İntihara Yönlendirme Suçu

İntihara Yönlendirme Suçu TCK 84’te düzenlenen ve Hayata Karşı İşlenen suçlar arasında yer almıştır. İntihara yönlendirme suçu ile birlikte, intihara neden olan kişi, intihara teşvikte bulunan kişiye ceza verilmesi öngörülmüştür. İntihara yönlendirme suçunda, kanun intihara neden olan kişiye intiharın gerçekleşmesi veya gerçekleşmemesi durumuna göre ayrı şekilde cezalandırma gerçekleştirileceği yönünde düzenleme yapmıştır.

İntihara Yönlendirme Suçunun Oluşması

İntihara yönlendirme suçunun oluşması için kişinin kendisinden başkasını intihara teşvik etmesi, intihara azmettirmesi, intihar fikrinin kuvvetlenmesine ya da oluşmasına neden olması gerekir. Kişilerin kendilerinin intihar etmesi suç teşkil etmez. İntihara yönlendirme suçunun oluşması için bir kişinin, başka bir kişi de intihar etme fikri oluşturması, var olan intihar etme düşüncesini kuvvetlendirmesi, intihara teşvik etmesi, azmettirmesi gerekir. Şayet kişi intihara teşvik değil de cebir ve tehdit kullanarak bir kimsenin intiharına yol açarsa burada intihara yönlendirme suçunun değil kasten insan öldürme suçunun oluştuğunu söylemeliyiz. İntihara yönlendirme suçu kastla işlenen suçlardandır.
İntihara yönlendirme tanıdığın kişiye karşı yapılmak durumunda değildir. İntihara teşvik herhangi bir kişiye karşı işlenebilir.  

İntihara Yönlendirme Suçunun Maddi Unsurları:
İntihara yönlendirme suçunun maddi unsurlarını inceleyecek olursak:

  • Fail(Suçu İşleyen): İntihara yönlendirme suçunu işlemek (intihara teşvik eden, intihara azmettiren, intihar kararını kuvvetlendiren veya oluşmasını sağlamak) bir özgü suç değildir, herkes tarafından veya herkese karşı işlenebilecek bir suç tipidir.
  • Mağdur: İntihara teşvik suçunun mağduru herkes olabilir. Mağduru failin tanıyıp tanımaması önemli değildir. Mağdurun intiharın sonuçlarını bilemeyecek durumda olması halinde (zihinsel engelli, fiziksel engelli, yaşı küçük olan kimseler…) intihara yönlendirme suçundan değil kasten adam öldürme suçundan cezalandırılacaktır.
  • Fiil: İntihara yönlendirme suçu kanuna göre intihara teşvik etmek, intihara azmettirmek, intihar kararını kuvvetlendirmek ya da intihar fikri oluşturmak gibi şekillerde yani seçimlik hareketlerin herhangi birinin oluşması ile gerçekleşebilecek bir suçtur. Bu hareketlerden birini yapmak bu suçu işlemek için yeterli olacaktır.
  • Konu: İntihara yönlendirme suçunda konu, intihar eden kişidir.
  • Korunan Hukuki Değer: İntihara yönlendirme suçunda korunan hukuki değer intihar eden kişinin vücut bütünlüğüdür.

İntihara Yönlendirme Suçunun Nitelikli Halleri

İntihara yönlendirme suçunun nitelikli halleri, TCK 84/2 ve TCK 84/3’te belirtilmiştir. TCK 84’te yalnızca intihara teşvik, intihara azmettirmek, intihar kararını kuvvetlendirmek veya başkasının intihar etmesine herhangi bir şekilde yardım eden kimse bu suçu işlemiş olacaktır.

İntiharın gerçekleşmesi halinde TCK 84/2 verilecek olan cezanın artırılacağına hükmetmiştir.

Başkalarını alenen intihara teşvik eden kişileri de TCK 84/3 nitelikli halden cezalandırılacağına hüküm getirmiştir.

İşlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan (zihinsel gelişimi tam olmayan, yaşı küçük olan veya benzeri durumdaki kişilerin) veya ortadan kaldıran kişileri intihara sevk edenlerle cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri intihara mecbur edenler intihara yönlendirme suçundan değil kasten insan öldürme suçu hükümlerine göre cezalandırılır.

İntihara Yönlendirme Suçunun Cezası

İntihara yönlendirme suçunun cezası TCK 84 çerçevesinde belirlenmiştir. Buna göre intihara azmettiren, intihara teşvik eden, başkasının intihar etme kararını kuvvetlendiren veya başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kimseye verilecek olan hapis cezası 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasıdır.

İntihara neden olan kişiye intihar gerçekleşmesi halinde verilecek olan ceza 4 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasıdır.

Başkalarını alenen intihara teşvik eden kişiye verilecek olan ceza 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezasıdır.

İşlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan veya ortadan kaldırılan kişileri intihara sevk edenlerle cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri intihara mecbur edenler, kasten öldürme suçundan sorumlu tutulurlar. Kasten insan öldürme suçu TCK 81’de yer almıştır. TCK 81’e göre; Bir kimseyi kasten öldüren kişi müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.

İntihara Yönlendirme Suçu Zamanaşımı Süresi

İntihara yönlendirme suçu zamanaşımı süresi TCK 84 çerçevesinde değil TCK 66’da belirlenmiştir. TCK 66 verilecek olan cezalara göre dava zamanaşımı süresi belirlenecektir. TCK 66’ya göre 5 yıldan fazla olmamak şartıyla hapis veya adli para cezasını gerektirecek suçlarda dava zamanaşımı süresi 8 yıldır. 5 yıldan fazla ve 20 yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda dava zamanaşımı süresi 15 yıl, müebbet hapis cezası durumlarında ise dava zamanaşımı süresi 25 yıl olarak belirlenmiştir. Buna göre intihara yönlendirme suçunda olayın niteliğine göre dava zamanaşımı süreleri bu ölçülerde değerlendirilecektir.

İntihara Yönlendirme Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme

İntihara yönlendirme suçunda görevli ve yetkili mahkeme suçun işlendiği yerde bulunan Asliye Ceza Mahkemesidir. İntihar eden kişinin bu fiilin durum ve sonuçlarını anlayamayacak nitelikte olması (engelli veya yaşça küçük kişiler) halinde ya da cebir veya tehdit ile intihara mecbur bırakılması halinde kasten insan öldürme suçu hükümleri uygulanacaktır. Bu halde görevli ve yetkili mahkeme suçun işlendiği yerde bulunan Ağır Ceza Mahkemesidir.

İntihara Yönlendirme Suçu ile İlgili Yargıtay Kararları
T.C. YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ
E. 2013/4118 K. 2013/7481
  • İNTİHARA YÖNLENDİRME SUÇU ( Sanığın Mağdureye İntihar Etmeyi Teklif Ettiği/Mağdureden İlaç Getirmesini İstediği – Sanık ve Mağdurenin Birlikte İlaç Aldıkları ve Tedavi Sonucu Yaşama Döndürüldükleri/Sanığın İntihara Yönlendirme Suçundan Cezalandırılacağı )
  • SANIK VE MAĞDURENİN BİRLİKTE İNTİHAR AMAÇLI İLAÇ ALMALARI ( Sanığın İntihar Etmeyi Teklif Ettiği ve Mağdureden İlaç Getirmesini İstediği – Tedavi Sonucu Yaşama Döndürüldükleri/Sanığın İntihara Yönlendirme Suçundan Cezalandırılması Gerektiği )5237/TCK 84

ÖZET : Sanık, mağdureye birlikte intihar etmeyi teklif etmiş ve intihar etmekte kullanılacak ilaçları getirmesini istemiştir. Sanık ve mağdure ilaçları birlikte içtikten sonra tedavi sonucu yaşama döndürülmüştür. Sanığın intihara yönlendirme suçundan cezalandırılmalıdır.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Cumhuriyet Savcısının temyizi üzerine yapılan incelemede ;

Evli ve iki çocuk babası olan 31 yaşındaki sanık B. ile 16 yaşındaki mağdur K.’in arkadaşlık yapmasını ailelerinin onaylamaması üzerine, B.’ın 11.03.2010 tarihinde K.’in telefonuna mesaj çekerek “benimle her şeye var mısın” dediği, K.’in de “evet” şeklinde cevap vermesi üzerine, bu kez de mağdureden öldürecek bir ilaç getirmesini istediği, 12.03.2010 tarihinde K.’in evden 4 kutu ilaç alarak okul çıkışı B. ile buluştuğu, birlikte Mersin’den Erdemli’ye gittikleri, burada bir pansiyonda kaldıkları, 14.03.2010 tarihinde B.’in K.’e ilaçları getirip getirmediğini sorduğu, K.’in de getirdiğini söylemesi üzerine ilaçları paylaştıkları, önce K.’in içmeye başladığı, B.’in de ilaçları içtiği, bir süre sonra hastaneye gittikleri ve tedavi sonucu yaşama döndürüldükleri olayda, intihar etmeyi sanık B.’in teklif ettiği ve intihar etmekte kullanılan ilaçları sanığın isteği üzerine mağdurenin temin ederek getirdiği anlaşılmakla, sanığın eylemine uyan intihara yönlendirme suçundan cezalandırılması gerektiği düşünülmeksizin, yazılı şekilde beraatine karar verilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmekle, Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazlarının bu itibarla kabulüyle hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi BOZULMASINA, 04.12.2013 gününde oybirliği ile karar verildi

Eziyet Suçu ve Cezası

Eziyet Suçu ve Cezası, TCK 96 ile koruma altına alınan ve kanunda Kişilere Yönelik Suçlar bölümünde ele alınan suç tipidir. Eziyet suçunda korunan hukuki değer, işkence suçunda olduğu gibi kişinin vücut bütünlüğü, sağlığı, şeref ve haysiyetidir. Ancak işkence ile farklı olarak TCK 96’da belirtilmiş olan eziyet suçunu işleyen kişinin kamu personeli olmadığı görülür.

Eziyet Suçunun Oluşması

Eziyet suçunun oluşmasını TCK 96 göstermemiştir. Buradaki eziyet olarak adlandırılacak fiiller olaylardan farklı olarak çıkarılabilir. Eziyet, belirli bir düzene göre bir kişiye karşı insan şerefi ve haysiyetine yakışmayacak şekilde fiziksel veya ruhsal acı çekmesine yol açılan fiiller olarak gösterilebilir. TCK 96’nın yani eziyet suçunun işleyebilmesi için suçu işleyen failin kamu personeli değil sivil kimselerin işlemesi gerekir. Aksi halde suçu TCK 96 açısından değil TCK 94-95 açısından değerlendirmek gerekecektir. Eziyet suçunu işleyen kimse TCK 96’da:  ‘’Bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştiren kişi’’ şeklinde tanımlanmıştır. Eziyet sayılan olaylar aynı işkence suçunda olduğu gibi bir defa olmakla tükenen değil sistemli şekilde yürütülen hareketler olması eziyet suçu oluşması için aranmaktadır.

Eziyet Suçunun Maddi Unsurları

Eziyet suçunun maddi unsurlarını tek tek ele alacak olursak; Fail: Eziyet suçunun (TCK 96) faili sivil olan herkes olabilir. Eziyet suçu (TCK 96) işkence suçundan farklı olarak işleyeni kamu personeli olmayan suç tipidir. Bu sebeple eziyet, özgü suç değildir. Mağdur: Eziyete maruz kalan herkes eziyet suçundan dolayı mağdur olabilir. Burada eziyete maruz kalmaktan kasıt sistematik şekilde kişinin onur ve haysiyetini zedeleyerek eziyet etmek, acı çekmesine yol açmaktır. Mağdurun durumuna göre TCK 96/2’de yer alan eziyet suçunun nitelikli halleri de oluşabilmektedir. Suçun Konusu: Eziyet suçunun konusu TCK 96’da da belirtildiği üzere kişinin vücudu, insanlık onuru, şeref ve haysiyetidir. Fiil: Eziyet suçunun fiili TCK 96’da tam olarak belirtilmemekle birlikte pek çok şekilde karşımıza çıkabilecektir. Fiilin sistematik şekilde gerçekleştirilmesi esas husustur. Aksi halde TCK 96’ya dayanmak mümkün olmayacaktır. Eziyet yaralama, tehdit veya hakaret gibi pek çok şekilde karşımıza çıkabilir. Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma şeklinde de karşımıza çıkabilmesi mümkündür.

Eziyet Suçunun Nitelikli Halleri

Eziyet Suçunun nitelikli halleri TCK 96/2 de yer almıştır. TCK 96/2’de sıralanan bu halleri:
  • Eziyet suçunun bir çocuğa yönelik olması halinde, kendini koruyamayacak durumda olan fiziksel veya ruhsal güçlükte bulunan kimseye karşı yapılması durumunda veya gebe bir kadına karşı yapılması durumunda eziyet suçunun nitelikli hali oluşmuş olacaktır.
  • Eziyet suçunun alt soy- üst soya (anne, baba, dede, nine, çocuk veya torun) karşı yapılması halinde, üvey anneye ya da üvey babaya yapılması durumunda veya evlatlık edinilen çocuğa karşı eziyet edilmesi halinde bu suçun nitelikli halinin oluşacağı TCK 96/2 de belirtilmiştir.

Eziyet Suçunun Cezası

Eziyet suçunun cezası TCK 96 kapsamında belirlenmiştir. Buna göre bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışlarda bulunan kimseye verilecek olan ceza 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası olacaktır. TCK 96/2’de belirtilen nitelikli hallere göre bu cezada artırım meydana gelebilecektir. Buna göre, eziyetin bir çocuğa yönelik olması halinde (18 yaşından küçük bireylere) verielcek olan ceza 2 ila 5 yıl değil 3 ile 8 yıl arasında hapis cezası şeklinde olacaktır. Bunun gibi eziyet suçunun kendisini koruyamayacak durumda olan kimselere karşı (yaşlı, zihinsel veya fiziksel engelli ve benzeri…) işlenmesi halinde de verilecek olan ceza TCK 96/2 gereği 3 ile 8 yıl arasında hapis cezası şeklinde olacaktır. Yine suçun gebe bir kadına işlenmesi halinde de verilecek olan ceza 3 ila 8 yıl arasında hapis cezası şeklinde olacaktır. Eziyet suçunun alt veya üst soya karşı (anne, baba, dede, nine, çocuk, torun…) işlenmesi halinde TCK 96/2 verilecek olan hapis cezasının 3 ile 8 yıl arasında olacağına hükmetmiştir. Eziyet suçunun üvey anne, üvey baba (analık-babalık) veya evlatlık çocuğa karşı işlenmesi halinde de TCK 96/2’ye göre verilecek olan ceza 3-8 yıl hapis cezası olacaktır. Eziyet suçunda mahkeme Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) kararı verebilecektir. Eziyet suçunda mahkeme hapis cezası ile ilgili cezanın ertelemesi kararı verebilecektir. Eziyet suçunda mahkeme hapis cezanın adli para cezasına çevrilmesi kararı veremeyecektir.

Eziyet Suçunda Hukuka Uygunluk Nedeni

Eziyet suçunda hukuka uygunluk nedeni yani hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir durum olamaz. Çünkü kişiye eziyet etmek insanlık onuruna yönelik işlenen bir suç olduğu için bu suçun hukuka uygunluk nedeni de olamayacaktır.

Eziyet Suçunda Zamanaşımı Süresi

Eziyet suçunda zamanaşımı süresi, işkence suçunda belirtilen istisnai hal kapsamına girmez. Yani TCK 96’da zamanaşımı süresine dair bir düzenleme yapılmadığı için eziyet suçunda zamanaşımı süresi TCK 66 kapsamında değerlendirilecektir. Eziyet suçunun ana şeklinde dava zamanaşımı süresi 8 yıl iken nitelikli hallerin işlenmesi halinde dava zamanaşımı süresi 15 yıl olacaktır.
Eziyet Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme
Eziyet suçunda görevli ve yetkili mahkeme suçun gerçekleştiği yerde bulunan Asliye Ceza Mahkemesidir.
Eziyet Suçu ile ilgili Yargıtay Kararları
T.C. YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ E. 2011/3608 K. 2012/20031
  • ÇOCUĞA KARŞI EZİYET SUÇU ( Sanıkların Katılanın 13 Aylık Çocuğu Olan Mağdurun Vücudunda Sigara Söndürüp Aç Susuz Bıraktığı/Döverek Kolunu Kırdıkları - Eziyet Suçunda Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Hallerin Düzenlenmediği/Suçun Nitelikli Halinin Gözetilerek Cezanın Belirleneceği )
  • ORANTILILIK İLKESİ ( Sanıkların Katılanın 13 Aylık Çocuğu Olan Mağdurun Vücudunda Sigara Söndürüp Aç Susuz Bıraktığı/Döverek Kolunu Kırdıkları - Yaraların Ağırlığı Nedeniyle Asgari Haddin Üzerinde Ceza Tayini Gerektiği/Ayrıca Yaralama Suçundan Hüküm Kurulamayacağı )
  • EZİYET (TCK 96) ( Sanıkların Katılanın 13 Aylık Çocuğu Olan Mağdurun Vücudunda Sigara Söndürüp Aç Susuz Bıraktığı/Döverek Kolunu Kırdıkları - Yaraların Ağırlığı Nedeniyle Asgari Haddin Üzerinde Ceza Tayini Gerektiği/Ayrıca Yaralama Suçundan Hüküm Kurulamayacağı )
  • KASTEN YARALAMA ( Sanıkların Katılanın 13 Aylık Çocuğu Olan Mağdurun Vücudunda Sigara Söndürüp Aç Susuz Bıraktığı/Döverek Kolunu Kırdıkları - Eziyet Suçunun Nitelikli Halinin Oluştuğu/Ayrıca Yaralamadan Hüküm Kurulmaması Gerektiği )
  • NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ HALLER ( Sanıkların Katılanın 13 Aylık Çocuğu Olan Mağdurun Vücudunda Sigara Söndürüp Aç Susuz Bıraktığı/Döverek Kolunu Kırdıkları - Eziyet Suçunda Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Hallerin Düzenlenmediği/Suçun Nitelikli Halinden Ceza Tayin Edileceği )
ÖZET : Sanıkların muhtelif zamanlarda katılanın 13 aylık çocuğu olan mağdurun vücudunda sigara söndürmek, ısırmak ve olay günü de arabada saatlerce tek başına aç susuz bırakıp bakımını da yapmadan, dövüp kolunu kırmak suretiyle süreklilik gösteren eylemlerinin, eziyet suçunu oluşturduğu ancak; işkence suçunda netice sebebiyle ağırlaşmış halleri düzenleyen maddesine benzer bir düzenlemenin eziyet suçunda yer almayıp nitelikli hallerin belirtilmiş bulunması karşısında, sonuçta meydana gelen yaraların niteliği gözetilerek sanıkların eylemlerinin bir bütün halinde nitelikli eziyet suçunu (TCK 96/2-a maddesinde yaptırıma bağlanan )ve yaraların ağırlığı nedeniyle orantılılık ilkesi ile asgari haddin üzerinde ceza tayini gerektiği gözetilmelidir. Ayrıca yaralama suçundan ceza tayin edilmesi hukuka aykırıdır. KARAR : Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine, Ancak; Oluşa, dosya kapsamına, B... Devlet Hastanesinin 27.10.2007 günlü ve B... Adli Tıp Şube Müdürlüğü'nün 08.11.2007 tarihli raporları kapsamına göre, sanıkların muhtelif zamanlarda katılan A.'in 13 aylık çocuğu olan mağdurun vücudunda sigara söndürmek, ısırmak ve olay günü de arabada saatlerce tek başına aç susuz bırakıp bakımını da yapmadan, dövüp kolunu kırmak suretiyle süreklilik gösteren eylemlerinin, eziyet suçunu oluşturduğu, ancak; işkence suçunda netice sebebiyle ağırlaşmış halleri düzenleyen TCK 95. maddesine benzer bir düzenlemenin eziyet suçunda yer almayıp TCK 96. maddesinin 2. fıkrasında nitelikli hallerin belirtilmiş bulunması karşısında, sonuçta meydana gelen yaraların niteliği gözetilerek TCK'nın 44. maddesi uyarınca sanıkların eylemlerinin bir bütün halinde TCK 96/2-a maddesinde yaptırıma bağlanan eziyet suçunu oluşturacağı ve yaraların ağırlığı nedeniyle TCK'nın 3. maddesinde yer alan orantılılık ilkesi ile 61. maddesinde yazılı ölçütler gözetilerek asgari haddin üzerinde ceza tayini gerektiği gözetilmeden, ayrıca yaralama suçundan da ceza tayini, SONUÇ : Yasaya aykırı, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasa'nın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi gereğince (BOZULMASINA ), 18.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Sağlık Mesleği Mensubu Kişilerin Gerçeğe Aykırı Belge Düzenlemesi

Tabip, Diş Tabibi, Eczacı ve Diğer Sağlık Mesleği Mensubu Kişilerin Gerçeğe Aykırı Belge Düzenlemesi TCK 210/2 de düzenlenmiştir. Burada doktorun sahte belge düzenlemesi başlı başına suç sayılmıştır. Ancak dikkat edilmesi gereken husus doktorun sahte belge düzenlemesi sırasında kamu görevlisi olmamasıdır. Doktorun sahte belge düzenlemesi gibi diş doktorunun, eczacının ve diğer sağlık mensuplarının da sahte belge düzenlemesi TCK 210/2’ye dayanacaktır. Kamuda çalışan doktorun bu suçu işlemesi halinde resmi belgede sahtecilik suçu işlenmiş olur.

Doktorun Sahte Belge Düzenlemesi Suçu

TCK 210/2’e göre; gerçeğe aykırı belge düzenleyen doktor, diş doktoru, eczacı, ebe, hemşire veya diğer sağlık mesleği mensubu bu suçu işlemeleri halinde cezalandırılacaklardır. TCK 210/2’nin devamında düzenlenen belgenin kişiye haksız bir menfaat sağlaması ya da kamunun veya kişilerin zararına bir sonuç doğuracak nitelik taşıması halinde, resmi belgede sahtecilik hükümlerine göre cezalandırılacağı belirtilmiştir. Yani doktorun sahte belge düzenlemesi suçu sonucu bir menfaat sağlaması halinde ya da kamunun veya kişilerin bu sahte belge dolayısıyla zarar görmesi halinde resmi belgede sahtecilik hükümlerine dayanılacağı söylenmiştir. Bu durumda TCK 210/2’ye göre değil TCK 204’e (resmi belgede sahtecilik) göre ceza verilecektir.

Doktorun Sahte Belge Düzenlemesi Suçunun Unsurları

Doktorun sahte belge düzenlemesi suçunun unsurlarının oluşması için öncelikle sahte belge düzenleyen kişinin kamu görevlisi olmayan doktor, diş doktoru, ebe, eczacı, hemşire veya diğer sağlık mensubu kişilerden biri olması gerekmektedir. Eğer suçu işleyen kişi bir kamu görevlisi olan doktor veya diğer sağlık mensuplarından ise burada doktorun sahte belge düzenlemesine yani TCK 210/2’ye değil resmi belgede sahtecilik hükümlerine gidilecek ve TCK 204 (resmi belgede sahtecilik) hükümlerine göre cezalandırma yapılacaktır.

Doktorun sahte belge düzenlemesi sonucu menfaat elde ettiği tespit ediliyorsa veya bu sahte belge dolayısıyla bir zarar meydana geliyorsa burada artık doktorun sahte belge düzenlemesi suçuna değil, resmi belgede sahtecilik suçuna dayanılarak ceza verilecektir.

Doktorun resmi belgede sahtecilik suçu haricinde, sahte belge düzenleme suçunun unsurlarını sıralayacak olursak;

  • Suçu işleyen kişinin kamuda çalışmayan, doktor, diş doktoru, eczacı, ebe, hemşire ve diğer sağlık mesleği mensubu kişiler olmalıdır.
  • Kamuda çalışmayan doktor, diş doktoru, eczacı, ebe, hemşire ve diğer sağlık mesleği mensubu kişilerin gerçeğe aykırı belge (sahte belge) düzenlemesi gerekmektedir.
  • Doktorun sahte belge düzenlemesi nedeniyle menfaat elde etmesi ya da kamuda veya kişilerin zararına bir sonuç doğurması halinde, doktorun sahte belge düzenlemesi suçu değil, resmi belgede sahtecilik suçu işlenmiş sayılacaktır.

Doktorun Sahte Belge Düzenlemesi Suçunun Cezası

Doktorun sahte belge düzenlemesi suçunun cezası TCK 210/2’de belirlenmiştir. Buna göre doktor, diş doktoru, eczacı, ebe, hemşire ve diğer sağlık mesleği mensubu kişilerin gerçeğe aykırı belge düzenlemesi halinde bu kişilere 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası verilir. Burada dikkat edilmesi gereken husus doktorun sahte belge düzenlemesi suçu oluşması için bu doktorun kamu personeli olmaması gerekmektedir. Aksi halde TCK 210/2’ye göre değil, kamu personeli olan doktorun yapacağı sahte belge düzenleme faaliyeti nedeniyle resmi belgede sahtecilik suçu hükümlerince ceza verilir.

Düzenlenen belgenin kişiye haksız bir menfaat sağlaması durumunda ya da kamunun veya kişilerin zararına bir sonuç doğurucu nitelik taşıması halinde resmi belgede sahtecilik hükümlerine dayanılacaktır.

Resmi Belgede Sahtecilik suçuna göre verilecek olan cezaları ise TCK 204’te belirtilmiştir.

Buna göre resmi belgede sahtecilik suçunun işlenmesi halinde kişilere verilecek olan ceza 2 ila 5 yıl arasında olacaktır. Ayrıca belirtmek gerekir ki resmi belgede sahtecilik suçunu görevi gereği düzenleme durumunda olduğu evrak üzerinde gerçekleşmesi halinde kamu personeline verilecek olan ceza 3 yıl ile 8 yıl arasında olacaktır. Doktor özel sektörde çalışmasına rağmen menfaati gereği sahte belge düzenlediyse ya da sahte belge düzenlemesinden dolayı kamuda ya da kişilerde bir zarar meydana geldiyse burada doktora resmi belgede sahtecilik suçunda TCK 204/1’e göre ceza verilecektir.

Doktorun sahte belge düzenlemesi suçu kamuda görevli olmasından kaynaklanıyorsa ve görevinin sağladığı nüfuz gereği böyle bir belge ortaya çıkıyorsa burada TCK 204/2 (resmi belgede sahtecilik suçu) hükümlerine göre ceza verilecektir, yani bu halde doktor (veya kamu personeli başka bir sağluk mensubu) 3 ile 8 yıl arasında bir ceza alacaktır.

Doktorun Sahte Belge Düzenlemesi Suçunun Ertelenmesi, Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması ve Cezanın Adli Para Cezasına Çevrilmesi

Doktorun sahte belge düzenlemesi suçu dolayısıyla verilecek olan cezanın adli para cezasına çevrilmesi mümkündür.

Doktorun sahte belge düzenlemesi suçu dolayısıyla kişiye Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) Kararı verilebilmesi mümkündür.

Doktorun sahte belge düzenlemesi suçu dolayısıyla verilecek olan cezanın ertelenmesi kararının verilebilmesi de mümkündür.

Doktorun sahte belge dolayısıyla menfaat elde etmesi veya kamuya ya da kişilere zarar vermesi halinde verilecek olan ceza resmi belgede sahtecilik hükümlerine göre belirlenecektir.

Doktorun Sahte Belge Düzenlemesi Suçunda Zamanaşımı Süresi

Doktorun sahte belge düzenlemesi suçunda zamanaşımı süresi TCK 66’da düzenlenmiştir. Buna göre TCK 66/e’de belirtilen hükme göre cezası 5 yıldan az olan suçlar ile ilgili dava zamanaşımı süresi 8 yıldır. Bunun dışında resmi belgede sahtecilik suçunun nitelikli haline verilecek 5 yıldan fazla olabileceği için burada dava zamanaşımı süresi 15 yıl olacaktır.

Doktorun Sahte Belge Düzenlemesi Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme

Doktorun sahte belge düzenlenmesi suçunda görevli ve yetkili mahkeme suçun işlendiği yerde bulunan Asliye Ceza Mahkemesidir.

Doktorun Sahte Belge Düzenlenmesi Suçu ile ilgili Yargıtay Kararları

T.C. YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ

E. 2015/8833 K. 2017/2782

DAVA : 1-)Olay tarihinde Bandırma Türk Kızılayı Firdevs Şeker Tıp Merkezinde doktor olarak çalışmakta olan sanığın bazı aile bireylerini tedavi etmesi sebebiyle önceye dayalı tanışıklığı bulunan … isimli şahsı muayene etmemesine rağmen hakkında istirahat raporu düzenleyerek kamu görevlisinin resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği kabul edilen kamu davasında; Sanığın aşamalardaki istikrarlı savunmalarında …isimli şahsın kendisini telefonla arayarak hastalığını izah edip, hastaneye gelemeyecek durumda olduğunu söyleyerek rapor düzenlemesini talep ettiğini, kendisinin de şahsın beyanlarına itibar ederek yardımcı olmak amaçlı suça konu raporu düzenlediğini beyan ettiği, bu anlatımların tanık olarak dinlenilen …

tarafından doğrulandığı, söz konusu şahsın bu eylemi sebebiyle Bandırma 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2012/37 Esas sayılı dosyasında resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçundan yargılanıp hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, sanığın, hakkında rapor düzenlediği kişi ile anlaşarak sahtecilik kastı ile hareket ettiği yönünde dosya kapsamında delil bulunmadığı, eyleminin kül halinde 5237 Sayılı TCK’nın 257. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin suç vasfında hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi,

2-) Kabule göre de; Sanığın 5237 Sayılı TCK 210/2. maddesi yollamasıyla aynı Kanun’un 204/1 (resmi belgede sahtecilik suçu) maddesi uyarınca cezalandırılması gerekirken 204/2 (resmi belgede sahtecilik nitelikli hali) uyarınca hüküm kurulması

SONUÇ : Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 12.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İşkence Suçu ve Cezası Nedir ?

İşkence suçu, TCK 94’ de düzenlenen ve ana başlık olarak Kişilere Karşı Suçlar arasında yer alan suç tipidir.İşkence Suçu ve Cezası Nedir ? sorusunu suçun oluşumu anlatılarak aktaracağız. İşkence suçunu işlemek için öncelikle kamu görevlisi olmak gerekmektedir. Kişilerin birbirlerine yapmış oldukları fiiller burada işkence suçu kapsamında değil TCK 96’da yer alan Eziyet Suçu kapsamına girer. İşkence, kamu görevlisinin belli bir süre boyunca kişiye, maddi veya manevi anlamda acı çektirmek şeklinde gerçekleşir. İşkence suçunda korunan hukuki değer kişinin şeref ve haysiyetidir. Bu suçun mağduru herkes olabilir, mağdurlara göre ise suçun nitelikli hali oluşabilmektedir. İşkence suçunda mağdurun, çocuk, gebe kadın, beden veya ruh bakımından kendisini koruyamayacak durumda olan, avukatlara veya kamu görevlilerine işi vasıtasıyla yapılması halinde işkence suçunun nitelikli hali oluşmuş olacaktır.

İşkence Suçunun Oluşması

İşkence suçunun oluşması için öncelikli olarak failin bir kamu görevlisinin yürüttüğü faaliyet kapsamında yürütülen bir suç olması gerekir. İşkence suçunda fiilin işlenişi de önemlidir. 1 kere işlenmesiyle biten fiillerin işkence suçu (TCK 94) oluşturmayacağı açıktır. Örneğin bir kamu personelinin bir sivile bir kere yumruk atmasının işkence suçu oluşmayacağı açıktır. Yapılan fiilin kişinin onur ve haysiyetini zedeleyici bir fiil olması gerekmektedir. İşkence suçunun koruduğu hukuki değer de zaten insan onur ve haysiyetidir.

İşkence Suçunu Kim İşleyebilir

İşkence suçunu kim işleyebilir sorusundan anlamamız gereken şey suçun özgü suçlar arasında yer almasıdır. Özgü suçlarda, bu suçları ancak özel faillik niteliğini taşıyabilen kişilerin işleyebileceği suçlardır. Özgü suçların istisnası işkence suçudur. İşkence suçu(TCK 94) işlenişi bakımından özgü suçtur. İşkence suçunu işleyen kişinin ancak kamu personeli olması gerekir. Ancak TCK 94/4’te işkence suçu işlemeleri halinde TCK 94/4’e dayanılmazken kamu personelinin işkence suçu işlemesi sırasında suça iştirak eden kimselere de işkence suçu kapsamında ceza verilecektir.

İşkence suçunun maddi unsurları

İşkence suçunun maddi unsurlarını tek tek ele alacak olursak;

Fail: İşkence suçunun (TCK 94) faili herkes olamaz. İşkence suçu bir özgü suçtur. İşkence suçunun oluşması için kişinin kamu görevlisi olması gerekmektedir. Ancak bu kurala istisna olarak TCK 94/4 İşkence suçuna iştirak eden kimseler de işkence suçu kapsamında ceza alacaktır. Demektedir.

Fiil İşkence suçunun (TCK 94) fiili pek çok şekilde gerçekleşir. Maddi şekilde zarar vermek şeklinde oluşabileceği gibi kişinin iç dünyasına yönelik saldırılarla da işkence suçu işlenebilir. Yaralama, tehdit, cinsel saldırı, cinsel taciz, hakaret fiilleriyle işkence suçu işlenebilecektir. Olayın şartlarına göre suçun konusunun TCK 94’e girip girmediği belirlenecektir. Burada suçun devamlılığı önem arz etmektedir. Bir kereye mahsus işlenmekle biten suçun işkence suçu olması mümkün değildir. TCK 94’te: Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi işkence suçu (TCK 94) işlemiş olur demektedir.

Mağdur: İşkence suçunun mağduru herkes olabilmektedir. Ancak mağdurların kişisel özellikleri gereği işkence suçunun (TCK 94 ve devamı madde) nitelikli hali oluşabilir. Suça maruz kalan kişilerin, gebeler, çocuklar, bedensel veya ruhsal şekilde kendini savunamayanlar, görevini yerine getiren kamu personelleri veya avukatlar olması halinde suçun nitelikli hali oluşmuş olacaktır.

Konu: İşkence suçunun konusu insanın şeref ve haysiyetidir.

Korunan hukuki değer TCK 94’te belirtilen işkence suçunda korunan hukuki değer kişinin vücut bütünlüğü olabileceği gibi pek çok durumda karşımıza çıkabilir. Suçun işleniş biçimine göre bu değişkenlik gösterebilir. Ancak olayın özü olarak korunan hukuki değer TCK 94’ten anlaşılacağı da üzere kişinin şeref ve haysiyetidir.

İşkence Suçunun Nitelikli Halleri (TCK 94)

İşkence suçunun nitelikli halleri TCK 94’te ve TCK 95’te belirtilmiştir. Buna göre;

  • İşkence suçunun çocuğa, beden ve ruh sağlığı yerinde olmayan kimseye ya da gebe kadına karşı yapılması halinde TCK 94/2.a gereği nitelikli hal oluşmuş olur.
  • İşkence suçunun avukata veya diğer kamu personeline karşı görevi gereği işlenmesi halinde TCK 94/2.b gereği suçun nitelikli unsuru oluşmuş olacaktır.
  • TCK 94/3 suçta cinsel yönelim olması halinde de işkence suçunun nitelikli halinin olacağı belirtilmiştir.

Neticesi Sebebiyle Ağırlaştırılmış İşkence Suçu

Neticesi sebebiyle ağırlaştırılmış işkence suçuna TCK 95’te yer verilmiştir. TCK 95’e göre:

İşkence fiilleri nedeniyle mağdurda;

  • Duyularında veya organlarının işlevlerinde azalma meydana gelmesi halinde,
  • Mağdurun konuşmasında sürekli zorluk halinin ortaya çıkması,
  • Mağdurda işkence fiili nedeniyle yüzünde sabit iz oluşması,
  • -İşkence suçu nedeniyle mağdurun yaşamını tehlikeye sokan bir durumun oluşması halinde,
  • Gebe bir kadına yöneltilen fiil sonucu erken doğum meydana getirildiyse,

Meydana gelen bu durumlardan dolayı faile verilecek olan ceza TCK 95 gereği %50 oranında artırılacaktır.

TCK 95/2’de İşkence fiillerinde mağdurda,

  • İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine yol açarsa,
  • Duyularında veya organlarından birinin kaybına yol açarsa
  • Konuşma ya da çocuk yapma yeteneğinin yitirilmesi,
  • Yüzün sürekli olarak değiştirilmesine yol açıldıysa,
  • Gebe bir kadına karşı işkence suçunun işlenmesiyle çocuğun düşürülmesine (çocuğun kaybı halinde) verilecek olan ceza bir kat artırılır.

TCK 95/3’e göre işkence fiili mağdurda kemik kırılmasına yol açtıysa burada kırığın hayati fonksiyonlar için önemine göre ceza artırılacaktır.

TCK 95/4’te işkence sonucunda ölüm meydana gelirse, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilecektir.

İşkence Suçunun Cezası

İşkence Suçunun cezası TCK 94 ve neticesi sebebiyle ağırlaştırılmış hali bakımında TCK 95’te yer verilmiştir. TCK 94’te işkence suçunu işleyen kamu görevlisine 3 yıldan 12 yıla kadar hapis cezasına hükmedilecektir.

TCK 94/2.a’da suçun çocuğa, gebe kadına veya fiziksel ya da ruhsal şekilde kendisini koruyamayacak durumda olan kimseye karşı yapılması halinde verilecek olan ceza 8 yıl ila 15 yıldır.

TCK 94/2.b’de suçun avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla işlenirse, 8 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

TCK 94/3’te suçun cinsel yönden taciz şeklinde gerçekleşmesi halinde verilecek olan ceza 10 yıl ile 15 yıl arasında değişmektedir.

TCK 94’te bu suçun ihmali davranışla işlenmesi halinde, verilecek cezada bu nedenle indirim yapılmaz.

Neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence suçu;

TCK 95/1’de belirtilen hallere göre;

Mağdurun duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına, konuşmasında sürekli oluşan zorluğa, yüzünde sabit bir ize neden olduysa, yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olduysa, gebe kadının çocuğunu erken doğurmasına neden olursa verilecek olan ceza % 50 oranında artırılır.

TCK 95/2’ye göre işkence fiilleri, mağdurun, iyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine neden olursa, duyularından veya organlarından birinin kaybına neden olursa, konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına neden olursa, yüzünün sürekli değişmesine neden olunursa, gebe bir kadına yapılan işkence sonucu çocuğun düşmesine neden olması halinde verilecek olan ceza 1 kat artırılır.

İşkence fiili nedeniyle vücutta kemik kırılmasına neden olunursa , kırığın hayati fonksiyonlarındaki etkisine göre ceza 8 yıl ile 15 yıl arasında değişir.

İşkence suçu dolayısıyla ölüm meydana gelirse verilecek olan ceza TCK 95/4 gereği  ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olacaktır.

İşkence suçundan dolayı Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) kararı verilebilmesi mümkün değildir.

İşkence suçunda cezanın ertelenmesi mümkün değildir.

İşkence suçu işlenmesi halinde cezanın adli para cezasına çevrilmesi söz konusu olmaz.

İşkence Suçunda Zamanaşımı Süresi

İşkence suçunda zamanaşımı süresi için TCK 66’daki hükümlere bakılmaz. TCK 94/6’da getirilen hükme göre işkence suçu işlenmesi halinde TCK 94/6: ‘’ Bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez.’’ denmiştir.

İşkence Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme

İşkence suçunda görevli ve yetkili mahkeme, işkence suçunun işlendiği yerde bulunan Ağır Ceza Mahkemesidir.

İşkence Suçu ile İlgili Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ

2002/1945 K. 2002/3906

  • YAĞMA ( Sanığın Mağduru İterek ve Tehdit Ederek Biraların Kendisi Tarafından Alınmasına Karşı Sessiz Kalmaya Zorunlu Kılması )
  • ŞARTLI SALIVERME ( Önceki Hükümlülüklerin Suç ve Hüküm Tarihlerinin 4616 Sayılı Yasanın 1/2. Maddesi Kapsamında Değerlendirilmesi Zorunluluğu )

765/m.2/2, TCK 95/2, 495/1

4616/m.1/2

ÖZET : 1- Sanığın mağduru iterek ve tehdit ederek biraların kendisi tarafından alınmasına karşı sessiz kalmaya zorunlu kıldığının anlaşılması karşısında eylemin 495/1. maddesindeki yağma suçunu oluşturduğu gözetilmelidir.

2- TCK 95/2.maddesi uyarınca aynen çektirilmesine karar verilen önceki hükümlülüklerin suç ve hüküm tarihlerine, TCK’nun 2/2. maddesine göre; hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 4616 Sayılı Yasanın 1/2. maddesi kapsamında değerlendirilmesi zorunludur.

DAVA : Gasptan sanık Necmettin A. hakkında yapılan duruşma sonunda; sanığın eylemi tehdit niteliğinde görüldüğünden bu suçtan mahkumiyetine dair BURSA 1. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 3.7.2000 tarihli hükmün Yargıtayca incelenmesi sanık savunmanı tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından bozma isteyen 24.1.2002 tarihli tebliğname ile 11.2.2002 tarihinde daireye gönderilmekle okunarak gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-Sanığın mağdur Orhan Ö.’ü iterek ve tehdit ederek biraların kendisi tarafından alınmasına karşı sessiz kalmaya zorunlu kıldığının anlaşılması karşısında eylemin 495/1. maddesindeki yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

2-TCK 95/2.maddesi uyarınca aynen çektirilmesine karar verilen önceki hükümlülüklerinin suç ve hüküm tarihlerine, TCK’nun 2/2. maddesine göre; hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 4616 Sayılı Yasanın 1/2. maddesi kapsamında değerlendirilmesi zorunluluğu,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık Necmettin A. savunmanın temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, ceza süresi yönünden sanığın kazanılmış hakkının korunmasına, 28.3.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Açığa İmzanın Kötüye Kullanılması Suçu

Açığa İmzanın Kötüye Kullanılması Suçu TCK 209’da düzenlenmiştir. Burada açığa imza terimini inceleyecek olursak, boş kağıda imza şeklinde ilk başta anlayacağımız gibi boş olan çekin, senedin imzalanması şeklinde de meydana gelebilir. Bu boş kağıt suçun konusunu oluşturur. TCK 209 ile korunan hukuki değer kamu güvenidir. Dolayısıyla açığa imzanın kötüye kullanılması suçu, kanunda Kamu Güvenine Karşı İşlenen suçlar arasında yer almıştır.

Açığa İmzanın Kötüye Kullanılması Suçunun Oluşması

Açığa imzanın kötüye kullanılması suçunun oluşması için öncelikle manevi unsura bakılmalıdır. Boş kağıda imza atılmasıyla birlikte suçun işlenebilmesi için öncelikle failin bu suçu kasten işlemek maksadıyla hareket etmelidir. Yani boş kağıda imza atılmasıyla birlikte bunu kötüye kullanma istemi bilerek ve isteyerek gerçekleşmelidir.

Kanun bu suçun oluşmasını, belirli tarzda doldurulan ve kullanılmak üzere teslim edilen imzalı veya kısmen boş kağıda, verilme nedeninden farklı bir şekilde doldurulmasıyla açığa imzanın kötüye kullanılması suçu oluşur. Hukuka aykırı olarak ele geçirilmiş veya elde tutulan açığa imzanın (boş kağıda imzanın) hukuki şekilde doldurulması da bu suç oluşacaktır. Bu suçta mağdur boş kağıdı, açığa atılan imzayı atan kişidir. Burada mağduriyet oluşabilmesi için mağdurun, boş kağıda imzayı atması ve bu kağıdı kendi rızası ile faile vermesi, ancak failin bu kağıdı mağdurun istediği şekilde doldurmaması şeklinde oluşur.

Açığa imzanın kötüye kullanılması suçu, mağdurun yani imza sahibinin iradesi doğrultusunda, rızasıyla yapılmış olması halinde suç teşkil etmeyecektir. Suçun yapısı gereği boş kağıda imza atılıp karşı tarafa verilmesinden önce bu imzanın gerçek olması gerekmektedir.

TCK 209’un ikinci fıkrasında belirtilen durumda ise imzalı veya kısmen boş kağıdın hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi veya elde bulundurulup da hukuki sonuç doğuracak şekilde doldurulması durumunda kişi açığa imzanın kötüye kullanılması suçundan değil (boş kağıda imza dolayısıyla meydana gelecek suçtan dolayı değil) sahtecilik suçundan dolayı ceza alacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken şey imzalı kağıt teslim veya tebliğ edilmemiştir. Suçlu bu boş kağıda imzayı hukuka aykırı bir surette ele geçirerek doldurmuştur. Dolayısıyla bu halde sahtecilik suçu oluşmuştur.

Açığa İmzanın Kötüye Kullanılması Suçunun Cezası

Açığa imzanın kötüye kullanılması suçunun cezası TCK 209’da belirtilmiştir. Buna göre belirli bir tarzda doldurulup kullanılmak üzere kendisine teslim olunan imzalı ve kısmen veya tamamen boş bir kağıdı, verilme nedeninden farklı bir şekilde dolduran kişi 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır.

İmzalı ve kısmen veya tamamen boş bir kağıdı hukuka aykırı olarak ele geçirip veya elde bulundurup da hukuki sonuç doğuracak şekilde dolduran kişi, açığa imzanın kötüye kullanılması suçundan dolayı değil belgede sahtecilik hükümlerine göre cezalandırılacaktır. Açığa imzanın kötüye kullanılması (boş kağıda imzanın kötüye kullanılması) suçuna değil de sahtecilik suçuna göre cezalandırılacağı bu hükümlerde şayet resmi belge üzerinde sahtecilik suçu işlenmiş olursa 2 yıldan 5 yıla (kamu görevlisi işlerse 3 yıldan 8 yıla) kadar hapis cezası verilecektir. Özel belgede sahtecilik suçu işlendiği tespit edilirse 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilecektir.  

Açığa imzanın kötüye kullanılması (boş kağıda imzanın kötüye kullanılması) suçunda verilecek olan cezayla ilgili Hükmün açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) kararı verilebilecektir.

Açığa imzanın kötüye kullanılması (boş kağıda imzanın kötüye kullanılması) suçunda verilecek olan hapis cezasının ertelenmesi yani cezanın ertelenmesi kararının verilebilmesi mümkündür.

Açığa imzanın kötüye kullanılması (boş kağıda imzanın kötüye kullanılması) suçunda verilen cezanın adli para cezasına çevrilebilmesi de mümkündür.

Açığa İmzanın Kötüye Kullanılması Suçunda Şikayet

Açığa imzanın kötüye kullanılması suçunda şikayet unsuru iki farklı şekilde değerlendirilmiştir. TCK 209/1’de belirtilen açığa imzanın kötüye kullanılması (boş kağıda imzanın kötüye kullanılması) suçu şikayete bağlı iken TCK 209/2’de belirtilen hallerde açığa imzanın (boş kağıda imzanın) kötüye kullanılması suçunun değil sahtecilik suçunun işlenmiş olduğu belirtildiği için burada şikayet aranmayacağı sahtecilik suçu hükümlerinde belirtilmiştir.

Belli bir tarzda doldurulup kullanılmak üzere kendisine teslim olunan imzalı ve kısmen veya tamamen boş bir kağıdı, verilme nedeninden farklı olarak dolduran kişiye şikayet üzerine açığa imzanın kötüye kullanılması suçu (boş kağıda imzanın kötüye kullanılması suçu) nedeniyle soruşturma ve kovuşturma açılır.

TCK 209/2’ye göre İmzalı ve kısmen veya tamamen boş kağıdı hukuka aykırı olarak ele geçirip veya elde bulundurup da hukuki sonuç doğuracak şekilde dolduran kişi sahtecilik suçu işlemiş olacağından burada soruşturma ve kovuşturma başlatılması için şikayet aranmayacak, savcılık re’sen dikkate alacaktır.

Açığa İmzanın Kötüye Kullanılması Suçunun İspatı

Açığa imzanın kötüye kullanılması suçunun ispatı her şekilde gerçekleşemez. Burada şahitlerin vereceği ifadeler değil boş kağıda imzanın kötüye kullanıldığının yazılı ispat şartı gerçekleşmelidir.    

Açığa İmzanın Kötüye Kullanılması Suçunda Zamanaşımı Süresi

Açığa imzanın kötüye kullanılması (boş kağıda imzanın kötüye kullanılması) suçunda zamanaşımı süresi TCK 66’da belirtilen hükümlere göre belirlenecektir. Buna göre TCK 66/e’de belirtilen 5 yıl ve altı ceza verilecek suçlarda dava zamanaşımı süresi 8 yıldır denmiştir. Açığa imzanın kötüye kullanılması (boş kağıda imzanın kötüye kullanılması) suçunda zamanaşımı süresi 8 yıldır.

Açığa İmzanın Kötüye Kullanılması Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme

Açığa imzanın kötüye kullanılması suçunda görevli ve yetkili mahkeme suçun işlendiği yerde bulunan Asliye Ceza Mahkemesidir.

T.C. YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ

E. 2013/28881 K. 2016/3926

DAVA : Açığa imzanın kötüye kullanılması suçundan sanığın beraatine dair hüküm, katılan … vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;

KARAR : Katılanın 13/07/2004 tarihinde araç kiralama işi yapan sanıktan araç kiraladığı, buna binaen teminat amacıyla tamamen boş bir senedin altına iki adet imzasını atarak sanığa verdiği, daha sonra katılanın bu araçla kaza yaptığı, araç sahibinin kasko bedelini alabilmek için sigorta şirketi aleyhine dava açtığı ve davanın kısmen kabulüne karar verildiği, sanığın kalan tamir bedelini katılandan talep ettiği ve katılanın da bu talebi karşıladığı, katılanın senedini istemesine rağmen sanık tarafından verilmediği, daha sonra sanık tarafından suça konu senedin üst kısmı doldurulmak suretiyle katılan aleyhine icra takibine girişildiği ve bunun üzerine katılanın suç duyurusunda bulunduğu,

soruşturma kapsamında imzalar dışındaki kısımların sanığın eli ürünü olduğu ile kovuşturma aşamasında senetteki yazıların imzaların atılmasından daha sonraki bir tarihte yazıldığı ve bu işlemde farklı kalemlerin kullanıldığının bilirkişi marifetiyle tespit edildiği olayda, nitelikli dolandırıcılık suçlamasıyla …. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan kamu davasında, mahkeme tarafından eylemin sevk maddesindeki nitelikli dolandırıcılık suçunu değil, TCK 209/1 maddesinde düzenlenen “açığa imzanın kötüye kullanılması (boş kağıda imzanın kötüye kullanılması)” suçunu oluşturduğu belirtilerek dosya görevli Sulh Ceza Mahkemesine tevdi edilmiştir. … Sulh Ceza Mahkemesi, sanığın üzerine atılı “açığa imzanın kötüye kullanılması(boş kağıda imzanın kötüye kullanılması)” suçundan yargılamasını yaparak beraatine karar vermiş ve bu hususu da hükümde açıkça belirtmiştir.

Fakat gerekçeli karar pusulasında suçun adı hatalı olarak “Kamu kurum ve kuruluşları vb. tüzel kişiliklerin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık“ yazıldığı, yine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 28/10/2013 tarihli tebliğnamesinde de suçun adı kısmında aynı ibarenin bulunduğu ve bu sebeple dosyanın dairemize tevdi edildiği anlaşılmıştır.

SONUÇ : Yerel Mahkeme tarafından TCK 209/1 kapsamında yapılan yargılama ve oluşturulan hüküm ile eylemin “açığa imzanın kötüye kullanılması (boş kağıda imzanın kötüye kullanılması)” suçu bağlamında değerlendirilmesi gerektiği yönündeki nitelendirmeye göre, Yargıtay Kanununun Değişik 14. maddesi gereğince temyiz incelemesi Yüksek 11. Ceza Dairesinin görevi dahilinde olduğundan Dairemizin GÖREVSİZLİĞİNE, dosyanın ilgili Daireye gönderilmesine, 25/04/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı Nedir?

Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı Nedir(KYOK) CMK 172.madde de tanımlanmış olup Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturma neticesinde elde edilen bilgi ve belgelerin kamu davası açılması hususunda yeterli görülmediği durumlarda verilen kararlardır. Kovuşturmaya yer olmadığı kararı, kısaltma olarak KYOK veya herkes tarafından bilinen adıyla takipsizlik kararı olarak da bilinir. Takipsizlik kararında daha sonra yeni delil veya belgeler ortaya çıkmadan ve bu hususta sulh ceza hakimliği tarafından bir karar verilmedikçe yapılan fiilden dolayı kamu davası açılamaz. Cumhuriyet savcısının verdiği bu takipsizlik kararına itiraz hakkı bulunur.

Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararının (KYOK) Verilmesi

Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararının (KYOK) Verilmesi ile ilgili öncelikle cumhuriyet savcısına intikal etmiş bir fiil, bir davranış gerekmektedir. Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturmanın neticesinde kovuşturma için delillerin yeterli olmaması, şüphelinin fiilleri ile kamu davası açılması arasında yeterli şartların oluşmadığının anlaşılmasının ardından cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığı kararını yani takipsizlik kararını verir. Kovuşturmaya yer olmadığı kararına (KYOK) itiraz hakkı bulunmaktadır. Şüpheli ile ilgili yeni delil ortaya çıkmadıkça veya şüphe nedenleri değerlendirilmesi yapılırken hata olduğu anlaşılmadıkça aynı fiilden kaynaklanan kamu davası açılamaz. Kovuşturmaya yer olmadığı kararı, takipsizlik kararı burada geçerliliğini koruyacaktır.

Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararının (Takipsizlik Kararının) Ardından Yeniden Soruşturma Açılması

Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararının (Takipsizlik Kararının) ardından yeniden soruşturma açılabilmesi CMK 172/2 hükmünde yer alan şekle göre mümkün olabilir. Buna göre Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararın (KYOK) verilmesinin ardından itiraz edilmemesi halinde taraflara tebliğin ardından 15.günün ardında karar kesinleşmiş olur. İtiraz edilmesi halinde ise sulh ceza hakimliği itiraz başvurusunu reddettiği takdirde Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı (KYOK) kesinleşmiş olur.  
Ancak kovuşturmaya yer olmadığı kararının (takipsizlik kararının) ardından kamu davası açılması için yeterli yeni delil ve belgelere ulaşılması halinde veyahut cumhuriyet savcılığı tarafından verilen kararda hata olduğu anlaşıldığı takdirde aynı fiilden dolayı kamu davası açılabilmesi mümkün olacaktır, aksi halde aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.

Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararına (KYOK) İtiraz

Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararına (KYOK) itiraz CMK 173.madde de yer almıştır. Buna göre takipsizlik kararının tebliğinin ardından 15 gün süre içerisinde Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararını (KYOK) veren cumhuriyet savcısının görev yaptığı yerde bulunan sulh ceza hakimliğine itirazda bulunulmalıdır.

Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararının (Takipsizlik kararının) tebliğ edilmesinin ardından 15 günlük sürede itiraz edilmemesi halinde karar kesinleşir. Bu sürenin ardından itirazda bulunulamayacaktır.

Sulh ceza hakimliği yeniden yapılan incelemenin ardından delilleri ve şüpheleri yine yerinde bulmazsa burada sulh ceza hakimliği, istemi gerekçeli olarak reddeder ve dosyayı giderleri itiraz edene ait olmak üzere dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir, cumhuriyet savcısı da bu kararı itirazda bulunana ve şüpheliye bildirir.

Sulh ceza hakimliği itirazı yerinde bulursa, Cumhuriyet Savcısı iddianameyi düzenleyerek mahkemeye verir.

Bu durumlar dışında takipsizlik kararı sonrasında olayla ilgili yeni delil ve mahkemenin dikkate alması gereken haller oluşmadıkça aynı fiilden dolayı kamu davası açılabilmesi söz konusu değildir. (CMK 172/2)

Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararının (KYOK) Ardından Tazminat Davası Açmak

Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararının (KYOK) ardından tazminat davası açmak bazı şartlarda mümkündür. CMK 141.maddede düzenlenen hükme göre suç soruşturması veya kovuşturması sırasında, kanuna uygun şekilde yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığı kararı (KYOK) verilen kişilerin maddi ve manevi her türlü zararını Devletten talep edebileceği söylenmiştir.  

Kanun burada yakalanan veya tutuklanan şüphelilerin zararlarını devletin karşılayacağını söylemiştir. Kişilerin tutukluluk veya yakalanmalarından kaynaklanan maddi zararlarının (malvarlığında meydana gelen azalma olabileceği gibi borçlardaki artış şeklinde de oluşabilir.) ve kişinin ruh ve benliğinde meydana gelen zarar olan manevi zararların da devlet tarafından tazmin edileceğini belirtmiştir.

Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararının (takipsizlik kararının) kesinleşmesinin tebliğ edilmesinin ardından 3 ay içerisinde ve her halde karar veyahut hükmün açıklanmasının ardından 1 yıl içerisinde tazminat isteminde bulunulmalıdır. Bu sürelerin geçmesinin ardından gerçekleşecek istemler bir hüküm doğurmayacaktır.

Burada tazminat talebi dava ile gerçekleşecektir. Açılacak olan davalar ikamet edilen yerde bulunan Ağır Ceza Mahkemesinde, Devlete karşı açılacaktır.

Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararının (Takipsizlik Kararının) Ardından Anayasa Mahkemesine Başvuru

Kovuşturmaya yer olmadığı kararının (Takipsizlik Kararının) verilmesinin ardından yapılacak olan itirazla birlikte kişilerin iç hukuk yolları tüketilmiş olur. Bu gibi durumlarda daha önceleri bireysel başvurunun mümkün olmadığı durumlarda doğrudan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidilerek ülke açısından sıkıntılı süreçler yaşanmaktaydı. Daha sonra Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru yolu açılarak Avrupa insan hakları mahkemesi öncesi son kapı açılmıştır. Buna göre Anayasa Mahkemesine iç hukuk yollarının tükenmesinin ardından başvuruda bulunulabilecektir. Bu yola başvurabilmek için kişinin takipsizlik kararı ile mutlak bir hakkının ihlal edildiğinin göz önünde olması gerekir.

Anayasa mahkemesinin bireysel başvuru ile hak ihlali tespit edilmesi ile birlikte cumhuriyet savcılığı kendiliğinden kovuşturmaya yer olmadığı kararını (KYOK) kaldırarak yeniden soruşturma açmaz. Bu kararın kesinleşmesinin ardından iddiadan bulunan kişiler kovuşturma için cumhuriyet savcılığından talepte bulunmak durumundadırlar. Aksi halde takipsizlik kararını (KYOK) savcılık kendiliğinden dikkate almaz.  

Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararının (Takipsizlik Kararının) Ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Başvuru
Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararının (Takipsizlik Kararının) ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Başvuru için öncelikle iddiada bulunan kişinin iç hukuk yollarını tüketmesi gerekmektedir. İç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından kişiler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuruda bulunabileceklerdir.

Avrupa insan hakları mahkemesi tarafından kovuşturmaya yer olmadığı kararının (KYOK) etkin bir soruşturma yapılmadan verildiği kesin kararla belirlenirse veya karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru için dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon yayınlanması sonucu düşme kararı verilmesi üzerine, kararın kesinleşmesinin ardından 3 ay içerisinde soruşturma açılması talebinde bulunulması gerekir.

Yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından kovuşturmaya yer olmadığı kararının (KYOK) hukuka aykırı olduğu belirlense dahi karar re’sen dikkate alınmaz. İddiada bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği kesin kararın ardından 3 ay içerisinde yeniden soruşturma için talepte bulunmalıdır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kovuşturmaya yer olmadığı kararına (takipsizlik kararına) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 8.madde de yer alan Adil Yargılanma hakkı çerçevesinde değerlendirme getirmelidir.

Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı (Takipsizlik Kararı) ile ilgili Yargıtay Kararları:

T.C. YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ
E. 2013/4700 K. 2014/22673

DAVA : SUÇ TARİHİ : 31/12/2009

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak; 1-Katılanların, 04.01.2010 tarihli dilekçe ile yaptıkları başvuru üzerine başlatılan soruşturma sonucunda “31.12.2009 tarihinde Manavgat Tarım İlçe Müdürlüğünde Manavgat Süt Üreticileri Birliğinin toplantısında süt üreticisi olan şüpheli ile müştekiler arasında süt fiyatlarının belirlenmesi konusunda tartışma çıktığı, şüphelinin, müştekilere hitaben,

“şerefsizlik yapmayın, köy muhtarlarına birkaç peynir vermekle ve kontör almakla onları kandırdığınız gibi beni kandıramazsınız” diyerek hakaret ettiği iddiasıyla 11.06.2010 tarih ve 2010/1362 soruşturma nolu iddianamenin düzenlendiği, katılanların, sanığın basın yoluyla yaptığı bazı açıklamaları ise 15.02.2010 tarihli dilekçeleri ile şikayet konusu ettikleri, Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/1135 nolu soruşturmasında, katılanların, ilçe tarım müdürlüğünde yapılan toplantıda sanığın kendilerine hakaret ettiğini de ileri sürdükleri, Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 14.04.2010 tarih ve 2010/1135 soruşturma nolu kovuşturmaya yer olmadığı kararı (takipsizlik kararı) verildiği, kovuşturmaya yer olmadığı kararının (KYOK)  davaya konu iddianameden daha önce verildiği anlaşılmakla;

5271 sayılı CMK’nın “takipsizlik kararı (KYOK)” başlığını taşıyan, 172. maddesinin 2. fıkrası; “takipsizlik kararı (KYOK) verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz” hükmünü taşımaktadır.

CMK’nın 223/8. maddesine göre durma kararı verilerek, takipsizlik kararının (KYOK) şikayetçilere tebliğ edilip edilmediği, şikayetçilerin de CMK 173. maddesinde düzenlenen itiraz haklarını kullanıp kullanmadığı, dolayısıyla takipsizlik kararının (KYOK) kesinleşip kesinleşmediği araştırılıp sonucuna göre;

a-Kovuşturmaya yer olmadığı kararına (takipsizlik kararına) itiraz edilmiş, Ağır Ceza Mahkemesince itirazın reddine karar verilmişse, CMK 172/2, 173/6. maddelerine göre ilgili Ağır Ceza Mahkemesinden karar alınması,

b-Kovuşturmaya yer olmadığı kararına (takipsizlik kararına) itiraz edilmemiş ve karar kesinleşmiş ise, CMK 172/2. maddesine göre ne şekilde yeni bir delile dayanılarak dava açıldığı tespit edilerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile hüküm kurulması,

2-Kabule göre de; Manavgat Tarım İlçe Müdürlüğünde Manavgat Süt Üreticileri Birliği toplantısında meydana gelen hakaret eyleminde aleniyet öğesinin ne şekilde oluştuğu açıklanmadan TCK 125/4. maddesi ile uygulama yapılması,

SONUÇ : Kanuna aykırı ve sanık B.. A.. müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi (takipsizlik kararı) aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 23/06/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ
E. 2015/42305 K. 2017/12665

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak; Sanık hakkında hakaret ve tehdit suçundan 12/09/2012 tarih ve 2012/718 Sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair (KYOK) ek karar verildiği, anılan bu takipsizlik kararı (KYOK) karşı herhangi bir itiraz yoluna gidilip gidilmediğinin ve/veya bu kararın kesinleşip kesinleşmediğinin dosyadan anlaşılamadığı gibi sanık hakkında hakaret ve tehdit suçundan kamu davasını açan Havza Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 17/12/2012 tarih ve 2012/1324 no’lu iddianamesinde yukarıda belirtilen takipsizlik kararının (KYOK)

CMK 172-173. maddelerine göre ortadan kaldırıldığına veya bu yönde hukuki bir sürecin başlatıldığına dair de açıklamaya yer verilmediği anlaşılmakla, sanık hakkındaki kovuşturmaya yer olmadığı kararının (takipsizlik kararı) kesinleşip kesinleşmediği resen araştırılıp, kesinleştiğinin belirlenmesi halinde anılan takipsizlik kararı (KYOK) Cumhuriyet Başsavcılığınca 5271 Sayılı Kanun’un 172/2. maddesi uyarınca yeni delillerin ortaya çıkması halinde ve/veya olağanüstü kanun yolu ile kaldırılmadıkça aynı konuda sanık hakkında kamu davası açılmasının mümkün olmadığı dikkate alınmadan veya bu yöndeki usulü hataların giderilip giderilmediği de duraksamaya yer vermeyecek şekilde saptanmadan yargılamaya devamla sanık hakkında yazılı şekilde hüküm kurulması,

Kabule göre de; TCK’nın 125. maddesinin değişik fıkralarında değişik cezaların düzenlenmesi karşısında, sanık hakkında hakaret suçundan kurulan hükümde TCK 125. maddesinin hangi fıkrası uyarınca hüküm kurulduğunun belirtilmemesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık …’ın temyiz nedenleri yerinde görülmekle tebliğnameye uygun olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 08/11/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Özel Belgede Sahtecilik Suç

Özel belgede sahtecilik suçu, özel belgeyi sahte olarak düzenlemek yoluyla veya gerçek olan bir özel belgeyi değiştirerek kullanmak suretiyle işlenen suç tipidir. Özel belgede sahtecilik suçu özel evrakta sahtecilik suçu olarak da bilinir. Özel evrakta sahtecilik için öncelikle özel belge olması gerekir. Bu özel belgenin düzenlenerek kullanılması, varolan belgenin değiştirilerek kullanılması ve sahte olan belgenin yanıltma maksadıyla kullanılması yoluyla özel belgede sahtecilik suçu işlenmiş olur

Özel Belge Nedir?

Özel belge; yazılı olan, hukuken anlamı olan bir içeriğe sahip, düzenleyicisinin belli olduğu resmi olmayan evraklardır. Özel belge herkes tarafından meydana getirilebilir. Ancak şunu belirtmek gerekir ki TCK 210: ‘’Özel belgede sahtecilik suçunun konusunun, emre veya hamile yazılı kambiyo senedi, emtiayı temsil eden belge, hisse senedi, tahvil veya vasiyetname olması halinde, resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümler uygulanacaktır’’ demiştir. Burada ancak bu belgelerin unsurlarında eksiklik olması halinde özel belgede sahtecilik suçu hükümlerine (TCK 207) dayanılabilecektir.

Özel Belgede Sahtecilik (Özel Evrakta Sahtecilik) Suçunun İşlenmesi

Özel belgede sahtecilik (özel evrakta sahtecilik) suçuna TCK 207.madde de yer verilmiştir. Buna göre özel belgede sahtecilik (evrakta sahtecilik) suçunun işlenmesi için bir özel belgeyi, bir evrakı sahte olarak düzenlemek veya gerçek olan bir belgeyi değiştirerek kullanmak gerekmektedir. Burada suçun oluşması için mutlaka kastın oluşması gerekir. Yani özel belgede sahtecilik suçu işlenebilmesi için evrakı düzenleyen veya gerçek bir evrakı değiştirerek kullanan kişi karşı tarafı yanıltma maksadıyla hareket ediyor olmalıdır. Bir özel belgenin sahte olarak bilinmesi halinde kullanılması da TCK 207/2 gereği özel belgede sahtecilik suçu kapsamındadır.

Özel belgede sahtecilik suçu yani bilinen adıyla özel evrakta sahtecilik suçu seçimlik hareketli suçtur. Buna göre özel belgeyi düzenlemekten kasıt özel belge mevcut olmadığı halde üretmek, oluşturmaktır. Evrakı oluşturmak, üretmek dışında gerçek belgeyi düzenleyerek kullanmak veya sahte olduğu bilinen belgeyle kişilerin aldatılması da özel evrakta sahtecilik suçunun oluşmasını sağlar. TCK 207/1 de düzenlenen  özel evrakta sahtecilik suçunun bu fiilinde de diğer özel belgede sahtecilik suçunun unsurlarından olan belgeyi kullanma gerçekleşmiş olmalıdır. Evrakın kullanılmaması halinde özel belgede sahtecilik suçu işlenmiş olmaz.

Özel belgenin tamamının değiştirilmesi mümkün olabileceği gibi bir kısmının değiştirilmesi de mümkündür bu halde de özel evrakta sahtecilik suçu oluşmuş olur. Özel belgenin değiştirilen unsuru sözleşme için veya yapılacak işlem için önemli bir husus olmalıdır ayrıca fail bu durumu bilerek ve isteyerek meydana getiriyor olmalıdır. Örneğin bir belgenin tarihini kasten kazıyarak yerine başkta tarih yazma durumunu örnek olarak verebiliriz.

Özel evrakta sahtecilik suçunun meydana gelmesindeki son durum ise TCK 207/2de belirtilen sahte belgenin kullanılması suçudur. Şayet kişi özel belgenin sahte olduğunu biliyorsa ve karşı tarafı bu sahte belgeyle yanıltarak hukuki bir işlem yapıyorsa özel belgede sahtecilik suçu işlemiş olur.

Özel belgede sahtecilik suçunun(özel evrakta sahtecilik) konusunu, emre veya hamile yazılı kambiyo senedi, emtiayı temsil eden belge, hisse senedi, tahvil veya vasiyetname olması halinde burada özel evrakta sahtecilik suçu değil resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümler uygulanacaktır. Bu belgelerin unsurlarında eksiklik varsa bu durumlarda ancak özel belgede sahtecilik suçu oluşur diyebiliriz.

Özel Belgede Sahtecilik (Özel Evrakta Sahtecilik) Suçunun Cezası

Özel belgede sahtecilik (Özel evrakta sahtecilik) suçunun cezası TCK 207/1 de belirtilmiştir. Buna göre özel belgeyi sahte olarak oluşturarak kullanan, gerçek olan özel belgeyi kişileri aldatacak şekilde değiştiren ve belgenin sahte olduğunu bilerek kullanan kişilere 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasına hükmedilecektir.

Ancak bu hükme TCK 211.madde de bir istisnai durum getirilmiştir. Buna göre kişi bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını ispat etmek veya gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla hareket ederek özel belgede sahtecilik suçunun (özel evrakta sahtecilik) işlenmesi halinde burada kişiye verilecek olan ceza %50 oranında azaltılır.

Özel belgede sahtecilik (özel evrakta sahtecilik) suçunda verilecek olan ceza ile ilgili Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) kararı verilebilmesi mümkündür.

Özel Belgede Sahtecilik (Özel Evrakta Sahtecilik) Suçunda İndirim

Özel belgede sahtecilik (özel evrakta sahtecilik) suçunda indirim hali TCK 211’de belirtilmiştir. Buna göre bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın ispatı veya gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla belgede sahtecilik suçunun işlenmesi halinde ceza %50 oranında düşürülecektir. Ancak bu durum için en önemli husus özel belgede sahtecilik suçunun alacaktan daha fazla olmaması gerekir. Kişi özel evrakta sahtecilik suçunu mutlaka alacağın ispatı veya gerçek bir durumun belgelenmesi maksadı gerekmektedir.

Özel Belgede Sahtecilik (Özel Evrakta Sahtecilik) Suçunda Şikayet

Özel belgede sahtecilik suçu şikayete bağlı bir suç değildir. Özel evrakta sahteciliğin tespit edilmesi halinde savcılık tarafından resen dikkate alınarak soruşturma ve kovuşturma başlatılacaktır.

Özel Belgede Sahtecilik (Özel Evrakta Sahtecilik) Suçunda Zamanaşımı Süresi

Özel belgede sahtecilik (Özel Evrakta Sahtecilik) suçunda zamanaşımı süresi TCK 66’da belirtilen hükümlere göre tespit edilmek durumundadır. TCK 66’da belirtilen zamanaşımı sürelerine göre cezası 5 yıldan fazla olmayan suçlarda dava zamanaşımı süresi 8 yıldır. Yani özel belgede sahtecilik suçunun işlenmesinin ardından 8 yıl içerisinde dava açılmaması halinde zamanaşımına uğrayacak ve bu sürenin ardından dava açılamayacaktır.

Özel Belgede Sahtecilik (Özel Evrakta sahtecilik) Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme

Özel belgede sahtecilik (özel evrakta sahtecilik) suçunda görevli ve yetkili mahkeme, suçun işlendiği yerde bulunan Asliye Ceza Mahkemesidir.

Özel Belgede Sahtecilik (Özel Evrakta Sahtecilik) Suçuyla İlgili Yargıtay Kararları
T.C.YARGITAY 11. CEZA DAİRESİE. 2015/2085 K. 2017/5225

DAVA : ….r Madencilik Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketinin muhasebe işlemlerini yürüten sanık … tarafından 2003-2005 yılları arasında diğer sanıkları çalışmadıkları halde fiilen çalışıyormuş gibi göstererek Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirimlerde bulunduğu iddiasıyla açılan davada, bildirge verme yükümlülüğünün suç tarihinde yürürlükte bulunan 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 8. maddesi uyarınca işverene ait olması, 3568 Sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nun 2-A maddesinde belirtilen “muhasebecilik ve mali müşavirlik mesleğinin konusu” kapsamındaki işlerden olmaması nedeniyle, aynı Kanun’un 47. maddesine göre, anılan meslek mensuplarının görevleri sırasında veya görevleri sebebiyle işledikleri suç kapsamında sayılamayacağı cihetle, eyleminin 5237 Sayılı TCK 207/1, 43. maddeleri kapsamında özel belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı belirlenerek yapılan incelemede;

SONUÇ : 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. ve TCK’nın 7. maddeleri hükümleri karşısında; sanıklara yüklenen “özel belgede sahtecilik (özel evrakta sahtecilik)” suçunun suç tarihinde yürürlükte olan 5237 Sayılı TCK 207/1. maddesindeki cezasının türü ve üst sınırı itibariyle tabi olduğu ve sanık lehine olan aynı Kanunun 66/1-e ve 67. maddelerinde öngörülen dava zamanaşımının, suçun işlendiği 27 Haziran 2005 tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği anlaşılmış ve

sanık … müdafii, sanık … müdafii, sanık … … müdafii, sanık … müdafii, katılan vekili ve sanık …’ın temyiz itirazları bu sebeple yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükümlerin 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA; ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden aynı Kanunun 322. maddesinde öngörülen yetkiye dayanılarak sanıklar hakkında açılan kamu davalarının gerçekleşen dava zamanaşımı sebebiyle 5237 Sayılı TCK 66/1-e ve 67. maddeleri uyarınca DÜŞÜRÜLMESİNE, 06.07.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C. YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ
E. 2011/7318 K. 2011/20771

• SAHTE BONO DÜZENLEMEK ( Suça Konu Bononun İki Ayrı Vade Tarihi Taşıması Nedeniyle “Bono” Vasfını Taşımadığı – Eylemin “Özel Belgede Sahtecilik” Suçunu Oluşturacağı )

• ÖZEL BELGEDE SAHTECİLİK SUÇU ( Sahte Olarak Tanzim Edildiği İddia Olunan Suça Konu Bononun İki Ayrı Vade Tarihi Taşıması Nedeniyle “Bono” Vasfını Taşımadığı – “Özel Belgede Sahtecilik (Özel Evrakta Sahtecilik Suçu)” Suçunun Oluştuğu )

• BONONUN İKİ AYRI VADE TARİHİ TAŞIMASI ( Sahte Olarak Tanzim Edildiği İddia Olunan/”Bono” Vasfını Taşımadığı – Eylemin “Özel Belgede Sahtecilik (Özel Evrakta Sahtecilik)” Suçunu Oluşturacağı )

ÖZET : Sahte olarak tanzim edildiği iddia olunan suça konu bononun iki ayrı vade tarihi taşıması nedeniyle “bono” vasfını taşımadığı göz önüne alınarak, sanığın eyleminin “özel belgede sahtecilik (özel evrakta sahtecilik)” suçunu oluşturacağı gözetilmeden hüküm tesisi; Yasaya aykırıdır.

DAVA : Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Sahte olarak tanzim edildiği iddia olunan suça konu bononun 10 Ağustos 2000 ve 16.11.2000 şeklinde iki ayrı vade tarihi taşıması nedeniyle 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 690. maddesi yollamasıyla aynı Kanun’un 615. maddesi uyarınca “bono” vasfını taşımadığı gözönüne alınarak, sanığın eyleminin suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK’nın 345. maddesi ( 5237 sayılı TCK’nın 207/1. maddesi )kapsamında “özel belgede sahtecilik” suçunu oluşturacağı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi;

Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeksizin hükmün 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken, 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), ancak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7 ve 5349 sayılı Kanunla değişik 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9. maddeleri hükmü karşısında;

sanığa yüklenen “özel belgede sahtecilik (özel evrakta sahtecilik)” suçunun yasada gerektirdiği cezasının türü ve üst sınırı itibariyle tabi olduğu, suç tarihinde yürürlükte bulunan ve sanık lehine olan 765 sayılı TCK’nın 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen dava zamanaşımının suç tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün bulunduğundan,

SONUÇ : Sanık hakkındaki kamu davasının gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 765 sayılı TCK’nın 102/4, 104/2 ve 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddeleri gereğince DÜŞÜRÜLMESİNE, 13.10.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.

Özel Belgeyi Bozma, Yok Etme, Gizleme Suçu

Türk ceza kanunu Özel belgeyi bozma, yok etme, gizleme suçu TCK 208’de düzenlenen ve kamu güvenine karşı işlenen suçlar arasında yer alır. Özel belgeyi bozma, yok etme ve gizleme şeklinde oluşabilen sırf hareketli ve seçimlik hareketli bir suçtur.

Gerçek bir özel belge üzerindeki yazıları örneğin boyamak, silmek veya karalamak suretiyle okunamaz hale getirmek, belgeyi yırtmak, yakmak veya gizlemek fiilleri bu suçu oluşturur.

Özel belgeyi bozma, yok etme, gizleme suçu birden fazla hareketle oluşabilir. Birden fazla şekilde işlenmesi halinde de yine tek suç olarak TCK 208’e dayanılarak ceza verilir. Özel belgeyi yok etme fiili zor kullanılarak yapılmışsa yağma suçu oluşur.

Özel Belge Nedir?

Özel belge; yazılı olan, hukuki alanda sonuç doğurabilecek içeriğe sahip, düzenleyicisinin belli olduğu resmi olmayan belgelerdir. TCK 210’a göre ‘’Özel belgede sahtecilik suçunun konusunun, emre veya hamile yazılı kambiyo senedi, emtiayı temsil eden belge, hisse senedi, tahvil, hisse senedi veya vasiyetname olması halinde, resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümler uygulanacaktır.’’ hükmü yer almıştır. Ancak bu belgelerde eksik olması halinde örneğin çekte tarih yazmaması halinde bu özel belge sayılır. Bu çekin yırtılması, imzanın karalanması, saklanması da özel belgeyi bozma, yok etme, gizleme suçu oluşmuş olacaktır.

Özel Belgeyi Bozma Suçu

Özel belgeyi bozma suçu belge üzerinde yapılan fiil sonucu belgenin hukuki anlamda bir sonuç doğuramaz hale gelmesi veya önceki işlevinde kullanılamaması halinde oluşur.

Özel Belgeyi Yok Etme Suçu

Özel belgeyi yok etme suçu özel belgenin maddi varlığına son vermek anlamına gelir. Özel belgeyi yok etmede belgenin onaylı bir suretinin bulunması suçun oluşumunu engellemez. Uygulamada belgenin resmi olduğu tam olarak tespit edilemiyor ve suça konu belge fiilen yok edilmiş olduğundan hiçbir şekilde aslı bulunamıyorsa özel belgenin yok edilmesi hükümleri uygulanacaktır.

Özel Belgeyi Gizleme Suçu

Özel belgeyi gizlemek suçu halinde belge varlığını sürdürür. Gizlenen belge, kişilerin nezdinde bulunan özel belge olabileceği gibi, özel veya kamuya ait bir kurumda muhafaza edilen özel bir belge de olabilir. Bir özel belgenin, mahkemeden istenmesine karşılık; gerçeğe aykırı şekilde, mevcut olmadığının veya bulunmadığının bildirilmesi halinde özel belgeyi gizlemek suçu oluşur. Ancak soruşturma sonucunda bu belgelerin istenmesi halinde belgelerin verilmemesi halinde özel belgeyi gizleme suçu değil, suç delillerini gizleme suçu oluşur.

Özel Belgeyi Bozma, Yok Etme, Gizleme Suçunun Cezası

Özel belgeyi bozma, yok etme, gizleme suçunun cezası TCK 208’de belirlenmiştir. Burada özel belgeyi bozma, yok etme, gizleme suçlarından herhangi biri veya birden fazlası işlense dahi TCK 208’e göre ceza verilecektir. TCK 208 özel belgeyi bozan, yok eden veya gizleyen kişiye verilecek olan cezanın 1 yıldan 3 yıla kadar olacağını düzenlemiştir.

Özel belgeyi bozma, yok etme, gizleme suçu dolayısıyla mahkemenin Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) kararı vermesi mümkündür.

Özel belgeyi bozma, yok etme, gizleme suçu nedeniyle verilen hapis cezası adli para cezasına dönüştürülebilir.

Özel belgeyi bozma, yok etme, gizleme suçu dolayısıyla cezanın ertelemesi kararı verilebilmesi mümkündür.

Özel Belgeyi Bozma, Yok Etme, Gizleme Suçuna Teşebbüs

Özel belgeyi bozma, yok etme, gizleme suçuna teşebbüs, suçun icra hareketlerinde kalması ile söz konusu olabilir. Resmi belgede olduğu gibi özel belgede de, evrak yırtılmasına rağmen parçaları birleştirildiğinde unsurlarını muhafaza ettiği anlaşılıyorsa, özel belgeyi bozma, yok etme, gizleme suçu teşebbüs aşamasında kalmış kabul edilecek ve teşebbüs hükümlerince cezalandırılacaktır.

Özel Belgeyi Bozma, Yok Etme, Gizleme Suçunda Soruşturma ve Kovuşturma

Özel belgeyi bozma, yok etme, gizleme suçunda soruşturma ve kovuşturma başlatılması re’sen gerçekleşir. Yani savcılığa özel belgeyi bozma, yok etme, gizleme suçlarından herhangi birini tespit ederse bunu kendiliğinden soruşturur ve gerekli şüphe uyanması halinde kovuşturma başlatılır.

Aksi halde cumhuriyet savcılığı Kovuşturmaya yer olmadığı kararı (KYOK) verecektir. Özel belgeyi bozma, yok etme, gizleme suçu şikayete bağlı suç değildir. Buradan anlaşılması gereken özel belgeye yönelik bozma, gizleme veya yok etme fiillerinin gerçekleşmesinin tespiti yargı mercii tarafından yeterlidir. Olaydan mağdur olan kimselerin şikayeti soruşturma açılması için gerekli değildir.

Özel Belgeyi Bozma, Yok Etme, Gizleme Suçunda Zamanaşımı Süresi

Özel belgeyi bozma, yok etme, gizleme suçunda zamanaşımı süresi, TCK 66’da yer verilen hüküm çerçevesinde belirtilmiştir. Buna göre TCK 66/e’de 5 yıl ve az mahkumiyet verilmesi gereken suçlarda zamanaşımı süresi 8 yıl olarak belirlenmiştir. Özel belgeyi bozma, yok etme, gizleme suçunda da zamanaşımı süresi 8 yıldır.

Özel Belgeyi Bozma, Yok Etme, Gizleme Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme

Özel belgeyi bozma, yok etme, gizleme suçunda görevli ve yetkili mahkeme suçun işlendiği yerde bulunan Asliye Ceza Mahkemesidir.

Özel Belgeyi Bozma, Yok Etme, Gizleme Suçuyla ilgili Yargıtay Kararları

T.C. YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ
E. 2012/27395 K. 2014/12265

DAVA : TCK 207. maddesinde yazılı özel belgede sahtecilik suçunun oluşması için suça konu belgenin aldatma yeteneğinin bulunması gerekir. Aldatma yeteneği resmi belgede sahtecilik suçuna göre özel belgede sahtecilik suçunda daha kolay gerçekleşir. Zira özel belgenin düzenlenmesinde, resmi belgeye oranla mevzuatın gerektirdiği içerik ve biçim koşulları sıkı bir şekilde aranmaz. 5237 Sayılı TCK 208. maddesindeki “özel belgeyi bozmak, yok etmek ya da gizlemek” suçunun oluşabilmesi için ise özel bir belgenin içeriğindeki bilgilerin anlaşılmaz, kullanılamaz hale getirilmekle birlikte maddi varlığına dokunulmaksızın ondan faydalanma olanağının imkansız hale getirilmesi suretiyle bozulması veya belgenin maddi varlığına son verilerek yok edilmesi ya da belgenin bütünlüğüne dokunmaksızın hak sahibinin ondan yararlanmasını engelleyecek şekilde gizlenmesi gerekmektedir.

Failin bir belgeyi ortadan kaldırmak, bozmak veya gizlemekle elde etmek istediği sonuç, hak sahibinin o belgeden yararlanmasını engellemekten ibarettir. Nitekim, belge ortadan kalkınca veya bozulunca bu yararlanma olanağı kalmayacağından failin elde etmek istediği sonuç da gerçekleşecektir. Gerçek belgenin aslı ortadan kaldırılarak veya bozularak sonuç elde edildiğinde suç da tamamlanmış olur. Diğer bir anlatımla anılan suç, hak sahibinin o belgeden yararlanmasını engellemek amacıyla kanıt değeri taşıyan belgelerin ortadan kaldırılması bozulması ya da gizlenmesi suretiyle oluşacaktır. Bu eylemi sahte özel belgeyi tağyir/değiştirme suçundan ayıran husus, bozmanın belgeyi değiştirme niteliğinde olmamasıdır. Bozmaya yönelik davranışın, belgedeki bazı bilgilerin farklılaştırılmasına, yani belge içindeki gerçeğin değiştirilmesine yönelik bulunması halinde eylem diğer koşulların bulunması halinde sahtecilik suçunu oluşturacaktır. Açıklanan sebeplerle somut olayda sanığın 22.03.2005 tarihli sözleşme üzerinde yaptığı değişiklikte TCK 208. maddesindeki özel belgeyi bozmak suçunun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşıldığından, tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.

SONUÇ : Yüklenen suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı dosya içeriğine uygun şekilde gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olunduğundan katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün isteme aykırı olarak ONANMASINA, 20.06.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

T.C. YARGITAY 21. CEZA DAİRESİ
E. 2015/970 K. 2015/566

DAVA : Sanık müdafii ile katılan vekilinin sanık hakkında “özel belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek” suçundan verilen mahkumiyet; katılan vekilinin sanık hakkında “resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek” suçundan verilen beraat hükümlerine yönelen temyiz itirazlarının incelenmesinde;

1-)Sanığın olay günü katılanın evine giderek tarlasını kiralaması sebebiyle doğan borcuna karşılık önceden verdiği ve tüm aşamalarda varlıklarını kabul ettiği 2010 ve 2011 yıllarına ait iki adet senedi katılandan isteyip aldıktan sonra karşılıklarını ödemeden, her iki senedin imza kısımlarını yırtarak beraberinde alıp götürdüğü ve yargılama aşamasında 2010 yılına ait düzenleme tarihi olmayan senedi yapıştırıp dosyaya ibraz ettiğinin katılan … ve tanık …’ın beyanları ile ;

tüm dosya kapsamından anlaşılması karşısında, yüklenen suçun unsurları itibariyle oluştuğu ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda belgeyi yok etmek, bozmak veya gizlemek suçunun konusunun resmi evrak olması halinde 205. maddenin, özel evrak olması durumunda ise 208. maddenin uygulanması gerekmesine nazaran, resmi belge ile özel belgenin, sahtecilik, bozmak, yok etmek veya gizlemek suçları açısından ayrı ayrı düzenlendiği, suça konu yırtıldığı iddia olunan 2011 yılına ait senedin ele geçirilememiş olması ve parçalarının bir araya getirtilip TTK’nun 688. maddesinde sayılan yasal unsurları taşıyıp taşımadığının saptanamaması karşısında;

“şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince suçun konusunu oluşturan senedin özel belge niteliğinde sayılması gerektiği ve suça konu 2010 ve 2011 yıllarına dair bonoların aynı anda yırtıldığı olayda, eylemin 5237 Sayılı TCK 208. maddesindeki tekbir özel belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçunu oluşturacağı, belge sayısının 5237 Sayılı TCK’nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesi sırasında nazara alınabileceği gözetilmeden herbir senet yönünden ayrı hükümler kurulması,

2-)Kabule göre de;

Sanık tarafından yırtılıp, tanzim tarihinin bulunmaması sebebiyle özel belge olarak kabul edilen 01.09.2010 tediye tarihli aslı dosya arasında bulunan mahkumiyet hükmüne konu senedin heyetçe incelenmesinde, yapıştırılmak suretiyle hukukça hükmü haiz senet niteliğini yeniden kazandığı, bu haliyle 01.09.2010 tediye tarihli senet bakımından sanık üzerine atılı suçun teşebbüs aşamasında kaldığı hususu gözetilmeden suçun tamamlanmış hali üzerinden fazla ceza tayini,

SONUÇ : Yasaya aykırı, sanık müdafii ile katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.nun 321. Maddesi uyarınca isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 30.04.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması Nedir? (CMK 231)

Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması Nedir? (CMK 231) madde de yer alan ve kısaltma şekliyle HAGB olarak bilinen ceza ertelemesidir. CMK 231’e göre Hükmün açıklanmasının geriye bırakılması uygulaması, sanık hakkında suç işlediğine dair verilen kararın belli bir süre için sanık tarafından kasıtlı suç işlenmemesi halinde cezanın hüküm doğurmayacağı ve denetim süresi çerçevesinde sanık tarafından belirlenen süre sonunda kasıtlı bir suç işlenmemesi halinde davanın hiç açılmamış sayılmasına denmektedir.

Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması Kararının Şartları Nelerdir? (Hagb şartları nelerdir?)

Hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kararının şartları (hagb şartları) CMK 231/5-6 ve devamındaki maddelerde yer almıştır. Buna göre kişi ile ilgili hükmün açıklanmasının geriye bırakılması (hagb) kararı verilebilmesi için,

  • Sanığa hükmolunan cezanın 2 yıl veya daha az süreli hapis cezası veya adli para cezası olması,
  • Sanık hakkında daha önce verilmiş kasten işlenen bir mahkumiyet bulunmaması,
  • Mahkeme tarafından, kişinin tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği kanaatine varılması,
  • Suç nedeniyle mağdurda veya kamuda oluşan zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirilme veya tazmin suretiyle tamamen getirilmesi gerekmektedir.

Ancak burada belirtmek gerekir ki hükmün açıklanmasının geriye bırakılması (hagb) kararı verilebilmesi için bu kararı sanığın kabul etmiş olması gerekmektedir.

Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) Kararı Verilemeyecek Olan Haller Nelerdir?

Hükmün açıklanmasının geriye bırakılması (HAGB) kararı verilemeyecek olan haller,
Sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının 2 yıldan fazla olması halinde hükmün açıklanmasının geriye bırakılması (HAGB) kararı vermek mümkün değildir.
Hükmün açıklanmasının geriye bırakılması (HAGB) kararının alınamayacağı belirtilen suçlar ise genel itibariyle;

  • Terörle mücadele kapsamına giren suçlarda,
  • Anayasa’nın 174.maddesinde koruma altına alınan inkılap suçlarında,
  • İmar kirliliğine sebep olan suçlarda,
  • Karşılıksız çek keşide etme suçunda,
  • Askeri ceza kapsamına giren suçlarda,
  • Disiplin ve Tazyik hapsini gerektiren suçlar işlenmesi halinde hükmün açıklanmasının geriye bırakılması (HAGB) kararının verilemeyeceği ilgili kanunlarca belirtilmiştir.

Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) Kararı Sonrasında Suç İşlenmesi

Hükmün açıklanmasının geriye bırakılması (HAGB) kararı sonrasında suç işlenmesi halinde iki tür durum söz konusu olacaktır. Bunlardan birincisi verilen denetim süresi içerisinde kasten başka bir suçun işlenmesidir. Hükmün açıklanmasının geriye bırakılması (HAGB) kararının ardından denetim süresi içerisinde kasten işlenen suçun cezasının yanında açıklanması ertelenen suçun da cezası infaz olunacaktır.

Hükmün açıklanmasının geriye bırakılması (HAGB) kararının ardından 5 yıllık denetim sürecinde suç işlenmemesi durumunda ceza hiç verilmemiş gibi hüküm doğuracağından burada işlenecek suç tek başına infaz edilecektir.

Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) Kararında Denetimli Serbestlik

Hükmün açıklanmasının geriye bırakılması (HAGB) kararında denetimli serbestlik süresi 5 yıldır. Bu denetim süresi içerisinde mahkeme, sanığın denetimli serbestlik süresi içerisinde bir mesleği olmaması halinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine; sanığın bir mesleği olması halinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına, sanığın belli yerlere gitmekten yasaklanmasına veya başka yükümlülükleri yerine getirilmesine karar verilebilir.

Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) Kararında Verilen Zararın Giderilmesi

Hükmün açıklanmasının geriye bırakılması (HAGB) kararı verilmesinin şartlarından biri de CMK 231/6.c’de belirtilen suçun işlenmesi nedeniyle oluşan mağdurun veya kamunun zararının sanık tarafından giderilmesidir. Buna göre hagb kararı verilebilmesi için sanığın mağdurun uğradığı veya kamunun uğradığı zararı aynen iade, suçtan önceki hale getirme (mümkünse onarım) veya tazmin etme suretiyle tamamen karşılamasın gerekmektedir.

Ayrıca CMK 231/9’da CMK 231/6.c’de belirtilen şartların derhal yerine getirilmemesi halinde; sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresi boyunca aylık taksitler şeklinde ödemek suretiyle tamamen giderilmesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geriye bırakılması (HAGB) kararı verilebilecektir.

Burada karşılanması gereken zarar doğrudan fiil neticesi ile oluşmuş olan zarardır. Kişinin malvarlığında azalma veya borçlarında artış olarak bilinen doğrudan zarar kuralı HAGB kararı için geçerli olacaktır. Dolaylı zarar giderimi HAGB kararı kapsamında değerlendirilmez.

Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) Kararının Ardından Suçun Silinmesi

Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) Kararı denetim süresi içerisinde sabıka kaydı içerisinde değil özel bir bölümde görülür. Bunun dışında hükmün açıklanmasının geriye bırakılması (HAGB) kararının ardından belirlenen denetim süresi içerisinde sanık herhangi bir kasıtlı suç işlememişse denetim süresinin ardından suç işlenmemiş gibi hüküm doğurur. Bu sürenin bitiminde ayrıca bir işlem yapmak gerekmez.

Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) Kararı ile Ceza Ertelemesi Kararı Arasındaki Farklar

Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) Kararı, mahkemenin bir hüküm açıklamayıp denetim sürecinin ardından bu suçun hukuki alanda bir sonuç doğurmaması anlamına gelir. Ceza Ertelemesi kararı ise mahkeme tarafından bir mahkumiyet kararının verilmesi ve bu mahkumiyetin infazının denetim süreci ile yapılması, bu süreçte cezanın bitmiş olması anlamına gelir. Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) Kararı ile sanığın sicil kaydına (sabıkasına) işlem yapılmazken, ceza ertelemesinde verilen hüküm sicil kaydına (sabıkaya) işlenir.

Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) Kararını Kabul Etmek Zorunlu mu?

Hükmün açıklanmasının geriye bırakılması (HAGB) kararını kabul etmek zorunlu değildir. Ancak sanık isterse hakkında hükmün açıklanmasının geriye bırakılması (HAGB) kararı verilebilir. Sanık HAGB kararını kabul etmezse verilecek olan hükmü yerine getirmek durumunda olacaktır.

Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) Kararına İtiraz

Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) Kararına itiraz edilebilmesi için kararın mahkemede kişilere açıklanmasının ardından veya mahkeme kararının kişilere tebliğ edilmesinin ardından 7 gün içerisinde itiraz edilmelidir. Buradaki 7 gün hak düşürücü süre olup 7 gün içinde itiraz edilmemesi halinde sonraki süreçte itiraz edilemeyecektir. Hükmün açıklanmasının geriye bırakılması (HAGB) kararına itiraz yine kararı veren mahkemeye yapılacaktır. Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) Kararında temyiz yolu kapalı olup kanunda yalnızca CMK 231/12’de HAGB kararına itiraz edilebileceğine yer verilmiştir.

Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması (HAGB) Kararı ile ilgili Yargıtay Kararları:

T.C. YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ

E. 2016/7948 K. 2017/24125

TEHDİT SUÇU ( Suça Konu Olayda Oluşa Göre Katılanın Haksız Bir Hareketinin Olmaması Karşısında Sanık Hakkında Koşulları Oluşmadığı Halde TCK’nın 29. Maddesi Gereğince Haksız Tahrik Hükmünün Uygulanmasının İsabetsiz Olduğu )

HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI ( CMK’nın 231/8. Maddesinde Değişiklik Getiren ve HAGB Hakkında Bir Kez Karar Verileceğine Dair Düzenlemenin Suç Tarihinden Sonra Yürürlüğe Girdiği/Yetersiz Gerekçeyle Sanık Hakkında CMK’nın 231/6. Maddesinin Uygulanmamasının Bozmayı Gerektirdiği )

ÖZET : Dava, tehdit suçuna ilişkindir.

Suça konu olayda oluşa göre katılanın haksız bir hareketinin olmaması karşısında, sanık hakkında koşulları oluşmadığı halde, TCK 29. maddesi gereğince haksız tahrik hükmünün uygulanması,

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının CMK 223. maddesinde sayılan hükümlerden olmadığı, CMK 231/8. maddesinde değişiklik getiren ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına bir kez karar verileceğine dair düzenlemenin, suç tarihinden sonra yürürlüğe girmesi dikkate alındığında, yetersiz gerekçeyle sanık hakkında CMK 231/6. maddesinin uygulanmaması, isabetsizdir.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : A-)Hakaret eyleminden verilen kararda öngörülen cezanın nitelik ve niceliğine göre, verildiği tarih itibariyle hükmün temyiz edilemez olduğu anlaşıldığından, 5320 Sayılı Kanun’un 8/1 ve 1412 Sayılı CMUK 317. maddeleri uyarınca sanığın tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE,

B-)Tehdit eyleminden kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyize gelince,

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre, sanığın tehdit eylemini, kesin nitelikte mahkumiyet hükmü kurulan ve kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret eylemi niteliğinde olduğu anlaşılan suçla birlikte gerçekleştirdiği belirlenerek yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-)Suça konu olayda oluşa göre katılanın haksız bir hareketinin olmaması karşısında, sanık hakkında koşulları oluşmadığı halde, TCK’nın 29. maddesi gereğince haksız tahrik hükmünün uygulanması,

2-)Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 5271 Sayılı CMK 223. maddesinde sayılan hükümlerden olmadığı, CMK 231/8. maddesinde değişiklik getiren ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına bir kez karar verileceğine dair düzenlemenin, suç tarihinden sonra yürürlüğe girmesi dikkate alındığında, yetersiz gerekçeyle sanık hakkında CMK 231/6. maddesinin uygulanmaması,

SONUÇ : Kanuna aykırı sanığın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, HÜKMÜN BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken CMUK 326/ son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 06.11.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

T.C. YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ

E. 2011/1880 K. 2011/9649

• HÜKMÜN AÇIKLAMASININ GERİ BIRAKILMASI ( “Karar Verilmesine Yer Olmadığına” Dair Karar Verildiği – Bu Kararın CMK’nun 231/12. Md.sine Aykırı ve Hukuki Değerden Yoksun Olduğu )

• YASA YOLUNDA YANILGI ( Zimmet – “Karar Verilmesine Yer Olmadığına” Dair Karar Verildiği/Bu Kararın CMK’nun 231/12. Md.sine Aykırı ve Hukuki Değerden Yoksun Olduğu )

• ZİMMET ( Hükmün Açıklamasının Geri Bırakılması – “Karar Verilmesine Yer Olmadığına” Dair Karar Verildiği/Bu Kararın CMK’nun 231/12. Md.sine Aykırı ve Hukuki Değerden Yoksun Olduğu )

ÖZET : Henüz açıklanmamış ve bu itibarla varlık kazanmamış hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıkların denetlenmesi suretiyle hükmün temyiz incelemesine konu olduğu sebebine dayanılarak “karar verilmesine yer olmadığına” dair karar verildiği, ancak bu kararın CMK 231/12. maddesine aykırı ve hukuki değerden yoksun olduğu gözetilerek, bu talepler konusunda aynı Kanunun 264 ve 268. maddeleri uyarınca mahallinde karar verilmek üzere incelenmeyen dosyanın Yargıtay C.Başsavcılığına tevdii gerekmiştir.

DAVA : Zimmet suçundan sanığın yapılan yargılanması sonunda; hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair, Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 07.04.2009 gün ve 2006/206 Esas, 2009/102 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay’ca incelenmesi Yerel C.Savcısı tarafından istenilmiş ve katılan PTT Genel Müdürlüğü vekilinin hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itirazı üzerine Mersin 3. Ağır Ceza Mahkemesince 10.08.2009 gün ve 2009/679 Değişik İş ile hükmün temyizi mümkün bulunduğu cihetle itiraz hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek temyiz incelemesi için gönderilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Sanık hakkında zimmet suçundan dolayı CMK 231/5. maddesi uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar, aynı Yasanın 231/12. maddesine göre itiraza tabi olup Yargıtay tarafından temyizen incelenmesi mümkün bulunmadığından, yerel C.Savcısının yasa yolunda yanılgıya düşerek vermiş olduğu ve CMK 264. maddesi hükmüne nazaran itiraz mahiyetinde kabulü gereken;

temyiz talebi ile katılan vekilinin 10.04.2009 tarihli itirazı üzerine, yetkili mercii olan Mersin 3. Ağır Ceza Mahkemesince CMK 231/6. maddesinde belirtilen suça ve sanığa ilişkin objektif uygulama koşullarının var olup olmadığı ile sınırlı bir değerlendirme yapılması yerine, CMK 231 ve 271. maddeleri ile YCGK.nun 03.02.2009 gün ve 2009/13-12 sayılı kararına aykırı olarak henüz açıklanmamış ve bu itibarla varlık kazanmamış hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıkların denetlenmesi suretiyle hükmün temyiz incelemesine konu olduğu sebebine dayanılarak “karar verilmesine yer olmadığına” dair karar verildiği, ancak bu kararın CMK 231/12. maddesine aykırı ve hukuki değerden yoksun olduğu gözetilerek,

SONUÇ : Bu talepler konusunda aynı Kanunun 264 ve 268. maddeleri uyarınca mahallinde karar verilmek üzere incelenmeyen dosyanın Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.07.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan Suçu (TCK 206)

Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan Suçu (TCK 206) işleyen kişiye karşı Türk Ceza Kanunu kamu güvenine karşı işlenen suçlar başlığı altında düzenleme getirmiştir. TCK 206’da yer verilen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu öğretide fikri sahtecilik olarak da adlandırılmaktadır.

Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyanda Bulunma Suçu Nedir?

Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçu (TCK 206) bir resmi belgeyi düzenleme yetkisine sahip olan kamu personeline yalan beyanda bulunan kişi TCK 206’da belirtilen bu suçu işlemiş olur.Kişi kendi yalan beyanıyla sahte bir resmi belgenin düzenlenmesine neden olma hakkına sahip değildir.Böyle durumların önüne geçmek için TCK 206’da bu durum güvence altına alınmıştır.

Yalan beyan sonrasında memur beyanın doğruluğunu tahkik edip yalan beyan olup olamadığına kanaat getirdikten sonra resmi belgeyi düzenlemek durumunda ise Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu oluşmaz.Bu duruma örnek verecek olursak gümrük muayene memuruna belirli bir malı ithal veya ihraç edeceği yönünde yalan beyanda bulunan kişi TCK 206’da belirtilen Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu işlemiş olmaz.

Çünkü yalan beyanda bulunulsa dahi beyanı alan gümrük muayene memuru yalan beyanla yetinmeyip beyanın doğruluğunu incelemekle birlikte resmi belgeyi bu inceleme doğrultusunda hazırlamak durumundadır.

Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan Suçunun Oluşması

Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanın suçunun oluşması için kişinin açıklamaları üzerine düzenlenen resmi belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olması suçun oluşması için gereklidir.

Beyanın doğruluğu düzenlenen resmi belgeyle ispat edilecek ise, madde uygulanacaktır; buna karşılık beyanı alan kamu görevlisi (memur), beyanın doğruluğunu tahkik edip buna kanaat getirdikten sonra resmi belgeyi düzenlemek durumunda ise, yani resmi belgenin düzenlenmesinde sadece kişinin yalan beyanı değil de memurca yapılacak inceleme sonucunda meydana getirilecekse TCK 206’da yer alan resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu oluşmuş olmayacaktır.

Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan Suçunun Faili ve Mağduru

TCK 206’da belirtilen Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun faili yani suçunu işleyen kişi bir özgü suç değildir yani bu suçun faili herkes olabilir. Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun mağduru ise toplumu oluşturan herkestir. Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan memura karşı yapılsa da burada mağdur olarak tüm halk gösterilmiştir.

Resmi Belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun cezası

Bir resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi TCK 206’ya göre Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu işlemiş olur ve bu kişiye 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezası veya adli para cezasına çarptırılır.

Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçundan (TCK 206) dolayı hakim seçimlik ceza olarak kişiye adli para cezasına hükmedebilmektedir.

Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçundan (TCK 206) dolayı hakimimin hükmün açıklanmasının geriye bırakılması (HAGB)kararı verebilmesi mümkündür.

Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçundan dolayı mahkeme tarafından ceza ertelenmesi kararı verilebilmesi mümkündür.

Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunda zaman aşımı süresi

TCK 206’da belirtilen bu suçun zaman aşımı süresi Türk Ceza Kanununun 66.maddesinde belirtilen hüküm gereği dava zaman aşımına uğrar.TCK 66’da belirtilen bu duruma göre Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunda dava zaman aşımı süresi 8 yıldır.

Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunda görevli ve yetkili mahkeme

TCK 206.maddede belirtilen bu suç tipi için görevli ve yetkili magkeme Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun oluştuğu yerde bulunan asliye ceza mahkemesidir.

Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunda Sıkça Sorulan Sorular

Babasının ölümünden sonra ondan kalan vekaletname ile SGK’dan Emekli Maaşı Almaya devam etmesi halinde resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu oluşur mu?

Babasının ölümünden sonra ondan kalan vekaletname ile SGK’dan emekli maaşının alınmaya devam edilmesi günlük hayatta rastladığımız durumlar arasındadır. Ölen kişinin maaşının alınmaya devam edilmesi olarak da nitelendirebileceğimiz bu durumu Yargıtay TCK 206 çerçevesinde değerlendirmiştir. Yani babasının ölümünden sonra ondan kalan vekaletname ile SGK’dan maaş almaya devam edilmesi halinde bu kişiler TCK 206 da belirtilen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu işlemiş olacak ve ilgili hüküm gereği cezalandırılmak durumunda kalacaklardır.

Başkasının yerine sınava girmek suç mudur?

Başkasının yerine sınava girmek veya diğer bir ifadeyle  kendisi yerine başkasını sınava sokmak yine Yargıtayımız tarafından TCK 206 çerçevesinde suç sayılmıştır. Buna göre başkasının yerine sınava girmek de resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturacak ve ilgili hüküm (TCK 206) gereği cezalandırılmak durumunda kalınacaktır.

Başkasının kimliğini kullanmak suç mudur?

Başkasının kimliğini kullanmak TCK 268’de suç olarak ayrıca düzenlenmiş ve iftira suçu çerçevesinde cezalandırılacağı belirtilmiştir. Ancak burada başkasının kimliğini kullanma faaliyeti yaşayan bir kişinin bilgileriyle değil de tamamen uydurma şekilde düzenlenen kimlik bilgilerini kullanmak suretiyle gerçekleşirse resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturacak ve TCK 206’da belirtilen resmi belgenin düzenlenmesi hükümlerine göre cezalandırılmasına neden olacaktır.

T.C. YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ

(E. 2016/995 K. 2018/3187 T. 9.4.2018)

DAVA : TCK 206. maddesindeki “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmak” suçunun oluşabilmesi için, sanığın açıklamaları üzerine oluşturulan resmi belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olması gereklidir. Beyanı alan memur bu beyanın doğruluğunu araştırıp tahkik etmek ve daha sonra edindiği kanaate göre resmi belgeyi düzenlemek durumunda ise, bir başka ifade ile resmi belge sadece sanığın beyanına göre değil de memur tarafından yapılacak inceleme sonucuna göre meydana getirilmekte ise maddede tanımlanan suç oluşmayacaktır.

Somut olayda; kolluk görevlileri tarafından gerçek kimlik ve eşkal bilgileri ile hırsızlık suçu şüphelisi olarak aranan sanığın, olay yerine gelen polis memurlarına kendisini … ismi ile tanıttığı, bu isimle hakkında adli muayene raporu düzenlendiği, sanığın gerekli işlemler için polis merkezine getirilmesi sonrası, polislerin sanığın yalan beyanda bulunduğu hususundaki ısrarları sonucu gerçek kimlik bilgilerini beyan ettiğinin anlaşılması karşısında,

adli muayene raporunun alındığı aşamada sanık hakkındaki araştırmanın halihazırda devam etmesi nedeniyle, yüklenen “yalan beyan” suçunun (TCK 206) yasal unsurlarının oluşmadığı, sanığın kimliğinin tespitine yönelik güvenlik güçlerince yapılan araştırma devam ederken düzenlenen adli raporda sanığın ismi …olarak yer almış ise de; sözkonusu bu belgenin henüz sanığın beyanının doğruluğunu ispat edici nitelikte bulunmadığı, ancak sanığın eyleminin bu haliyle 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu’nun 40. maddesinde düzenlenen gerçeğe aykırı kimlik bildirme kabahati kapsamında kaldığı anlaşılmakla, yasal unsurları oluşmayan suçtan sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması…

T.C. YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ

E. 2017/4944 K. 2018/2220 T. 14.3.2018

Sanıkların harici olarak sattıkları … plakalı aracı katılana teslim ettikleri ancak aracın devri konusunda aralarında çıkan uyuşmazlığı çözememeleri üzerine, aracın katılanda olduğunu bilmelerine rağmen, … plakayı kullanabilmek için emniyet birimlerine araç trafik ve tescil belgeleri ile plakalarını kaybettiklerini beyan edip, trafikten çekilmesini sağladıkları plakayı, sahibi oldukları … plakalı araca resmi olarak aktarılmasını sağladıkları, sanıkların yalan beyanları doğrultusunda görevli memurlarca araç trafik tescil ve müracat ve işlemi formu ile kayıp müracat tutanağı gibi belgeler düzenlenip trafikten çekme ve nakil işlemlerinin yapılmış olduğu, bu şekilde atılı resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun (TCK 206) unsurlarının oluştuğu anlaşılmakla tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.

Bize Yazın

İletişim Adresimiz

logo-beyaz

Copyright 2020 bilalcelik.av.tr © Tüm Hakları Saklıdır.

Avukata Sor