulamayacaktır.

Suçun Konusu: Çocuk düşürme suçunun (TCK 100) konusunu henüz dünyaya gelmemiş olan cenin oluşturur. Gebe kadının kendi bünyesindeki bu 10.haftayı geçen ceninin düşmesine yol açtıysa burada o bebeğin yaşam hakkı elinden alınmış olur ve TCK 100’de belirtilen çocuk düşürme suçu (TCK 100) oluşmuş olacaktır.

Çocuk Düşürme Suçunun Cezası

Çocuk düşürme suçunun cezası TCK 100’de belirtilmiştir. TCK 100’e göre gebelik süresi 10 haftadan fazla olan kadının çocuğunu isteyerek düşürmesi halinde, çocuğunu düşüren kadına 1 yıla kadar hapis cezası veya adli para cezası hükmolunur. Kadına çocuk düşürmesine yarayacak eşyaları tedarik eden veya çocuğu düşürmesi için kadını teşvik eden ya da kadını çocuk düşürmesi yönünde teşvikte bulunan kimse de iştirak hükümlerince cezalandırılacaktır.

Çocuk düşürme suçunun adli para cezasına çevrilmesi söz konusu değildir çünkü TCK 100 gereği zaten mahkeme takdir ederse adli para cezası verebilecektir.

Çocuk düşürme suçunda mahkeme Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) kararı verebilecektir.

Çocuk düşürme suçunda (TCK 100) ceza ertelemesi kararına mahkeme takdir edebilecektir.

Çocuk Düşürme Suçunda Şikayet

Çocuk düşürme suçunda şikayet davanın açılmasında etkili olsa bile aranan şartlar arasında değildir. Çocuk düşürme suçunun (TCK 100) savcılık veya mahkeme tarafından tespit edilmesiyle birlikte dava re’sen yani kimsenin şikayetine ihtiyaç duymaksızın mahkeme tarafından otomatikman açılacaktır.

Çocuk Aldırmada Babanın Rızası

Çocuk aldırmada babanın rızası çocuk düşürme suçundan bağımsız bir konudur. Ancak belirtmek gerekir ki normal evlilik içerisinde çocuk aldırma işlemi gerçekleşecekse babanın rızası aranır. Ancak evlilik bulunmuyorsa böyle bir şart koşmak mümkün olmayacaktır. Babanın çocuk düşürmeye yardımcı olması halinde ise Çocuk düşürmeye iştirak kapsamında cezalandırılacağını belirtmek gerekir.

Çocuk Düşürme Suçunda Zamanaşımı Süresi

Çocuk düşürme suçunda zamanaşımı süresi TCK 100’de değil TCK 66’daki ilgili madde de düzenlenmiştir. Buna göre, 5 yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda dava zamanaşımı süresi 8 yıl olarak belirlenmiştir. Çocuk düşürme suçunun cezası da TCK 100’de 1 yıla kadar hapis cezası veya adli para cezası olduğu için bu suç tipinde dava zamanaşımı süresi 8 yıldır.  

Çocuk Düşürme Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme

Çocuk düşürme suçunda görevli ve yetkili mahkeme suçun oluştuğu yerde bulunan Asliye Ceza Mahkemesidir.

Çocuk Düşürtme Suçu (Kürtaj Suçu)

Çocuk Düşürtme Suçu (Kürtaj Suçu) TCK 99’da düzenlenen suç tipidir. Kişilere Karşı İşlenen Suçlar başlığı altında düzenlenen bu suç tipi kürtaj yaptırana karşı bir suç değildir. Hamileliğinin 10.haftasından sonra bir sorun olmamasına rağmen çocuğunu aldıran kimselere TCK 100 kapsamında cezalandırılma yapılır. Hamileliğin 10.haftasından önce kişinin rızası ile ya da rızası olmaksızın yetkisiz şekilde Kürtaj gerçekleştiren kimseler, çocuk düşürtme ya da diğer adıyla kürtaj suçu işlemiş olacak ve TCK 99 kapsamında cezalandırılacaktır.

Çocuk Düşürtme Suçunun Oluşması (Kürtaj Suçunun Oluşması)

Çocuk düşürtme suçunun oluşması (kürtaj suçunun oluşması) için öncelikli olarak kadının 10 haftayı aşkın bir hamilelik süresinin olması veya rızası dışında ve ortada bir sağlık sorunu olmaksızın kürtaj gerçekleşmelidir. Bunun dışında rıza ve sağlık durumu dışında kürtaj yapmaya yetkisi olmayanların burada kürtaj yapmasından dolayı da çocuk düşürtme (kürtaj suçu) işlenmiş olacaktır. Kadının rızası ile hamileliğin ilk 10 haftada yetkisi olan kimselere gerçekleştireceği kürtaj ise suç olarak kabul edilmez. Ayrıca 10 haftayı doldurmuş olmasına rağmen tıbbi zorunluluk bulunan hallerde kürtajın gerçekleşmesi durumunda da kürtaj suçu (çocuk düşürtme suçu) işlenmiş olmaz.

Çocuk Düşürtme Suçu

Çocuk düşürtme suçu kanunda TCK 99’da belirtilmiştir. Buna göre rızası olmaksızın bir kadının çocuğunu düşürten kişi çocuk düşürme suçunu işlemiş olacaktır. Bunun dışında TCK 99/2’de tıbbi zorunluluk olmaksızın, kadının rızası olsa bile gebelik süresinin 10 haftayı geçmesi halinde tıbbi müdahaleyi gerçekleştiren kişi de buna müsaade eden kadın da ilgili madde uyarınca cezalandırılacaktır.

Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan çocuk düşürtme suçu dolayısıyla kadının ruh ve beden sağlığında bir sorun oluştuysa veya kadın ölürse TCK 99 bu hali nitelikli hal olarak değerlendirmiş ve ceza artırımı olacağını söylemiştir.

TCK 99/6 Kadının mağduru olduğu bir suç sonucu gebe kalması halinde, süresi 20 haftadan fazla olmamak ve kadının rızası olmak koşuluyla, gebeliği sona erdirene ceza verilmeyeceği söylenmiştir. Örnek verecek olursa cinsel saldırıya (tecavüze) uğrayan kadının hamile kalması halinde 20 haftaya kadar bebeği aldırabilecektir. Burada 20 hafta öncesi kürtaj yapan yetkili kimseler cezalandırılmaz. Lakin kürtajı yetkili olmayan kimselerin yapması halinde yine çocuk düşürtme suçu işlenmiş olacaktır.

Çocuk Düşürtme Suçunun Maddi Unsurları

Çocuk düşürtme suçunun maddi unsurlarını ele alacak olursak;

Fail: Yasa dışı kürtaj suçunu işleyen kimselerin doktor olması gerekmez. Çocuğun düşürtülmesine yol açan bunu bilerek ve isteyerek yapan herkes çocuk düşürtme suçunun faili olabilir. Yani TCK 99’daki fiiller özgü suç kapsamına girmez.

Mağdur: Çocuk düşürtme suçunda mağdur hamile olan kadındır.

Suçun Konusu: Çocuk düşürtme suçunun (yasa dışı kürtaj suçunun) konusu kadının vücudu ve anne karnındaki bebeğin yaşam hakkıdır.

Fiil: Yasa dışı kürtaj (çocuk düşürtme) suçunun fiili hamile kadının rızası olmaksızın veya rızası olsa dahi 10 haftayı geçen hamilelikte çocuğun düşürtülmesine yol açmaktır. Burada tıbbi müdahale ile gerçekleştirilmesinin yanı sıra yasa dışı yollarla veya ilkel yollarla fiilin gerçekleşmesi çocuk düşürtme (yasa dışı kürtaj) suçunun oluşmasını engellemez.

Çocuk Düşürtme Suçunun Nitelikli Halleri

Çocuk düşürtme suçunun nitelikli halleri TCK 99/3, TCK 99/4 ve TCK 99/5 hükümlerinde belirlenmiştir.

Buna göre TCK 99/3: Rızası olmaksızın bir kadının çocuğunun düşürtülmesi sonucu kadının ruh ve beden sağlığında sorun oluşması veya kadının ölmesi halinde çocuk düşürtme suçunun (yasa dışı kürtaj suçunun) nitelikli halinin oluşacağını söylemiştir.

TCK 99/4’te Tıbbi zorunluluk bulunmadığı halde, rızaya dayalı olsa bile, gebelik süresi on haftadan fazla olan bir kadının çocuğunu düşürten kişi bu düşürtme işlemi dolayısıyla kadında beden veya ruh sağlığını zedeleyici bir hasar bırakırsa ya da kadının ölmesine yol açarsa, çocuk düşürtme suçunun (yasa dışı kürtaj suçunun) nitelikli hali oluşmuş olur.

Çocuk Düşürtme Suçunun Cezası

Çocuk düşürtme suçunun cezası TCK 99’da belirtilmiştir. Buna göre;
Rızası olmaksızın bir kadının çocuğunu düşürten kişi 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasına çarptırılır.

Tıbbi zorunluluk bulunmadığı halde, kadının rızası olsa bile, gebelik süresi on haftadan fazla olan bir kadının çocuğunu düşürten (yasa dışı kürtaj) kişi 2 yıl ila 4 yıl arası hapis cezası ile cezalandırılır. Burada çocuğun düşürtülmesine rıza gösteren kadına 1 yıla kadar hapis veya adli para cezası verilir.

Kadının rızası olmaksızın çocuğu düşürtülürse ve burada kadının ruh veya beden sağlığında bir rahatsızlık meydana gelirse çocuk düşürtme (yasa dışı kürtaj) suçunun nitelikli hali olmuş olur ve verilecek olan ceza 6-12 yıl arası değişir. Yasa dışı kürtaj veya diğer adıyla çocuk düşürtmeden (yasa dışı kürtajdan) dolayı kadın ölürse verilecek olan ceza 15 ila 20 yıl arasında olur.

Tıbbi zorunluluk bulunmadığı halde, rızaya dayalı olsa bile, gebelik süresi 10 haftadan fazla olan bir kadının çocuğunu düşürten kişi kadına bu sırada ruhen veya fiziken bir zarar vermiş ise 3 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası alır. Şayet kadın ölürse verilecek olan ceza 4 yıldan 8 yıla kadar hapis cezasıdır.

10 haftalık olsun veya olmasın yetkisi olmaksızın çocuğun düşürtülmesine yol açan kişi 2 yıl ile 4 yıl arasında cezalandırılır. Yukarıda belirttiğimiz durumlardan burada da bulunması halinde verilecek olan ceza %50 artırılır.

Kadının mağduru olduğu bir suç sonucu gebe kalması halinde, süresi 20 haftadan fazla olmamak ve kadının rızası olmak koşuluyla, gebeliği sona erdirene ceza verilmez. Ancak, bunun için gebeliğin uzman hekimler tarafından hastane ortamında sona erdirilmesi gerekir. Örnek vermek gerekirse cinsel saldırıya uğrayan bir kadının kürtaj işlemini 4 ay 20 günlük hamileliğe kadar uzman hekimlere hastane ortamında yaptırması gerekmektedir.

Çocuk düşürtme (kürtaj suçu) dolayısıyla adli para cezası verilmesi söz konusu değildir. Çocuk düşürtme (yasa dışı kürtaj) suçunda verilecek olan ceza 2 yılı aşmıyorsa Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) kararı verilebilir. Çocuk düşürtme suçunda verilebilecek olan ceza erteleme durumu rızaya dayalı çocuk düşürtme suçudur.

Çocuk Düşürtme Suçunda Zamanaşımı Süresi

Çocuk düşürtme suçunda zamanaşımı süresi belirlenmesi TCK 99’da değil TCK 66’da belirlenmiştir. Buna göre verilecek olan cezaya göre zamanaşımı süresi belirlenmiştir. TCK 66’d-e göre zamanaşımı süreleri:

5 yıldan fazla ve 20 yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda dava zamanaşımı süresi 15 yıl, 5 yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda dava zamanaşımı süresi 8 yıl olarak belirlenmiştir.

Çocuk Düşürtme Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme

Çocuk düşürtme suçunda görevli ve yetkili mahkeme kürtajın gerçekleştiği yerde bulunan Asliye Ceza Mahkemesidir.

Çocuk Düşürtme Suçu ile ilgili Yargıtay Kararları
T.C. YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ
E. 2011/5612 K. 2012/12703
T. 10.12.2012

ÇOCUK DÜŞÜRTME ( Sanığın Cinsel İlişkide Bulunduğu Mağdure İle Birlikte 10 Haftalık Gebelik Süresinden Önce Çocuğun Alınması İçin Yetkili Olmayan Ebeye Başvurduğu – Çocuk Düşürtme Suçuna Yardımda Bulunduğunun Gözetileceği )
ON HAFTAYI DOLDURMAYAN GEBELİK SÜRESİ ( Sanığın Cinsel İlişkide Bulunduğu Mağdure İle Birlikte Çocuğun Alınması İçin Yetkili Olmayan Ebeye Başvurduğu – İştirakin Nasıl Oluştuğu Açıklanmadan Suçun Birlikte İşlenmesinin Kabulü Edilemeyeceği )
• YARDIM ( Sanığın Cinsel İlişkide Bulunduğu Mağdure İle Birlikte 10 Haftalık Gebelik Süresinden Önce Çocuğun Alınması İçin Yetkili Olmayan Ebeye Başvurduğu – Çocuk Düşürtme Suçuna Yardımda Bulunduğunun Kabul Edileceği )
• YETKİLİ OLMAYAN EBEYE ÇOCUK ALDIRMA ( Sanığın Cinsel İlişkide Bulunduğu Mağdure İle Birlikte 10 Haftalık Gebelik Süresinden Önce Çocuğun Alınması İçin Yetkili Olmayan Ebeye Başvurduğu – Çocuk Düşürtme Suçuna Yardımda Bulunduğunun Kabul Edileceği )
• İŞTİRAK ( Sanığın Cinsel İlişkide Bulunduğu Mağdure İle Birlikte 10 Haftalık Gebelik Süresinden Önce Çocuğun Alınması İçin Yetkili Olmayan Ebeye Başvurduğu – İştirakin Nasıl Oluştuğu Açıklanmadan Suçun Birlikte İşlenmesinin Kabulü Edilemeyeceği )
5237/m. TCK 37, TCK 39, TCK 99,TCK 103
ÖZET : Sanığın cinsel ilişkide bulunduğu mağdurenin gebeliği on haftayı doldurmadığını bildiği halde çocuğun alınması konusunda yetkili olmayan ebeye götürmek ve ücretini vermek suretiyle çocuk düşürtme suçuna yardımda bulunduğu gözetilmeden ve iştirakin nasıl oluştuğu açıklanmadan suçun birlikte işlenmesinin kabulü ile ceza belirlenmesi hukuka aykırıdır. İştirakin nasıl oluştuğu açıklanmadan suçun birlikte işlenmesinin kabulü ile ceza belirlenmesi isabetsizdir.

DAVA : Çocuğun nitelikli cinsel istismarı, tehdit ve çocuk düşürtme suçlarından sanık S.,çocuk düşürtme suçundan sanıklar Gülseren ve Umut’un yapılan yargılamaları sonunda; sanık S.’in çocuğun nitelikli cinsel istismarına konu eyleminin reşit olamayanla cinsel ilişki suçunu oluşturduğunun kabulü ile kamu davasının düşürülmesine, tehdit suçundan beraatine, çocuk düşürtmesuçundan mahkûmiyetine, sanıklar G. ve U.’un üzerlerine atılı suçtan mahkûmiyetlerine ve hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına dair Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 22.12.2008 gün ve 2007/353 Esas, 2008/487 Karar sayılı hükümlerin süresi içinde Yargıtayca incelenmesi sanık Servet müdafileri tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelendi;

Hükmün sadece sanık S. müdafileri tarafından temyiz edildiği anlaşılmakla yapılan incelemede;

Sanık hakkında verilen düşme ve beraat kararlarının gerekçelerine yönelik olmayan temyizde sanığın hukukî yararı bulunmadığından temyiz isteminin CMUK.nın 317. maddesi uyarınca reddiyle incelemenin sanık hakkında çocuk düşürtme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

KARAR : Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Suç tarihinin 15.07.2007 olmasına karşın gerekçeli karar başlığında 04.05.2007 olarak yazılması ve gebelik süresi 10 haftayı doldurmamış kadının çocuğunu rızasıyla düşürtme suçundan hüküm kurulurken uygulanan kanun maddesinin gösterilmemesi,

Sanık S.’in cinsel ilişkide bulunduğu mağdure E.’nın gebeliği on haftayı doldurmadığını bildiği halde çocuğun alınması konusunda yetkili olmayan ebeye götürmek ve ücretini vermek suretiyle çocuk düşürtme suçuna TCK. nın 39/2-c maddesinde öngörüldüğü şekilde yardımda bulunduğu gözetilmeden ve iştirakin nasıl oluştuğu açıklanmadan suçun birlikte işlenmesinin kabulü ile ceza belirlemesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK.nın 321. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), 10.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünü Yerine Getirmeme Suçu

Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünü Yerine Getirmeme Suçu TCK 98’de düzenlenen ve Kişilere Karşı İşlenen suçlar başlığı altında incelenen suç tipidir. TCK 98’de yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi haline TCK 98/2’de ise nitelikli haline yer verilmiştir. Yardım veya bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeme suçu pek çok şekilde karşımıza çıkabilir. Haberlerde sıkça rastladığımız trafik kazası halinde insanların birbirine yardım etmemesi veya yaralı bir kişiye yardım edilmemesi gibi durumlarda TCK 98’e yani yardım veya bildirim yükümlülüğünü yerine getirilmeme suçuna başvurulur.

Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünü Yerine Getirmeme Suçunun Oluşması

Yardım veya bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeme suçunun oluşması için öncelikle bir kimsenin yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla ya da başka herhangi bir sebeple kendini idare edemeyecek durumda olan kimse olması gerekmektedir. Bunun dışında bu durumun farkında olan, bakımla yükümlü olan veya gören kişilerin, hal ve koşulların elverdiği ölçüde yardım etmemesi ya da durumu derhal ilgili makamlara bildirmemesi gerekmektedir. Yardım veya bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeme suçunun (TCK 98) konusu, yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan kimselerdir. Suçun faili yani suçu işleyen, hayatın olağan akışı içerisinde bildirmesi gereken bir durumu ilgililere bildirmeyen herhangi bir kişi olabilir. Ancak şunu belirtmekte fayda var ki yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla kişilerin kendilerini idare edemeyecek durumda olduğunu gören kimseler, bu kişilerle ilgilenen yetkilileri görmüşse veya yardım veya bildirim yükümlülüğünü olayı gören bir başka kişinin yerine getirdiyse burada bu kişinin yardım veya bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeme suçunu işlediğini söyleyemeyiz. Buradan yola çıkarak da yardım veya bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeme suçu (TCK 98) özgü bir suç değildir. Belirtilen bu yardım veya bildirim yükümlülüğü durumlarında bir kimseye karşı yardım yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde, bu su oluşacaktır. Ancak, belirtilen durumlarda bulunan kişilere gerekli müdahalenin yapılabilmesine yönelik olarak bir teşkilatlanmanın olduğu yerlerde kişilerin yardım etmek için bir şeyler yapmamaları halinde bu suç (TCK 98) oluşmayacaktır. Ancak ilgili makamların veya kişilerin haberdar olmaması halinde kişilerin durumu derhal bildirme yükümlülüğü vardır. Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünü Yerine Getirmeme Suçunun Manevi Unsuru Yardım veya bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeme suçunun manevi unsuru kasttır. Yani yardıma ihtiyacı olan kimseye yardım etmeyen veya bu durumda bildirim yükümlülüğü olduğunu bilmesine rağmen olayı ya da durumu yetkililere bildirmeyen kimseler yardım veya bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeme suçunun manevi unsurunu gerçekleştirmiş olur. Burada TCK 98’de belirtilen suçu işleyebilecek olan hareketlerden birinin işlenmesi cezalandırma için yeterlidir. Yani TCK 98’de belirlenen bu suç seçimlik hareketli bir suçtur.

Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünü Yerine Getirmeme Suçunun Nitelikli Halleri

Yardım veya bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeme suçunun nitelikli halleri TCK 98/2’de belirtilmiştir. Buna göre yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi durumu sonucu mağdurun ölmesi halinde TCK 98/2 hükmünce fail yani yardım veya bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişi suçun nitelikli haline göre ceza alacaktır.

Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünü Yerine Getirmeme Suçunun Cezası

Yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla ya da başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye hal ve koşulların elverdiği ölçüde yardım etmeyen ya da durumu derhal ilgili makamlara bildirmeyen kişi, 1 yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Bunun dışında TCK 98/2’de bu suçun nitelikli haline yer verilmiştir. TCK 98/2: ‘’Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi dolayısıyla kişinin ölmesi durumunda, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.’’ Yani örnek verecek olursak trafik kazasını gören bir sürücü bunu ilgililere bildirmemesi ve daha sonra bu kaza sonucu kaza geçirenlerden birinin ölmesi halinde yardım etmeyen veya durumu ilgililere bildirmeyen kimseye mahkeme tarafından 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilecektir. Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde bu suç tipinde TCK 98/1 gereği ceza adli para cezasına çevrilemez iken TCK 98/2’de belirtilen hale göre adli para cezası verilmesi mümkündür. Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçu halinde verilecek olan cezada mahkeme Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması Kararı (HAGB) verebilecektir. Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçu nedeniyle mahkeme ceza ertelemesi kararı verebilecektir.

Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünü Yerine Getirmeme Suçunda Zamanaşımı Süresi

Yardım veya bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeme suçunda zamanaşımı süresi TCK 98’de değil TCK 66 hükümlerince belirlenir. Buna göre TCK 66/e maddesine göre kamu davası açılmasında 5 yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezaları halinde dava zamanaşımı süresi 8 yıldır.

Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünü Yerine Getirmeme Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme

Yardım veya bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeme suçunda görevli ve yetkili mahkeme suçun oluştuğu yerde bulunan Asliye Ceza Mahkemesidir.
Yardım veya Bildirim Yükümlülüğü Suçu ile İlgili Yargıtay Kararları
T.C. YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ
E. 2013/7135 K. 2014/1999
DAVA : 63 maddeleri gereğince mahkumiyet 2-) Yardım veya bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeme suçu hakkında; TCK 98/2, 53/1-3, 63 maddeleri gereğince mahkumiyet,Taksirle öldürme ile yardım veya bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeme suçundan, sanığın mahkumiyetlerine dair hükümler, sanık müdafii ile katılanlar vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: KARAR : 1-) Taksirle öldürme suçu hakkında yapılan temyiz isteminin incelenmesinde : Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin, kusura ve takdire, katılanlar vekilinin, üst hadden ceza verilmesi gerektiğine dair sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; Sanık hakkında bilinçli taksir hükmü tatbik edilirken, uygulanan kanun maddesinin gösterilmemesi suretiyle 5271 Sayılı CMK'nın 232/6 maddesine muhalefet edilmesi, Kanuna aykırı olup, hükmün bu sebeple 5320 Sayılı Kanun'un 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, aynı Kanunun 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden, hüküm fıkrasının, 2. paragrafının başına “TCK 22/3” ibaresinin eklenmesi suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 2-) Yardım veya bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeme suçu hakkında yapılan temyiz isteminin incelenmesine gelince : Sanığın trafik kazası sonucu yaralanan kişinin bir an önce tedavi edilmesini sağlama konusunda yardım yükümlülüğü mevcut ise de, dosya kapsamına göre, sanığın katılan yayaya çarptığı olayın, saat 20:00 sıralarında, meskun mahal içinde gerçekleşmesi ve olaya tanık olan başka kişinin öleni hastaneye kaldırdığı hususu da dikkate alındığında, 5237 Sayılı TCK 98. maddesinde tanımlanan ve unsurları itibariyle oluşmayan yardım veya bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeme suçundan mahkumiyetine karar verilmesi, SONUÇ : Kanuna aykırı olup, sanık müdafii ile katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 29.01.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
T.C. YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ
E. 2015/16400 K. 2017/5197
• YARDIM VEYA BİLDİRİM YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜ YERİNE GETİRMEME SUÇU ( Sanığın Gerçekleşen Eyleminin İdari Para Cezasını Gerektirir Kabahat Olarak Kabulü Gerektiği - Unsurları İtibariyle Oluşmayan Suçtan Mahkumiyete Karar Verilmesinin Hatalı Olduğu ) • İDARİ PARA CEZASINI GEREKTİRİR KABAHAT ( Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünü Yerine Getirmeme Suçu - Unsurları İtibariyle Oluşmayan Suçtan Mahkumiyete Karar Verilmesinin Hatalı Olduğu ) • ATILI SUÇUN YASAL UNSURLARININ OLUŞMAMASI ( Sanığın Dayısının Oğlu Olan Diğer Sanığın Kendisine Ait Aracını Sanığın Babasına Ödünç Olarak Verdiği - Akabinde Sanığın Aracı Teslim Etmek İstediği Sırada Seyir Halinde İken Kazanın Meydana Geldiği Olay Akabinde Sanığın Çarpma Olayından ve Ölenin Yaralı Halde Olay Yerinde Beklediğinden Haberdar Olduğuna Dair Açık Bir Tespit Bulunmadığından Sanığın Atılı Suçtan Beraati Gerektiği/Mahkumiyet Hükmünün Hatalı Olduğu ) • DELİLLERİN HATALI DEĞERLENDİRİLMESİ ( Sanığın Dayısının Oğlu Olan Diğer Sanığın Kendisine Ait Aracını Sanığın Babasına Ödünç Olarak Verdiği - Akabinde Sanığın Aracı Teslim Etmek İstediği Sırada Seyir Halinde İken Kazanın Meydana Geldiği Olay Akabinde Sanığın Çarpma Olayından ve Ölenin Yaralı Halde Olay Yerinde Beklediğinden Haberdar Olduğuna Dair Açık Bir Tespit Bulunmadığı Gibi Sanığa Atılı Suçun Yasal Unsurları da Oluşmadığından Sanığın Atılı Suçtan Beraati Gerektiği/Mahkumiyet Hükmünün Hatalı Olduğu ) 2918/m.TCK 825237/m.TCK 98 ÖZET : Sanığın gerçekleşen eyleminin idari para cezasını gerektirir kabahat olarak kabulü gerekirken, unsurları itibariyle oluşmayan yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçundan mahkumiyetine karar verilmesi hatalıdır. Sanığın dayısının oğlu olan diğer sanığın kendisine ait aracını sanığın babasına ödünç olarak verdiği, akabinde sanığın aracı teslim etmek istediği sırada seyir halinde iken kazanın meydana geldiği, olay akabinde sanığın çarpma olayından ve ölenin yaralı halde olay yerinde beklediğinden haberdar olduğuna dair dosya içeriğinde açık bir tespit bulunmadığı gibi sanığa atılı suçun yasal unsurları da oluşmadığından sanığın da atılı suçtan beraati yerine, delillerin hatalı değerlendirilmesi sonucu mahkumiyetine karar verilmesi kanuna aykırıdır. DAVA : Taksirle öldürme ve yardım bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeme suçlarından sanığın mahkumiyetine, yardım veya bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeme suçundan sanığın mahkumiyetine dair hükümler sanık müdafi ile sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: KARAR : 2- )Yardım veya bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeme suçundan sanıkların mahkumiyetlerine dair hükme yönelik temyiz istemlerinin incelenmesine gelince; Ölenin olay günü saat 20.10 sıralarında, iki yönlü ve sağında 1.2 metre banketi olan ve aydınlatması bulunan köy yolunda, alacakaranlık havada bisiklet ile seyri sırasında, karşı yönden gelen sanık idaresindeki araç ile çarpıştığı, olay akabindeki tespitlere göre, ölenin gidiş istikametine göre yolun sağ şeridi üzerinde ve yol bitimine yakın bir yerde seyir halinde olduğu, çarpmanın etkisi ile yolun sağındaki banket üzerine düştüğü, bisiklete ait herhangi bir ışıklı uyarıcı cihazın mevcut olmadığı, diğer aracın ise yolu ortalayarak her iki şeridi de ihlal ettiği, sanığın aracı ile yavaşladıktan sonra bir şahsa çarptığını gördüğü halde olay yerini terk ettiği, olay yerindeki far parçalarından aracın önce modeline, sonra da araç sahibi olan sanığa ulaşıldığı, ilgilinin kendi rızası ile kolluk kuvvetlerine teslim olarak, olay günü 20.30 da sanığın aracı kendisine getirdiğini, aracı hasarlı olduğundan teslim almadığını belirttiği, sanığın ise aracı Denizli iline tamir amaçlı götürdüğü, aracın ertesi gün saat 21.45'te kolluk kuvvetlerine getirildiği ve sanığın da araç ile birlikte teslim olduğu, olay yerinde yaralı olarak bulunan ölene ise olay yeri yakınında evi bulunan ve çarpma sesi duyması üzerine hemen olay yerine giden tanık tarafından yardım edilerek ambulansa haber verildiği, ölenin hastaneye sevki sağlanmasına rağmen aynı gün saat 21.45 te hastanede vefat ettiği olayda, sanığın gerçekleşen eyleminin 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 82. maddesinde, “Trafik Kazalarında Yükümlülük” başlığı altında düzenlenen idari para cezasını gerektirir kabahat olarak kabulü gerekirken, 5237 Sayılı TCK 98. maddesinde tanımlanan ve unsurları itibariyle oluşmayan yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçundan mahkumiyetine karar verilmesi; yine sanığın dayısının oğlu olan diğer sanığın kendisine ait aracını sanığın babasına ödünç olarak verdiği, akabinde sanığın aracı teslim etmek istediği sırada seyir halinde iken kazanın meydana geldiği, olay akabinde sanığın çarpma olayından ve ölenin yaralı halde olay yerinde beklediğinden haberdar olduğuna dair dosya içeriğinde açık bir tespit bulunmadığı gibi sanığa atılı suçun yasal unsurları da oluşmadığından sanığın da atılı suçtan beraati yerine, delillerin hatalı değerlendirilmesi sonucu mahkumiyetine karar verilmesi; SONUÇ : Kanuna aykırı olup, sanık müdafi ile sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA; 15.06.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Terk suçu TCK 97

Terk suçu TCK 97’de düzenlenen ve Koruma, Gözetim, Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünün İhlâli başlığı altında ele alınan konudur. Bu maddeye göre, yaşı ve hastalığı sebebiyle kendini idare edemeyecek olan kimselere bakmakla yükümlü olanlar bu kimseyi terk ederlerse TCK 97 uyarınca ceza alacaklardır. Terk sonucu yaşı ve hastalığı sebebiyle kendini idare edemeyecek olan kişi (Çocuk, Engelli çocuk veya anne-baba, yaşı ilerlemiş veya hasta anne-baba) terk nedeniyle bir hastalığa kapılırsa, hastalığı ilerler veya ölürse burada terk eden kişiye verilecek olan ceza ağırlaştırılmış hallere göre belirlenecektir.

Terk Suçunun Oluşumu

Terk suçunun oluşumu için öncelikle terk edilen kimselerin durumuna bakılır. Terk suçunun oluşması için terk edilen kimselerin yaşı veya hastalığı sebebiyle kendilerine bakamayacak durumda olmaları gerekmektedir. Örnekle açıklayacak olursak annenin bebeğini sokağa bırakması halinde TCK 97 devreye girecek ve terk suçu oluşacaktır. Klasik örnek olan bebeğin cami avlusuna bırakılması da TCK 97’de belirtilen terk suçunun oluşmasına neden olacaktır. Terk suçu icrai gerçekleşebileceği gibi ihmali şekilde de gerçekleşebilecek bir suç tipidir. Örneğin bakıma muhtaç, hasta anne babasına bakan kimselerin bu durumu bilmelerine rağmen önlem almaksızın tatile çıkmaları halinde TCK 97’de belirtilen terk suçu işlenmiş olacaktır.

Yine tatil örneği üzerinden gidersek anne babanın çocuklarını (kendine bakamayacak durumda küçük olan çocuk) evde bırakarak tatile gitmeleri halinde terk suçu oluşmuş olacaktır. Terk suçunun (TCK 97) failleri, bakıma muhtaç çocukların, anne-babanın veya bakıcısı olduğun kimse için gözetim ve koruma yükümlülüğü olan kimselerdir. Terk suçunun (TCK 97) oluşması için netice bakımından en az taksir oluşmuş olması gerekir. TCK 97/2 açısından ise terk olgusu halinde, meydana gelen netice açısından failin çoğu zaman muhtemel kastla hareket ettiğini göz önünde bulundurmak gerekir.

Çocuğunu Terk Eden Anne – Baba

Çocuğunu terk eden anne – babanın terk suçunu oluşturuyor olmaları için öncelikli olarak çocuklarının bakıma muhtaç derecede küçük olması veya engelli olup sürekli olarak bakıma muhtaç olmaları gerekmektedir. Çocuğunu terk eden anne babanın terk suçunu (TCK 97) işlemeleri için burada çocuğu bir başkasına bırakmak suçu oluşuturmaz. Çocuğunu terk eden anne baba, çocuğunu kendi haline bırakıyor olmaları gerekmektedir. Çocuğunu bir akrabasına bırakan anne-baba terk suçunu (TCK 97) işlemiş olmaz. Ancak çocuğun cami bahçesine bırakılması terk suçunu (TCK 97) oluşturur.

Çocuğunu terk eden anne babanın burada çocuğu illa bir yere götürmeleri gerekmez. Evlerinde çocuğu tek bırakıp tatile gitmeleri yeterlidir. Bu terk çocuk için bir tehlike oluşturuyorsa terk suçu oluşur. Ancak çocuğunu bırakıp giden anne babanın tüm önlemleri alıp bir tehlike oluşmayacağı bariz ise burada anne babanın terk suçu(TCK 97)  kapsamında değerlendirilmeyeceği görülür. Çocuğunu terk eden anne baba, bu terk sonucu çocukta bir hastalık oluşmuş ise, çocuk yaralandıysa veya öldüyse verilecek olan ceza ağırlaştırılmış suç hükümlerine göre verilecektir.

Bakıma Muhtaç Baba – Annesini Terk Eden Çocuk

Bakıma muhtaç baba – annesini terk eden çocuk TCK 97 hükümlerine göre cezalandırılacaktır. Baba-annesini bir bakım evine verilmesi terk suçunu (TCK 97) oluşturmaz. Kendini idare edemeyecek durumda olan baba-annesini terk eden çocuk bu suçtan ceza alabilmesi için koruma ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmemesi gerekir. Terkin süresi önemli değildir. Baba- annesini terk eden çocuk bu sebepten dolayı bu kişileri tehlike içinde bıraktıysa suçu işlemiş sayılır. Baba-annesini terk eden çocuk burada anne babasını bir yere götürüp bırakabileceği gibi, oturduğu evde bırakarak bir yerlere gitmesi sonucu da bu suçu işleyebilecektir.

Bakıcının Hastayı Terk Etmesi

Bakıcının hastayı terk etmesi de TCK 97’de belirtilen terk suçu kapsamına girer. Bakıcının hastayı çocuğu evdeyken bırakıp gitmesi bir suç teşkil etmez. Burada yalnızca sözleşmeye aykırılık olabilir. Çünkü ortada tehlike doğuracak bir durum olmaz lakin, bakıcının bakıma ve gözetime muhtaç hastayı bir gezi sırasında terk etmesi veya evde tek iken terk edip gitmesi sonucunda TCK 97 kapsamında suç doğar. Bakıcı dışında kişilere gözetim ve koruma yükümlülüğü bulunan kimselerin bakmakla yükümlü oldukları kişileri tehlike oluşabilecek durum içerisinde bırakmaları Terk suçunun (TCK 97) oluşmasına neden olur. Öğretmenler, gezi rehberleri, bakıcılar da bu suçu işleyebilecek olan kimselerdir.

Terk Suçunun Nitelikli Hali

Terk suçunun nitelikli hali TCK 97/2 de belirtilmiştir. Buna göre, terk dolayısıyla mağdur (bakıma ve gözetime muhtaç olan kimse) bir hastalığa yakalanmış, yaralanmış veya ölmüşse, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümlerine göre cezalandırılacaktır. Yani burada bakıma muhtaç çocuğunu terk eden anne -baba bu terk dolayısıyla çocukta bir hastalık, yaralanma veya ölüm meydana gelirse TCK 97/2 ye göre cezalandırılacaktır. Bakıma muhtaç baba- annesini terk eden çocuk üstünden örnek verecek olursak, baba-annenin terk dolayısıyla yaralanması halinde çocuğa ‘’Neticesi Sebebiyle Ağırlaştırılmış Yaralama’’ (TCK 87/4) hükümleri çerçevesinde ceza verilecektir. Bakıcının hastayı terk etmesi halinde hastanın ölmesi durumunda bakıcı insan öldürme suçu kapsamında ceza alacaktır.   

Terk Suçunun Cezası

Terk suçunun cezası TCK 97’de belirtilmiştir. Buna göre yaşı ve hastalığı dolayısıyla bakıma muhtaç olan ve kendi ihtiyaçlarını yerine getiremeyecek olan kimselere bakmakla ve gözetmekle yükümlü olan kimseler bu kişileri kendi başlarına terk etmelerinden dolayı 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılırlar. Ayrıca TCK 97/2’ye göre: ‘’ Terk dolayısıyla mağdur bir hastalığa yakalanmış, yaralanmış veya ölmüşse, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümlerine göre cezaya hükmolunur.’’ hükmedilmiştir. Çocuğunu terk eden anne-baba bu terk dolayısıyla çocuğun yaralanmasına sebebiyet vermişse neticesi sebebiyle ağırlaştırılmış yaralama hükümlerine göre cezalandırılacaktır. Yine bir başka örnekle açıklayacak olursak Baba-Annesini terk eden çocuk, bu terk nedeniyle anne-babasının ölümüne neden olmuşsa insan öldürme hükümlerine göre ceza alacaktır.  

Terk Suçunun Zamanaşımı Süresi

Terk suçunun zamanaşımı süresi yalnızca TCK 97’de belirtilen hallerin oluşması durumunda dava zamanaşımı süresi 8 yıldır. Bunun dışında TCK 97/2’deki durumların oluşması halinde verilecek olan ceza yaralama, öldürme ve diğer hükümlere göre belirlenecektir.

Terk Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme

Terk suçunda görevli ve yetkili mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir. Ancak TCK 97/2’deki durumların oluşması halinde Ağır Ceza Mahkemesi de yetkili ve görevli olabilecektir.   

Terk Suçu ile İlgili Yargıtay Kararları
T.C. YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ
E. 2014/11850 K. 2015/33091
T. 7.7.2015

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre, suç tarihinde 86 yaşında, bakıma muhtaç ve hasta olup konuşma güçlüğü saptanan mağdurun çocukları tarafından nöbetleşe bakıldığı dönemde, bakım dönemi biten gelini Hanife tarafından, mağdurun diğer oğlu olan sanık Raşit’in evine getirildiği, esasen evde bulunan ancak ışıkları söndürüp evde yokmuş intibaı vermeye çalışan sanığın kapıyı açıp annesini almadığı,

bunun üzerine mağdurun gelini Hanife tarafından komşusundan istenilen sandalyeye oturtulup sanığın daire kapısı önünde bırakıldığı, sanığın hasta, yaşlı ve bakıma muhtaç olduğunu bildiği annesini gece boyunca evine almadığı ve mağdurun ancak ilerleyen saatlerde kendisini fark eden komşuları tarafından eve alınıp ilgilenildiği olayda, gerek yaşı gerekse hastalığı dolayısıyla kendisini idare edemeyecek durumda olduğu anlaşılan mağduru evine kabul etmemek suretiyle kendi haline terk ettiği anlaşılan sanığın eyleminin Yerel Mahkemece TCK 97/1. maddesinde yazılı terk suçunu oluşturduğu kabul edilerek uygulamanın buna göre gerçekleştirildiği anlaşılmakla, yapılan incelemede;

Sanığa yükletilen terk eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz

denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,

Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,

Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı,

SONUÇ : Anlaşıldığından sanık R.. K..’ın ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye aykırı olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA, 07/07/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C. YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ
E. 2008/7098 K. 2010/3459

DAVA : Olası kastla isimsiz bebeği kasten öldürmekten sanıklar R.. T.., E.. T.. ile F.. K..’ın yapılan yargılanmaları sonunda; hükümlülüklerine dair (ELBİSTAN) Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 15/11/2007 gün ve 14/186 Sayılı hükmün Yargıtayca incelenmesi sanıklar müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava dosyası C.Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize gönderilmekle; incelendi ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

KARAR : TÜRK MİLLETİ ADINA

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıkların suçlarının sübutu kabul, takdire ilişen cezayı azaltıcı sebeplerin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle kısmen reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bozma nedenleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanıklar müdafiinin sübuta vesaireye yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Oluşa ve dosya içeriğine göre; sanıklar Recep ve Elif’in nişanlı iken ilişkiye girmeleri sebebiyle Elif’in hamile kaldığı, evlendikten 3 ay sonra doğum vaktinin geldiği, ancak bu durumun çevrelerinde hoş karşılanmayacağını düşünen sanıklar Recep, Elif ve Elif’in annesi sanık Fatma’nın, bir şekilde bebekten kurtulmak istedikleri, bu sebeple olay günü doğum için hastaneye giderken hiçbir bebe kıyafeti götürmedikleri gibi doğum sonrası sağlık görevlilerinin uyarısına rağmen sanık Elif’in bebeği beslemediği, bebek ve annesinin sağlıklı olmaları sebebiyle aynı gün hastaneden taburcu edildikleri, önce bindikleri ticari takside bebeği terk ettikleri,

ancak taksi şoförünün uyarısı üzerine sanık Recep’in bebeği aldığı, Elif ve Fatma’nın ise bebekle ilgilenmeden eve çıktıkları, Recep’in şehir dışında ıssız bir yerdeki kullanılmayan tuğla fabrikasına giderek, bebeği ağzı ve yüzü battaniye ile sarılı bir şekilde bahçe duvarı kenarına bırakıp üzerine tuğla parçaları koyarak diğer sanıkların yanına döndüğü, sanıkların çevrelerine Elif’in doğum yaptığını söylemeyerek gizledikleri, 30.10.2006 tarihinde doğan bebeğin 28.11.2006 tarihinde hayvan otlatan tanık İsmail tarafından ölü olarak bulunduğu, Adli Tıp 1. İhtisas Kurulunun raporuna göre bebeğin “destekten yoksun olarak soğuk ortama terk edilmesine bağlı beslenememe ve ısı kaybı sonucu öldüğü” olayda;

Sanıkların eylem ve irade birliği içinde alt soylarından olan yeni doğmuş bebeği öldürme suçunu işledikleri anlaşılmakla, TCK.nun 82/1-d-e, maddeleri yerine, sanık Recep’in TCK.nun 83/3,21/2,62; sanıklar Elif ve Fatma’nın TCK 97/2, 86/3-a, 87/4,21/2,62. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları suretiyle eksik ceza tayini,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiinin ve Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, kısmen re’sen de incelemeye tabi hükümlerin kısmen tebliğnamedeki düşünce gibi (BOZULMASINA), sanıklar Elif ve Fatma yönünden aleyhe temyiz olmadığından, CMUK.nun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden kazanılmış haklarının korunmasına, 11/05/2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Bize Yazın

İletişim Adresimiz

logo-beyaz

Copyright 2020 bilalcelik.av.tr © Tüm Hakları Saklıdır.

Avukata Sor