Şiddetli Geçimsizlik Sebebiyle Boşanma Davası

Şiddetli Geçimsizlik Sebebiyle Boşanma Davası günümüzde boşanmaların büyük bir çoğunluğunda mahkemelerin gösterdiği gerekçe olarak toplum tarafından bilinen bir boşanma sebebidir.

Şiddetli geçimsizlik nedir?

Halk arasında şiddetli geçimsizlik olarak bilinen bu durumun kanunda belirtilen adı Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmasıdır. Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında (şiddetli geçimsizlikte) eşlerin ortak yaşamının kendilerinden beklenemeyecek olması durumunda bu durum gerçekleşmiş olur. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması boşanmanın nisbi sebepleri arasında yer alır. Hakim eşler arasındaki bu durumu kendisi hakkaniyete göre belirleyecektir.

Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma davası nedir?

Eski kanundaki adıyla şiddetli geçimsizlik yeni kanundaki adıyla Evlilik birliğinin temelinden sarsılması, ortak yaşamın evlilik birliğinin taraflarından beklenemeyecek olması durumunda açılan dava çeşididir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması (şiddetli geçimsizlik) davasında davalının itiraz hakkı vardır. Burada davalı eş, davacı eşten daha az kusurlu olduğunu ispat etmesi durumunda itiraz hakkına sahip olur. Kanun burada kusursuz olmayı değil daha az kusurlu olmayı aramaktadır. Şiddetli geçimsizlik çok yaygın ve çok geniş yelpazeye sahip bir boşanma sebebidir. Burada evlilik birliğini sarsacak olay her ailede farklılık gösterebilecek durumdadır. Bu sebeple hakim durumu iyice araştırmalı ve buna göre karar vermelidir. Bu boşanma türü Türk Medeni Kanunu madde 166/I’de şöyle yer bulur: -  Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

Şiddetli geçimsizlik sebebiyle açılan boşanma davasına itiraz edilebilir mi?

Eşlerden her biri şiddetli geçimsizlik (evlilik birliğinin temelinden sarsılması) hükümlerine dayanarak dava açma hakkına sahiptirler. Ancak burada önemli bir husus bulunmaktadır. Şayet evlilik birliğinde davalının kusuru daha az ise davalının bu davaya itiraz etme hakkı vardır. Kusurunun daha az olduğunu ispatlayan davalı, davaya itiraz edebilir.

Şiddetli geçimsizlik için gereken şartlar nelerdir?

Yapılan araştırmalara göre ülkemizdeki boşanmaların büyük çoğunluğunda dayanak olarak şiddetli geçimsizlik (evlilik birliğinin temelinden sarsılması) gösterilmektedir. Evlilik içerisinde bulunulan özel durumlara göre yorumlanan bu boşanma sebebi için aranan şartlar şöyledir:
  • Evlilik birliğinin devamının eşlerden ortak hayatın devamının beklenemeyecek ölçüde sarsılmış-bozulmuş olması gerekir.
  • Eşlerin ortak hayatı tekrar kurabilmeleri mümkün olmamalıdır.
  • Davacının davalıya göre daha az kusuru bulunması gerekir.
Bu şartların eşlerin her ikisini de kapsaması gerekmez. Eşlerden birini kapsaması halinde yani eşlerden birinden evlilik birliğine devam etmesi beklenemeyecek duruma gelmesi halinde de hakim şartlara bakarak şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanmaya karar verebilecektir.

Şiddetli geçimsizlik boşanma sebebi sayılır mı?

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması Medeni Kanunumuzda boşanmanın genel sebepleri arasında sayılmıştır. Bu şartın gerçekleşebilmesi için eşlerden en aza birinden mutlak suretle evlilik birliğine devamının beklenemez duruma gelmesi gerekmekte ve bunun da ilerleyen süreçte çözülemeyecek bir durum olması gerekir. Bu şartların sağlanması halinde hakim şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanmaya karar verebilir.

Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanmaya sebebiyet verecek olaylar nelerdir?

Şiddetli geçimsizlik yoluyla boşanma ülkemizde en çok tercih edilen boşanma şeklidir. Boşanmanın özel sebeplerinde (zina, pek kötü muamele, haysiyetsiz yaşam sürme, terk) dahi evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayanılabilir. (Akıl hastalığı hariç) Şiddetli geçimsizlik oluşturabilecek birkaç örnek verecek olursak;
  • Eşlerden birinin diğer eşine iftira atması veya hakkında dedikodu çıkarması,
  • Eşinin ailesine veya doğrudan eşine hakaret etmek,
  • Eş ile cinsel ilişki kurulmaması hali,
  • Başkasına karşı hisler beslediğini söylemek veya aşırı kıskançlık göstermek,
  • Ev içi mahrem sayılacak sırları yaymak,
  • Evlilik birliğinin gereği olan yükümlülükleri yerine getirmemek,
  • Eşe karşı sürekli yalanlar söylemek ve güveni zedelemek,
  • Eşten para kaçırmak (Cimrilik)
  • Din ve inanca saygısızlık,
  • Eşi tehdit etmek,
  • Eşin sürekli şekilde içki içmesi veya kumar oynaması vb. durumlarda evlilik birliğinin temelinden sarsılması (şiddetli geçimsizlik) hükümlerine dayanılarak dava açılabilmektedir.

Şiddetli Geçimsizlik Halinin İspatı

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması durumunda ispat her türlü kaynakla yapılabilir. Güncel hayatımızda en önemli ve etkili ispat aracı olarak tanıkların kullanıldığı görülmektedir. Tanık dışında tüm durumlar için farklı şekillerde ispat durumları mümkündür. Örneğin eşinden şiddet görmüş ve boşanma sebebi olarak evlilik birliğinin temelinden sarsılmasını gösteren eş doktordan alacağı raporları boşanma davasında ispat olarak gösterebilecektir. Bunun dışında evlilik içi güvenin sarsılması durumlarında mahkemeye sunulacak konuşmalar, yasalara uygun şekilde elde edilmiş bilgiler, maillerle de ispat şartı sağlanabilecektir. Affedilme durumunun olduğu tespit edilirse hakim artık buna dayanarak boşanmaya hükmedemeyecektir. Bu bakımdan affetme gerçekleştikten sonra ispat edilecek şeylerin geçerli olmayacağını belirtmekte fayda bulunmaktadır.

Şiddetli geçimsizlikte zaman aşımı süresi

Şiddetli geçimsizlik (evlilik birliğinin temelinden sarsılması) hallerinde herhangi bir zaman aşımı süresi bulunmamaktadır. Bunun sebebi eşler için meydana gelen durumların evlilik birliğine devam etmenin çekilmez hale gelebilecek durumların farklılığıdır. Bu sebeplerde hakim taraflar açısından evliliğin yürüyebilip yürüyemeyeceğine bakıp buna göre karar verecektir. Hakimin açılan dava gerekçelerini reddetmesi üzerine evlilik birliğinin tekrar sağlanamaması halinde TMK 166/IV şöyle demektedir: ‘’Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.’’ Hangi boşanma sebebiyle dava açılmış olunursa olunsun bu davanın reddiyle birlikte geçen 3 yıllık süreçte evlilik birliği tekrar sağlanamazsa 3 yılın sonunda hakim artık burada,eşlerden birinin istemi üzerine, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olduğuna karar verir ve boşanmaya hükmedecektir.

Şiddetli geçimsizlikte görevli ve yetkili mahkeme neresidir?

Şiddetli geçimsizlikte (Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında) görevli ve yetkili mahkeme eşlerin son altı aydır birlikte yaşadıkları yerdeki Aile Mahkemeleridir.

Velayetin Kaldırılması

 

Velayetin kaldırılması hususuna değinmeden önce velayetin ne olduğunu açıklayarak başlayalım. Velayet nedir? Velayetin sonuçları nelerdir? Velayetin ebeveynlere getirdiği hukuki yükümlülükler nelerdir? Çocuklar geleceğin yetişkinleri oldukları için doğru ve sağlıklı bir gelişim geçirmeleri ve iyi eğitilmeleri gerekmektedir. Bu nedenle çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak çocuğun velisinin görevidir.

Velayet çocuğun korunması ve temsil edilmesi için öngörülmüş hukuksal haklardır.Yetişkin olmayan çocukların velayeti anne babaya aittir. Anne babanın evlilikleri sürdüğü müddetçe velayet anne babanın ikisine aittir.Anne yada babadan biri vefat ederse velayet hayatta kalana aittir.Anne babanın boşanması durumunda ise hakimin kararı ile belirlenir. Boşanma durumunda velayet hakkında detaylı bilgi almak isterseniz Boşanmada Çocuğun Velayeti Kime Verilir? konulu makalemizi inceleyebilirsiniz.

Velayet Hakkının Kapsamı

Velayet hakkını açıkladık. Şimdi ise velayet hakkının kapsamına değinelim. Velayet hakkının kapsamı nedir? Velayet neleri kapsar? Velayet hakkının kapsamını Yargıtay’ın da değindiği üzere şöyle açıklayabiliriz. Velayet hakkı kapsamı bağlamında ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevlerine değinecek olursak, çocuklara bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir.

Velayet Hakkının kapsamını Medeni Kanun ve yargı kararlarına göre aşağıdaki gibi listeleyebiliriz:

  • Velayetindeki çocuğun eğitimi ve bakımı hakkında karar alma
  • Velayetindeki çocuğun adını koyma
  • Velayetindeki çocuğunu eğitebilme
  • Velayetindeki çocuğun dini eğitimini belirleme hakkı
  • Velayetindeki çocuğu temsil etme
  • Velayet altındaki çocuğun işlemlerinden sorumlu olabilme
  • Çocuğun korunması hakkında önlem alabilme

Velayet hakkı ve velayet hakkının kapsamı hakkında detaylı bilgi almak için Velayet Hakkı makalemizi inceleyebilirsiniz.

Velayetin Kaldırılması Nedir?

Velayeti ve velayetin kapsamına değindikten sonra velayetin kaldırılmasını açıklayabiliriz. Velayetin kaldırılması nedir? Velayet hangi durumlarda kaldırılır?

Velayetin evlilik birliği devam ettiği sürece anne ve babaya ait olduğunu bilmekteyiz. Ancak bazı sebeplerin oluşması durumunda ana ve babanın tavır ve davranışlarından çocuk olumsuz etkilenecek ise çocuğun korunmasına yönelik önlemlerin alınması gündeme gelmektedir.Velayetin kaldırılmasını açıklamadan önce çocuğun korunmasına ilişkin önlemlerden bahsetmekte yarar vardır.

Çocuğa yönelik koruma tedbirleri

Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezse hâkim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır.

Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede bulunur veya çocuk manen terk edilmiş hâlde kalırsa hâkim, çocuğu ana ve babadan alarak bir aile yanına veya bir kuruma yerleştirebilir.

Çocuğun aile içinde kalması ailenin huzurunu onlardan katlanmaları beklenemeyecek derecede bozuyorsa ve durumun gereklerine göre başka çare de kalmamışsa, ana ve baba veya çocuğun istemi üzerine hâkim aynı önlemleri alabilir.

Ana ve baba ile çocuğun ödeme gücü yoksa bu önlemlerin gerektirdiği giderler Devletçe karşılanır.

Durumun değişmesi hâlinde, çocuğun korunmasına ilişkin önlemlerin yeni koşullara uydurulması gerekir.

Velayetin Kaldırılması Nedenleri

Çocuğun korunmasına ilişkin yukarıda belirtmiş olduğumuz diğer önlemlerden sonuç alınamaz ya da bu önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa, hâkim aşağıdaki hâllerde velâyetin kaldırılmasına karar verir:

  • Ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi.
  • Ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması.

Kararda aksi belirtilmedikçe, velayetin kaldırılması mevcut ve doğacak bütün çocukları kapsar. Velayetin kaldırılmasını gerektiren sebep ortadan kalkmışsa hakim, re’sen ya da ana veya babanın istemi üzerine velayeti geri verir.

Velayetin Kaldırılmasını Kimler İsteyebilir?

Yukarıda belirtmiş olduğumuz üzere çocuğa yönelik koruma önlemlerinin faydasız olması halinde, velayetin kaldırılması şartları da gerçekleşmiş ise velayetin kaldırılmasına hükmedilmektedir? Peki velayetin kaldırılması davasını kimler açabilir? Velayetin kaldırılmasını kimler isteyebilir? Koruma önlemlerini incelerken bahsettiğimiz gibi çocuğun aile içinde kalması ailenin huzurunu onlardan katlanmaları beklenemeyecek derecede bozuyorsa ve durumun gereklerine göre başka çare de kalmamışsa, ana ve baba veya çocuğun istemi üzerine hâkim aynı önlemleri alabilir. Bu hükümden hareketle velayetin kaldırılmasına yönelik olarak da hakim re’sen hareket edebileceği gibi ana, baba veya çocuktan birinin yahut velayetin kaldırılması şartlarının meydana geldiğini düşünen, çocukla ilgili bir kimse yahut vasi adayının istemi üzerine gerekli şartların mevcut olması halinde hakim, velayetin kaldırılmasına hükmedebilir.

Velayete Sahip Ana veya Babanın Yeniden Evlenmesi ve Velayet

Velayet hususunda diğer merak edilen bir nokta da velayete sahip ana veya babanın yeniden evlenmesi halinin velayete etki edip etmemesi durumudur. Ana veya babanın yeniden evlenmesi hâli velâyetin kaldırılmasını gerektirmez. Ancak, çocuğun menfaati gerektirdiğinde velâyet sahibi değiştirilebileceği gibi, durum ve koşullara göre velâyet kaldırılarak çocuğa vasi de atanabilir.

Velayetin Kaldırılması ve Vasi Tayini?

Velayet ana ve babanın her ikisinden kaldırılırsa çocuğa bir vasi atanır. Velayetin kaldırılması ve vasi atanmasını açıklayacak olursak, velayet çocuğun korunması ve temsil edilmesi için öngörülmüş hukuksal haklar olup yetişkin olmayan çocukların velayetin anne babaya ait olduğunu, anne babanın evlilikleri sürdüğü müddetçe velayet anne babanın ikisine ait olup anne yada babadan biri vefat ederse velayet hayatta kalana ait olduğunu belirttik. Peki çocuğun velayeti hem anne hem babadan kaldırıldığında çocuğun korunması ve temsil edilmesine yönelik hukuki haklarının devamı nasıl sağlanacaktır. Bunun için kanun velayetin hem ana hem babadan kaldırılması halinde çocuğa vasi atanmasını öngörmüştür.

Velayetin Kaldırılması Görevli Mahkeme

Velayetin kaldırılması ve vasi atanmasına ilişkin olarak mahkeme hükmünün gerektiğini belirttik. Peki velayetin kaldırılmasında görevli ve yetkili mahkeme neresidir?

Velayetin kaldırılması davası nerede açılır?

Velayetin kaldırılmasında görevli mahkeme Aile Mahkemeleridir. Yetkili mahkeme ise talepte bulunan kişinin veya ilgililerden birinin oturduğu yer mahkemesidir. Velayetin kaldırılması ve vasi atanması hususuna gelecek olursak, vasi atanması hususunda Sulh Hukuk Mahkemeleri görevlidir.

Boşanma Davasında Sms Veya Sosyal Medya Paylaşımı Delil Olabilir Mi?

Boşanma Davasında Sms Veya Sosyal Medya Paylaşımı Delil Olabilir Mi? boşanma öncesi veya boşanma sırasında eşlerin araştırdığı ve merak edilen bir husustur.

Sosyal Medya Nedir?

Sosyal medya internet ya da bilişim sistemleri aracılığıyla insanların etkileşim kurabildiği sanal ortamlardır. Günümüzde çeşitli özellikte birçok farklı sosyal medya alanı ortaya çıkmıştır. Sosyal medya alanları insanların hayatının her noktasına girmiş durumdadır. Artık 7’den 70’e insanların çoğu sosyal medya alanlarından en az birini kullanmaktadır. Whatsapp, Twitter, Facebook, İnstagram vb. sosyal medya alanlarında insanlar düşüncelerini ve özel hayatlarını paylaşmaktadır. Bu da beraberinde sosyal medya ile ilgili birçok hukuki sorunu yanında getirmektedir.

Sosyal Medya Hesaplarına Gizliden Girme

Sosyal medya hesapları insanların özel hayatlarını paylaşabildikleri, topluma kapalı şekilde özel konuşmalar da yapabildikleri alanlardır. Sosyal medya alanlarının ortaya çıkışından beri birçok kişi merak, kıskançlık ya da zarar verme gibi düşüncelerle başkalarının hesaplarına girmeye çalışmaktadır. Bu durum özellikle eşler ve sevgililer arasında görülmektedir. Aldatıldığını düşünen, eşinin kendisinden bir şeyler gizlediğini düşünen kişilerin eşinden gizli olarak sosyal medya hesaplarına girmesi çok sık karşılaşılan bir durumdur.

Sosyal medya hesapları kişinin özel alanına dahildir. Eşler arasında özel alan ne kadar daralsa da mevcuttur. Eşlerin ortak kullanımında olmayan alanlar özel hayatın kapsamındadır, sosyal medya da ortak kullanıma ait olmayan bir alandır. Bu sebeple bir kişinin eşinin sosyal medya hesaplarına girmesi özel hayatın gizliliğini ihlal edecektir.

Ayrıca sosyal medya ile ilgili bu durum Türk Ceza Kanunu’na göre suç da meydana getirebilir. Kişinin rızası alınmadan sosyal medya hesaplarına gizlice girmek bilişim sistemine girme suçunu gündeme getirebilir. Bu sebeple eşler arasında dahi olsa gizli şekilde sosyal medya hesaplarına girilmesi hukuken uygun değildir.

Boşanma Davasında Sosyal Medya Hesaplarının Şifrelerini Kırarak Elde Edilen Deliller Geçerli Midir?

Eşinden şüphelenen ya da eşini kontrol etmek isteyen kişilerin eşinin sosyal medya hesaplarının şifresini kırıp buradan elde ettiği verileri boşanma davasında delil olarak ileri sürmesi son yıllarda sıkça gözlenmektedir. Sosyal medyanın böylesine yaygınlaştığı ve güvenlik açıklarını bilenlerin artış gösterdiği bu dönemde eşlerinin sosyal medya hesaplarının şifresini kırmak isteyen kişilerin sayısı gitgide artmaktadır.

Hukuka aykırı olarak elde edilen deliller mahkemede kullanılamaz. Kişinin sosyal medya hesaplarının şifresini kırmak ve verilerini ele geçirmek de hukuka aykırı bir fiildir. Ayrıca duruma göre sosyal medya hesabının şifresini kırmak Türk Ceza Kanunu’na göre suç da teşkil edebilir. Bu sebeplerle boşanma davasında sosyal medya hesaplarının şifrelerini kırarak el edilen deliller geçerli kabul edilmez.

Boşanma Davasında Whatsapp Yazışmaları Delil Olarak Kullanılabilir Mi?

Whatsapp kişilerin birebir veya grup halinde yazışabildiği bir uygulamadır. Doğal olarak kişiler bu ortam üzerinden özel hayatlarını paylaşabilmektedir. Whatsapp kullanılmaya başlandığı günden beri hakaret, taciz ve tehdit gibi birçok boşanma davasının konusu olmuştur. Bunların yanında boşanma davasında delil olarak öne sürüldüğü çok sık görülmektedir.

Whatsapp yazışmalarının delil olarak kullanılabilmesi bu yazışmaların nasıl ele geçirildiğine bağlıdır. Eşler arasında ya da her iki eşinde bulunduğu bir konuşma grubunda yapılan yazışmalar delil olarak kullanılabilir. Örneğin; bir eş diğer eşe Whatsapp üzerinden onu aldattığı itiraf ederse bu bir delil olarak kullanılabilir. Fakat kişi eşinin diğer kişilerle yaptığı konuşmaları delil olarak kullanamaz. Çünkü eşinin başkalarıyla yazışmalarının ele geçirilmesi hukuka aykırıdır. Fakat eşin başkalarıyla yazışmalarını kendi isteğiyle vermesi bu yazışmaları geçerli bir delil haline getirir.

Sonuç olarak genel kural burada da kendisini gösterecektir. Hukuka uygun şekilde elde edilen Whatapp yazışmaları kullanılabilirken hukuka aykırı şekilde elde edilmiş olan Whatsapp yazışmaları kullanılamayacaktır.

Boşanma Davasında SMS Delil Olarak Kullanılabilir Mi?

Delil olarak kullanmanın genel kuralı delilin hukuka uygun elde edilmesidir. Hukuka aykırı deliller mahkemede kullanılamaz. Bu kural SMS’lerde de geçerlidir. Eşin rızası olmadan, gizlice ya da telefonuna yüklediği bir yazılımla elde edilen SMS’ler hukuka aykırı elde edildiği için delil olarak kullanılamaz.

GSM operatörleri SMS içeriklerinin kaydını tutmamaktadır. Bu sebeple boşanma davasında GSM operatörlerinden eşin SMS içeriklerinin kaydını talep etmek mümkün değildir. Fakat mahkemenin kararıyla GSM operatörlerinden eşin mesaj gönderdiği numaralar ve mesaj gönderdiği tarihler talep edilebilir. Operatörler içeriklerin kaydını tutmasa da gönderilen numara ve gönderilen tarih kaydını tutmaktadır.

Boşanma Davasında Facebook Mesajları Delil Olarak Kullanılabilir Mi?

Facebook en çok kullanılan sosyal medya araçlarından olduğu için boşanma davasında delil olarak kullanılması da sık sık karşılaşılan bir durumdur. Sosyal medya araçlarından Facebook’ta yapılan yazışmalarının ya da paylaşımlarının delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı hukuka uygun elde edilmiş olmasına bağlıdır.

Herkese açık olarak yapılan paylaşımlar delil olarak kullanılabilir. Fakat özel yazışmalar kişi kendi isteğiyle bunları paylaşmadıkça hukuka uygun şekilde elde edilmiş olmayacağı için delil olarak kullanılamaz. Gizlice girme ya da şifre kırarak girme gibi yollarla elde edilen yazışmalar hukuka aykırı şekilde elde edilmiş olur. Ancak eşler arasındaki yazışmalar delil olarak kullanılabilir. Kişinin sosyal medya üzerinden yaptığı özel yazışmaları özel hayatının bir parçası olduğu için Facebook bu yazışmaları mahkemelerle paylaşmamaktadır.

Facebook paylaşımları ya da eşler arasındaki konuşmalar delil olarak kullanılacaksa mahkeme bunların doğruluğunun tespiti için bilirkişi incelemesi ister. Bilirkişinin takdiri paylaşımların gerçek olduğu ve iddia edilen kişi tarafından yapıldığı yönündeyse delil olarak kullanılabilir.

Boşanma Davasında Twitter Yazışmaları Delil Olarak Kullanılabilir Mi?

Twitter hem kamuya açık paylaşımların yapılabildiği hem de özel yazışmaların yapılabildiği bir sosyal medya ortamıdır. Herkese açık şekilde yapılan paylaşımlar delil olarak kullanılabilir. Çünkü bunları elde etmek için hukuka aykırı bir davranış yapılmamaktadır.

Twitter üzerinden yapılan özel yazışmalar hukuka aykırı şekilde ele geçirilirse kullanılamaz. Eşin rızası olmadan bu yazışmalar elde edildiyse delil hukuka aykırı şekilde ele geçirilmiş olur. Twitter özel yazışmaları özel hayatın gizliliğini sağlamak adına paylaşmamaktadır.

Twitterdaki bir paylaşım boşanma davasında delil olarak kullanılacaksa hakim bilirkişi tayin ederek sosyal medyada yapılan bu paylaşımın gerçekten yapılıp yapılmadığını ve kim tarafından yapıldığını tespit ettirir. Paylaşım gerçekse ve paylaşımı yaptığı iddia edilen eş tarafından yapıldıysa delil olarak kullanılabilir.

Boşanma Davasında Fotoğraflar Delil Olarak Kullanılabilir Mi?

Boşanma davasında fotoğrafların delil olarak kullanılması genel kural olan hukuka uygun şekilde ele geçirilmesine bağlıdır. Eğer fotoğraf sosyal medya alanlarından herkese açık şekilde paylaşıldıysa ya da eşler arasında paylaşıldıysa delil olarak kullanılabilecektir.

Fakat eşin 3. bir kişiye gönderdiği fotoğraflar özel hayatının kapsamı alanında kabul edilir. Bu sebeple bunların ele geçirilmesi hukuka aykırıdır ve delil olarak kullanılamazlar.

Boşanma Davasında Gizli Çekilmiş Fotoğraflar Delil Olarak Kullanılabilir Mi?

Eşlerin evli olmaları özel hayatları kalmadığı anlamına gelmez. Yargıtay önceden aksi yönde karar vermiş olsa da bu fikrini değiştirmiş ve evli olan kişilerin de özel hayatının olduğuna kanaat getirmiştir. Bu sebeple kişiler evli de olsa birbirlerinin özel hayatlarını ihlal edemezler.

Kişinin gizli şekilde fotoğrafını çekmek özel hayatın gizliliğinin ihlal eden bir davranıştır. Bu nedenle de hukuka aykırıdır. Gizli çekilmiş fotoğrafla hukuku aykırı şekilde elde edildikleri için delil olarak kullanılamazlar.

Boşanma Davasında Gizli Çekilmiş Videolar Delil Olarak Kullanılabilir Mi?

Gizli şekilde çekilen videolar kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden bir fiildir. Kişinin rızası olmadan çekilen videoların özel hayatın gizliliği ilkesiyle bağdaşmayacağı açıktır. Bu neden gizli video çekmek hukuka aykırı bir davranış meydana getirir.

Boşanma davasında hukuka aykırı şekilde elde edilmiş olan deliller kullanılamayacağı için gizli çekilen videolar da hukuk aykırı şekilde elde edilmiş olacağından delil olarak kullanılamayacaktır. Eşler her ne kadar evli olsalar da kendilerine ait özel bir hayatları da vardır. Gizli şekilde video çekmek eşler arasında olsa dahi kişinin özel alanını ihlal eder.

Boşanma Davasında Ses Kayıtları Delil Olarak Kullanılabilir Mi?

Ses kaydı da diğer delil niteliği taşıyabilecek veriler gibi hukuka uygun olarak elde edildiyse delil olarak kullanılabilir. Ses kaydının gizlice elde edilmesi, tehdit altında kaydedilmesi veya başka hukuka aykırı şekillerde elde edilmesi kaydın delil olarak kullanılmasına engel olur.

Eşlerin birlikte yaşadığı yere diğer eşten habersiz ve diğer eşin rızasını almadan konulan ses kayıt cihazıyla elde edilen delil özel hayatın gizliliğini ihlal edeceği için geçersizdir. Fakat iki tarafta evde ses kayıt cihazı bulunduğunu biliyorsa artık o cihazla elde edilen kayıt geçerli bir delil olacaktır.

Ayrıca gizli şekilde ses kaydının alınması duruma göre boşanma sebebi olabilir. Bu ses kaydının alınması planlı şekilde yapıldıysa meydana bir suç da gelebilir.

Boşanma Davasında Özel Fotoğraflar Delil Olarak Kullanılabilir Mi?

Boşanma davasında özel fotoğrafların delil olarak kullanılması nasıl elde edildiğine bağlıdır. Eğer fotoğraf kişilerin beraber yaşadığı yerde tutuluyorsa eşlerden biri bu fotoğrafları bulduğunda hukuka aykırı davranmış olmaz. Yani ortak yaşanılan konutta bulunan şeyler hukuka aykırı ele geçirilmiş sayılmaz. Fakat kişi özel fotoğrafları ortak konut dışında, özel alanına dahil bir yerde tutuyorsa buradan alınan fotoğraflar geçerli bir delil olmaz.  

Boşanma Davasında Zamanaşımı

Zina, pek kötü veya onur kırıcı davranış, hayata kast sebeplerine dayanılarak açılacak bir boşanma davası söz konusu ise zamanaşımı süresi eşin boşanma sebebini öğrenmesinden itibaren 6 ay ve her halde 5 yıldır. Diğer sebeplere dayanılarak açılan boşanma davası her zaman açılabilir, zamanaşımı süresi yoktur.

Boşanma ile birlikte doğan dava hakları, boşanmanın kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içerisinde boşanma davası ile birlikte kullanılmalıdır. Boşanmadan sonra istenecek tazminatlar buna örnektir.

Boşanma Davasında Görevli Ve Yetkili Mahkeme

Boşanma davasında görevli mahkeme Aile Mahkemeleri’dir. Boşanma davasındaki yetkili mahkeme ise boşanma davasının tarafı olan eşlerden birinin yerleşim yeri veya boşanma davasından önce son 6 aydan beri oturdukları yerdeki mahkemedir.

Boşanma Öncesi Veya Sonrası Mal Kaçırma Durumunda Ne Yapılmalıdır?

Boşanma Öncesi Veya Sonrası Mal Kaçırma Durumunda Ne Yapılmalıdır? sorusu son dönemde sıkça karşılaşılan problemlerdendir.

Mal Kaçırma Nedir?

Boşanma süreci aynı zamanda eşlerin evlilik içinde edindikleri malları paylaşmasını da içerir. Bu sebeple boşanma davasında evli bulundukları sürede edindikleri malları karşı taraf ile paylaşmak istemeyen eşler çeşitli yollarla mal kaçırmak isteyebilir. Boşanma sürecindeki eşler gerek satarak gerek hukuka aykırı işlemler yaparak mal kaçırmayı gerçekleştirebilir. Hukuk sistemi de mal kaçırma sebebi ile kişilerin mağdur olmasını engellemek için çeşitli yollar geliştirmiştir.

Mal kaçırma özellikle çekişmeli, yani tarafların anlaşamadığı boşanma davasında çok sık görülür. Zamanında gerekli önlemlerin alınmaması sebebiyle birçok mağduriyet yaşanmaktadır. Kanunların sağladığı koruma yöntemlerini kullanarak mal paylaşımının adil olmasını sağlamak hem bireylerin mağduriyetinin engellenmesi hem de hukuk düzeni açısından önemlidir.

Boşanma Davası Öncesinde Mal Kaçırma

Evlilik içinde edinilmiş olan mallar boşanma ile birlikte eşlere paylaştırılır. Boşanma davası sonuçlanmamış ya da henüz boşanma davası açılmamışken eşler malları diğer eşle paylaşmamak için mal kaçırma yoluna başvurabilir. Mal kaçırma diğer eşin hukuki ve maddi durumu etkiler. Mal kaçırmanın gerçekleşmiş olması ya da mal kaçırma ihtimali olması durumlarına göre uygulanacak tedbirler de değişiklik gösterir. Böyle bir durumda avukata danışarak gerekli tedbirleri aldırmanız tavsiye edilir.

Boşanma Davası Öncesinde Mal Kaçırma Nasıl Engellenir?

Boşanma sürecindeki eşler diğer eşin mal kaçırması ihtimali halinde bunu engellemek için hukuki yollara başvurulabilir. Mal kaçırma şüphesi olan mal aile konutu yani ortak ikamet ettikleri yer ise aile konutu şerhi ile mal kaçırma önlenebilir.

Kaçırılması söz konusu olan aile konutu dışındaki mallar için mahkemeye başvurulabilir. Davada mal kaçırmayı gerçekleştirdiği iddia edilen eşin kötü niyetli olduğu ve malı muvazaalı şekilden elinden çıkardığının kanıtlanması gerekir. Böylece mahkeme tarafından bu mallara tedbir kararı şerhi konulabilir. Bu şerh diğer eşin tasarruf hakkını kısıtlayıcı etki doğurur. Bu davalarda ispat yükünün yerine getirilmesi oldukça zorlu olduğu için avukat aracılığı ile dava açmak daha mantıklıdır.

Eşlerden birisi mal rejiminin sona ermesinden 1 yıl öncesine kadar diğer eşin rızası olmadan olağan hediyeler hariç olmak üzere 3. kişilere kazandırmada bulunduysa bu mallarında edinilmiş mallara eklenmesi talep edilebilir. Aynı şekilde eşlerden birinin diğerinin katılma alacağını azaltmak amacıyla yaptığı devirler de edinilmiş mallara eklenebilir. Böylece bu mallar da boşanma sürecindeki mal paylaşımının konusu haline gelir. Bu yolla eşlerin boşanma davasından önceki mal kaçırmaya yönelik hareketleri engellenir.

Boşanma Davası Öncesinde Mal Kaçırmaya Karşı Alınması Gereken Önlemler Nelerdir?

Eğer eşin mal kaçırmaya başvuracağına dair şüpheler var ise çeşitli önlemler alınabilir. Mal kaçırma şüphesinin konusu aile konutu ise tapu sicil müdürlüğüne başvuru ile ya da hakimden talep ederek aile konutu şerhi ile, aile konutu dışında bir mal ise mahkeme yoluyla tedbir kararı şerhi koydurularak önlem alınabilir. Bu önlemler ile mal kaçırma şüphesi olan eşin bu mallar üzerindeki tasarruf hakkı kısıtlanarak olası mağduriyetler engellenmiş olur.

Mal kaçırma şüphesine karşı önlem almak çok önemlidir. Malların paylaşımı esnasında mağdur olmamak, yasal hakkın kaybına engel olmak açısından şüphe duyulduğu an bu önlemlere başvurulmalıdır.

Boşanma Davası Açıldıktan Sonrasında Mal Kaçırma

Mahkemece verilen boşanma ya da evliliğin iptali kararı ya da mal ayrılığı kararı ile mal rejimi sona ermiş olur. Bu sebeple boşanma davası açıldıktan sonra edinilmiş mallar paylaştırılmış olacaktır. Yani boşanan kişilerin boşanma davası açıldıktan mal kaçırması mümkün değildir.

Boşanma sürecinde ya da boşanma davasından önce mal kaçırması şüphesi olan durumlarda ise çeşitli önlemler alınabilir. Mal rejiminin sona ermesinden 1 yıl öncesine kadar 3. kişilere yapılmış olağan hediyeler dışındaki kazandırmaların ve diğer eşin katılma alacağını azaltmak için yapılan devirlerin edinilmiş mallara eklenmesi istenebilir.

Aile Konutu Şerhi Nedir?

Aile konutu, ailenin ortak yaşadığı ve eşler arasında eşit olarak paylaşma konusu olan konuttur. Yani eşlerin birlikte ikamet ettiği yere aile konutu denir. Eşler evlilik içerisinde dilediklerince tasarruf işlemleri yapabilir diğer eşin rızasına gerek duymazlar. Fakat kanun aile konutunu bu kuralın dışında tutmuştur. Diğer eş rıza vermedikçe aile konutu devredilemez, aile konutu üzerindeki hak sınırlandırılamaz ve aile konutu ile ilgili kira sözleşmesi feshedilemez. Yani kanun, aile konutuyla ilgili kararların ortak alınmasını istemiştir.

Aile konutunun, konuta malik olan eş tarafından kaçırılması şüphesi olan kişi tarafından aile konutu şerhi kurulabilir. Bu sayede konutun sahibi olan eşin mal kaçırmasına engel olur. Bu şerhi konutla ilgili işlem yapmak isteyen kişiler göreceği için sorumlu hale gelirler. Yani aile konutuna aile konutu şerhi konulduğu zaman haklar 3.kişilere karşı da ileri sürülebilir.

Eğer bu şerh bulunmazsa iyiniyetli 3. kişilerce aile konutu üzerinde kazanılan ayni hak korunur. Aile konutu şerhi sayesinde 3. kişilerin kazandığı ayni haklar korunmaz. Çünkü tapuya güven ilkesi gereği tapuda yer alan şerhi herkes görebildiği için şerh konulduğunu bilerek aile konutu üzerinde ayni hak tesis etmiştir.

Aile Konutu Şerhi Nasıl Kurulur?

Aile konutunun maliki olmayan eş boşanma sürecinde aile konutunun kaçırılmasından şüphe ediyorsa aile konutu şerhi koydurmalıdır. Aile konutu şerhi koydurabilmek için evlilik cüzdanı ve aile konutunun bulunduğu mahallenin muhtarından ve apartman yönetiminden alınacak konutun ailenin yerleşim yeri olduğunu gösteren belge ile Tapu Sicil Müdürlüğü’ne başvurmaları gerekir. Bu işlemle malik olan eşin tasarruf hakkı kısıtlanarak mal kaçırma engellenir ve malın paylaşımı esnasında oluşacak mağduriyet önlenmiş olur.

Tapu Sicil Müdürlüğü’ne başvurmadan da aile konutu şerhi koydurulabilmektedir. Bu da hakimden talep ederek aile konutuna aile konutu şerhi koydurma yoluyla olur. Dava sürecinde aile konutu şerhi koyulması hakimden istenebilir. Fakat dava olmasa dahi hakimden şerh koyulması talep edilebilir. Yani dava sürecinde ya da dava olmaksızın aile konutu şerhi hakimden de talep edilebilmektedir.

Boşanmada Mal Kaçırma Davalarında Zamanaşımı Süresi

Aile konutu şerhi ya da aile konutu dışındaki mallara koydurulan tedbirler için bir zamanaşımı süresi bulunmamaktadır. Fakat bu işlemler mal kaçırma gerçekleşmeden hızlı bir şekilde yapılmalıdır.

Boşanmada Mal Kaçırma Davalarında Görevli Ve Yetkili Mahkeme

Boşanma ile ilgili konularda görevli mahkeme boşanma davasının açıldığı Aile Mahkemesidir. Yani davadan önceki 6 ayda oturdukları yerdeki veya eşlerden birinin yerleşim yerindeki Aile Mahkemesidir. Mal kaçırma şüphesi olan mallara konulacak tedbir kararları ve mahkeme yoluyla konulacaksa aile konutu şerhi için de bu görev ve yetki kuralları geçerlidir.

Yabancı Ülkede Boşanmaların Tanıma Ve Tenfizi

Yabancı Ülkede Boşanmaların Tanıma Ve Tenfizi Türk mahkemelerindeki usul ve esasa yönelik ayrıntılı bir şekilde değerlendirme ve açıklama gerektiren bir konudur.

Tanıma Nedir?

Yabancı bir ülkede yapılan boşanmanın Türkiye’de geçerli olmasıdır. Tanıma için dava açılabilir ya da davasız olarak idari yollarla yapılabilmesi için yetkili makamlara başvurulabilir.

Tenfiz Nedir?

Yabancı bir ülkede yapılan boşanmanın sonuçlarının Türkiye’de icra edilebilir hale gelmesidir. Nafaka, tazminat ve diğer boşanmaya bağlı sonuçlar ancak tenfiz ile Türkiye’de icra edilebilir. Tenfiz için de dava açılabilir ya da davasız olarak idari yollarla yapılabilmesi için yetkili makamlara başvurulabilir. Tanıma ve tenfizin ayrı ayrı davalarla sağlanmasına gerek yoktur, tek dava ile iki sonuç da elde edilir.

Apostil Şerhi Nedir? Apostil Şerhi Nereden Alınır?

Normalde bir ülkede düzenlenen resmi belge başka bir ülkede geçerli değildir. Bu resmi belgenin başka ülkelerde de geçerli olması için apostil şerhi alınmalıdır. Apostil şerhi yabancı ülke makamlarınca verilen belgenin Türkiye’de geçerli olan resmi bir evrak olduğunu tasdik eder. Boşanmanın tanıma tenfizi davası açacak kişilerin yabancı ülkede verilen boşanma kararı için apostil şerhi almaları gerekir.

Apostil şerhi her ülkede farklı makamlar tarafından verilir. Bu sebeple yabancı bir ülkede boşanan kişiler boşanma kararını veren mahkeme başvurmalı, mahkemenin gösterdiği yolu izleyerek apostil şerhini almalıdır. Türkiye’de ise adli belgeler için apostil şerhi adli yargı makamlarından alınabilirken idari belgeler için apostil şerhi valilik ve kaymakamlıklardan alınabilir.

Tanıma Tenfiz Dava Açmadan Nasıl Yapılır?

29 Nisan 2017 tarihinde çıkarılan 690 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yabancı ülkelerde yapılan boşanmaların Türkiye’de tanıma ve tenfizini isteyenler için daha kolay bir yol getirildi. Artık yabancı ülkede boşanan kişiler yetkili makamlara yani yurtdışında konsolosluk ve büyükelçiliklere, Türkiye‘de ise nüfus müdürlüklerine başvurarak dava açmadan boşandıklarını Türk nüfusu sicillerine kaydettirebilecekler.

Bu yola başvurabilmek için yabancı ülkedeki boşanma kararının kesinleşmiş olması, tarafların veya vekillerin yetkili makama birlikte başvurması ve verilen boşanma kararının kamu düzenine açıkça aykırı olmaması gerekmektedir. Taraflar veya vekilleri birlikte başvuramıyorsa tanıma tenfiz davası açılmalıdır.

Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen bu kolaylık yalnızca boşanma kararının tanınması için geçerlidir. Boşanma sonucunda verilen velayet, nafaka, tazminat vb. kararlar için bu yol uygulanamaz. Bunların tanıma tenfizi için yine Türkiye’de tanıma tenfiz davası açılması gerekir.

Tanıma Tenfiz Davası Şartları Nelerdir?

  • Karar yabancı bir mahkeme tarafından verilmiş olmalıdır.
  • Yabancı mahkemenin verdiği karar hukuk davalarıyla ilgili olmalıdır.
  • Karar kesinleşmiş olmalıdır.
  • Kararın verildiği yabancı ülke ile Türkiye arasında bu konuda sözleşme olmalıdır. Fakat bu şart sadece tenfiz için aranır.
  • Yabancı mahkemece verilen hükmün açıkça kamu düzenine aykırı olmaması gerekir.
  • Yabancı mahkemece verilen kararın savunma hakkını usulüne uygun olarak kullandırarak vermiş olması gerekir.

Tanıma Tenfiz Davası Nerede Açılır?

Yabancı ülkede boşanan kişilerin Türkiye’de ikametgahları var ise ikametgahlarının bulunduğu yerdeki Aile Mahkemesinde bu davayı açmalıdırlar. İkametgahları yok ise sakin oldukları yerde açmalıdırlar. Bu kişiler yurtdışında yaşıyorsa ve Türkiye’de ikamet adresleri ya da sakini oldukları yer yoksa bu davayı Ankara, İstanbul ya da İzmir’deki Aile Mahkemelerinde açmalıdırlar.

Tanıma Tenfiz Davalarında Gerekli Belgeler Nelerdir?

  • Yabancı mahkeme tarafından verilen boşanma kararının aslı gerekmektedir.
  • Boşanma kararının kesinleştiğini gösterir nitelikte şerh ya da apostil şerhi gerekmektedir.
  • Boşanma kararının yeminli bir tercüman tarafından Türkçe’ye çevriltilmesi ve bu çevirinin konsolosluklar ya da noter aracılığı ile onaylatılması gerekmektedir.
  • Yabancı bir ülkeden boşanmış olan kişilerin pasaport ve nüfus cüzdanı fotokopileri gerekmektedir.
  • Tanıma tenfiz davası bir avukat aracılığı ile yürütülecekse avukat vekalatnamesi gerekmektedir.

Tanıma Tenfiz İçin Türkiye’ye Gelmek Zorunlu Mudur?

2017 yılında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname ile boşanmanın tanınması için Türkiye’de dava açmaya dolayısıyla da Türkiye’ye gelmeye gerek kalmamıştır. Fakat boşanmanın tanıması için taraflar veya vekillere konsolosluk ve büyük elçiliklere beraber başvuramıyorsa yine tanıma tenfiz davası açılması gerekir. Yine nafaka,velayet ve tazminat gibi kararların Türkiye’de icra edilebilir hale gelebilmesi için Türkiye’de tanıma tenfiz davası açmak gerekir.

Tanıma tenfiz davasını bir avukat aracılığıyla takip etmek mümkündür. Avukata vekalet verildiğinde tanıma tenfiz davalarına boşanan kişilerin bizzat gelmesine gerek yoktur. Bu alanda deneyimli bir hukuk bürosuyla çalışılması sürecin hatasız ilerlemesi ve daha hızlı sonlanması için önemlidir.

Tanıma Tenfiz Davasını Kimler Açabilir?

Tanıma tenfiz davasını yabancı ülkede boşanan taraflar açabilir. Ayrıca yabancı ülkedeki boşanmanın Türkiye’de tanınmasından ve tenfizinden yararı olan kişilerin de bu davayı açabileceğini Yargıtay kabul etmiştir. Bunların dışında yabancı ülkede boşanan tarafların mirasçıları da tanıma ve tenfizde yararları varsa bu davayı açabilir.

Tanıma Tenfiz Davalarında Zamanaşımı

Tanıma tenfiz davası yabancı ülkedeki boşanmadan itibaren 10 yıl içerisinde açılmalıdır. Fakat bu süreden sonra açılan davalara karşı taraf itiraz etmezse görülmeye devam eder.

Tanıma Tenfiz Davalarında Görevli Ve Yetkili Mahkeme

Tanıma tenfiz davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise yabancı ülkede boşanan kişinin Türkiye’de ikametgahı varsa oradaki, yoksa Türkiye’de sakini olduğu yerdeki, hem ikametgahı hem sakini olduğu yer yoksa Ankara, İstanbul ve İzmir’deki mahkemelerdir.

 

Nafaka Ödenmemesi Halinde Şikayet ve Hapis Cezası

Nafaka Ödenmemesi Halinde Şikayet ve Hapis Cezası hakkında bilinmesi gerekenler İcra İflas kanunu ve Medeni Kanunda açıkça belirtilmiştir.

Nafaka Ödenmezse Ne Olur?

Boşanmada nafaka hükmedilmiş ve bu nafakanın ödemesi gerçekleştirilmemiş ise ne yapılmalı, hangi yollara başvurulmalıdır? Nafaka ödenmezse ne olur? Eski eşim nafakayı ödemiyor ne yapmalıyım? Nafaka ödenmemesi halinde nereye başvurulur? gibi sorularla karşılaşmaktayız. Boşanmada nafaka hususunda nafaka borçlusunun ödemesi hakimce takdir olunmuş belli bir nafaka bedeli bulunmaktadır. Peki ya nafaka yükümlüsü, nafakayı ödemezse ne olur? Nafaka yükümlüsünün nafakayı ödememesi durumunda ne olacağı İcra İflas Kanununda belirtilmiştir. İcra İflas Kanunu, nafaka hükümlüsünün, hükmolunan nafakayı ödememesi halinde 3 ay tazyik hapsi öngörmüştür. Hükmolunan nafakayı ödemekle yükümlü olan kişi, nafakayı ödemeyip üç aylık hapis cezasına çarptırılması durumunda, ödemesi halinde ceza ortadan kalkmaktadır. Bu kişi aynı zamanda, hapis cezası uygulanmakta iken de ödemesi gereken nafakayı ödeyerek hapisten tahliye olabilmektedir. Şu da unutulmamalıdır ki bu hapis cezası nafaka borcunun yerine geçmemekte olup hapis cezasıyla değil ancak bu borcun ödenmesiyle ortadan kalkmaktadır. Bu yazımızda nafaka ödemeyen yükümlünün nasıl şikayet edileceğini, şikayet sonrası sürecin nasıl işleyeceğini ve nafaka ödenmezse karşılaşılacak yaptırımların neler olduğunu inceleyeceğiz. Nafaka alacağınızın ödenmemesi hususunda problem yaşıyorsanız Farah Hukuk avukatlarından yardım alabilirsiniz.

Nafaka Ödememe Cezası Nedir?

Nafaka ödememenin cezası nedir? Nafaka ödemeyen yükümlü ne gibi yaptırımlarla karşılaşır? Nafaka ödenmezse ne olur? Nafaka ödememe cezası borcun ödenmesine teşvik ve ödemekten kaçınmaktan caydırmak amacıyla aşağıdaki gibi belirlenmiştir. İcra İflas Kanunu, nafaka ödememe cezasına ilişkin olarak nafaka yükümlüsünün, hükmolunan nafakayı ödememesi halinde  3 ay tazyik hapsi öngörmüştür. Hükmolunan nafakayı ödemekle yükümlü olan kişi, nafakayı ödemeyip üç aylık hapis cezasına çarptırılması durumunda, ödemesi halinde ceza ortadan kalkmaktadır. Bu kişi aynı zamanda, hapis cezası uygulanmakta iken de ödemesi gereken nafakayı ödeyerek hapisten tahliye olabilmektedir. Şu da unutulmamalıdır ki bu hapis cezası nafaka borcunun yerine geçmemekte olup hapis cezasıyla değil ancak bu borcun ödenmesiyle ortadan kalkmaktadır.

Nafaka Ödenmezse Nereye Şikayet Edilir?

Nafaka ödemeyen kişinin cezai yaptırıma tabi olduğunu belirttik. Bu cezaya yönelik kovuşturma şikayete bağlı bir kovuşturmadır. Peki nafakayı ödemeyen nafaka yükümlüsü nereye şikayet edilir? Nafaka yükümlüsüne yönelik cezai yaptırım yoluna nasıl gidilir? Nafaka ödenmezse sonuçları ne olur?

Yukarıda nafaka ödenmezse ne olur? ve nafaka ödememenin cezası nedir? başlıklarında bahsettiğimiz üzere nafaka ödenmemesi halinde ne olacağı İcra İflas Kanununda belirtilmiştir. İcra İflas Kanunu, nafaka yükümlüsünün, hükmolunan nafakayı ödememesi halinde  3 ay tazyik hapsi öngörmüştür. Hükmolunan nafakayı ödemekle yükümlü olan kişi, nafakayı ödemeyip üç aylık hapis cezasına çarptırılması durumunda, ödemesi halinde ceza ortadan kalkmaktadır. Şikayet mercii ise İcra Ceza Mahkemesidir.

İcra Ceza Mahkemesine Nasıl Şikayet Edilir?

Nafaka ödenmemesi durumunda karşılaşılacak yaptırımlardan bahsettik ve şikayet merciinin İcra Ceza Mahkemesi olduğunu belirttik. Peki İcra Ceza Mahkemesine şikayet nasıl edilir? İcra Ceza Mahkemesi’ne şikayetten sonra süreç nasıl işleyecektir. Şunu belirtmeliyiz ki şikayet, icra ceza mahkemesinin yetkisine giren suçlar açısından bir kovuşturma şartıdır ve icra-iflasa ilişkin suçlar uzlaşmaya tabi olduğundan taraflar arasına uzlaştırmaya gidilmeli sonra yargılama yapılmalıdır.

Nafaka ödenmemesi halinde nereye şikayet edilebileceğini ve ödemeyen tarafın ne gibi yaptırımlarla karşılaşacağını açıkladık. Diğer bir husus da nafaka ödenmemesi halinde nasıl şikayet edileceğidir. Nafaka ödenmezse nasıl şikayet edilir? Öncelikle şunu belirtelim ki şikayet, İcra Ceza Mahkemesi’ne bir şikayet dilekçesi ile yapılabilir. Sonraki aşamada mahkeme bir duruşma günü belirler ve duruşma günü belirledikten sonra iki taraf belirlenen gün ve saatte icra ceza mahkemesine gelmeli veya avukat göndermelidir. Şikayetçinin veya avukatının katılımının olmaması halinde şikayet hakkı düşer. Bu şikayet ve uzlaşının olmaması halinde yargılama sonucunda İcra iflas kanunu hükümlerine göre kanunda belirtilmiş hapis cezasına icra ceza mahkemesi tarafından karar verilebilir. Dava sürecinde şikayet eden taraf davadan feragat eder veya borçlu borcu öderse dava ve bütün neticeleriyle beraber ceza düşer.

Geçmişe Dönük Nafaka Nasıl Tahsil Edilir?

Nafaka borçlusunun nafaka borcunu ödememesi halinde nafaka alacaklısının İcra Ceza Mahkemesi’ne şikayet hakkının olduğunu ve bunun sonucunda uzlaşı olmazsa borcunu ödemeyen nafaka yükümlüsüne cezai yaptırım uygulanacağını belirttik. Ancak nafaka ödenmeme durumunda şikayet halinde uygulanacak cezai yaptırım borcun yerine geçmemekte borçlu borcunu ödemiş olmamakta idi. Peki nafaka borcunu ödememiş alacaklıyı şikayetin yanısıra geçmişe dönük bu borçların tahsili nasıl mümkün olmaktadır? Nafaka alacaklısı, geçmişe dönük nafaka alacağı için icra kanalıyla bu hakkını talep edebilmektedir. Geriye dönük nafaka alacağının tahsili için, hakim tarafından bağlanmış olan nafakanın türüne göre ilamlı ya da ilamsız icra takibi yapılması gerekir. Geçmişe yönelik birikmiş nafaka alacaklarının tahsili için yukarıda açıklamış olduğumuz şekilde icra takibi yoluna başvurmanız gerekmektedir. Nafaka alacakları 10 yıllık genel zaman aşımı süresine tabi olduğundan takip başlatılmasından önceki 10 yıl içerisindeki nafaka alacakları tahsil edilebilmektedir. İcra takibi başlatılması zaman aşımı süresini durdurmaktadır. Geriye dönük birikmiş nafaka alacaklarınızı alabilmeniz için gerekli olan icra takibi işlemlerinizi Farah Hukuk olarak etkin şekilde yürüterek, kısa sürede hakkınızı almanızı sağlamaktayız.

Boşanmada nafaka tahsilindeki problemler ve ödenmemiş nafaka alacaklarınızın tahsiline yönelik detaylı bilgi için Nafaka İçin İcra Takibi Nasıl Açılır? konulu makalemizi inceleyebilirsiniz.

Hayata Kast ve Onur Kırıcı Davranış Nedeniyle Boşanma Davası

Hayata Kast ve Onur Kırıcı Davranış Nedeniyle Boşanma Davası Boşanmanın özel sebeplerinden bir diğeri ise hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranıştır. Hayata kast ve onur kırıcı davranışlar diğer eşe bu sebeple boşanma hakkı sağlar. Kimsenin onur kırıcı davranışlara ve hayatına kast edilmesine katlanma zorunluluğu olmadığından kanun koyucu bu hakkı tanımıştır.

  • Hayata kast nedir?
  • Onur kırıcı davranışlar nelerdir?
  • Hayata kast ve onur kırıcı davranış nedeniyle boşanmanın şartları nelerdir?

Hayata Kast Nedir?

Hayata kast ve onur kırıcı davranış nedeniyle boşanmayı açıklamadan önce hayata kastın ne olduğunu inceleyelim. Hayata kast nedir? Hangi davranışlar hayata kast sayılır? Hayata kast, kişinin eşini öldürme niyetini açık etmesidir. Bu açık etme genelde sözle olsa da her türlü hareket ile meydana gelebilir. Pek kötü davranış, kişinin eşinin sağlığına ve vücut bütünlüğüne yönelik saldırılarına denir. Eğer bir kimse eşi tarafından hayatına yönelik söz veya davranışlarla tehditlere maruz kalıyorsa vücut sağlığı ve vücut bütünlüğü tehlikede olduğundan bu birlikteliği devam ettirmesi beklenemez. Kanun koyucu da bu sebeple hayata kast ve onur kırıcı davranışa maruz kalan eşe boşanma hakkı tanımıştır.

Onur Kırıcı Davranış Nedir?

Onur kırıcı davranışların da özel boşanma sebeplerinden biri olduğunu belirttik peki onur kırıcı davranış nedir? Onur kırıcı davranış, kişinin eşine onurunu kırıcı, küçük düşürücü hakaretler etmesi ve bu yönde hareketlerde bulunmasıdır. Kişinin evlilik birlikteliği içerisinde küçük düşürücü hakaretlere maruz kalması evlilik birlikteliğini devam ettiremez hale gelmesine sebep olmaktadır. Onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma davası açma hakkı bulunmaktadır.

Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir.

Hayata Kast ve Onur Kırıcı Davranış Nedeniyle Boşanma Süresi

Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve öğrenip öğrenmemesinden bağımsız olarak her halde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Bu süreler içinde hayata kast ve onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma davası açılmalıdır. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

Hayata Kast ve Onur Kırıcı Davranış Nedeniyle Boşanmada Tazminat

Hayata kast ve onur kırıcı davranış nedeniyle boşanmada tazminat talebi konusuna değinelim? Hayata kast ve onur kırıcı davranışta bulunan eşten tazminat talep edilir mi? Hayata kast ve onur kırıcı davranış nedeniyle boşanmada maddi ve manevi tazminat talep etme şartları nelerdir?

Hayata kast ve onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma sonrası istenecek maddi tazminatın hukuki dayanağı Türk Medeni Kanununda belirtilen:

“Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir.” hükmüdür. Bu hükümden anlaşıldığı üzere, bir taraf boşanma dolayısıyla uğramış olduğu zararı maddi tazminat yolu ile tazmin yoluna gidebilecektir.

Hayata kast ve onur kırıcı davranışın özel bir boşanma sebebi olduğunu belirtmiştik. Hayata kast ve onur kırıcı davranış nedeniyle kendisine boşanma davası açılan eş kusurlu olmaktadır. Kusurlu olan bu eşten de yukarıdaki şartlar doğrultusunda tazminat istemek mümkündür.

Hayata kast ve onur kırıcı davranış nedeniyle manevi olarak zarara uğramış eş manevi tazminat talebinde bulunabilir mi? Hayata kast ve onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma davasında manevi tazminat şartları nelerdir?

Boşanma sonrası istenecek manevi tazminatın hukuki dayanağı Türk Medeni Kanununda belirtilen:

“Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.” hükmüdür. Bu hükümden anlaşıldığı üzere, bir taraf, boşanma sonucunda, kişilik hakkının saldırıya uğramış olmasıyla uğramış olduğu zarar dolayısıyla manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilecektir.

Eşinin hayata kast ve onur kırıcı davranışlarda bulunması, taraflarda manevi zararlar meydana getirebileceğinden ve hayata kast ve onur kırıcı davranışlarda bulunan eş kusurlu olduğundan Hayata kast ve onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma davasında manevi tazminat talep etmek mümkündür.

Boşanmada maddi ve manevi tazminat hakkında detaylı bilgi almak için Boşanma Davalarında Maddi ve Manevi Tazminat Nasıl Belirlenir? makalemizi inceleyebilirsiniz.

Hayata Kast ve Onur Kırıcı Davranış Nedeniyle Boşanmada Nafaka

Hayata kast ve onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma sonrası maddi ve manevi tazminatların yanı sıra nafaka da merak edilen bir hususu oluşturmaktadır. Hayata kast ve onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma davası sürecinde nafaka hususu nasıl olacaktır? Hayata kast ve onur kırıcı davranışta bulunan eş nafaka alabilir mi? Hayata kast ve onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma davasında nafaka hakkında bu soruları cevaplarken nafaka çeşitlerine ilişkin bir ayrıma gidilmesi söz konusu olmaktadır. Boşanma sonrası yoksulluk nafakası söz konusu ise, kusurlu olmak bu nafakayı almaya engel teşkil ettiğinden hayata kast ve onur kırıcı davranışta bulunan eş bu nafakayı alamaz. İştirak nafakası söz konusu ise iştirak nafakası çocukların bakımına yönelik bir nafaka olduğundan hayata kast ve onur kırıcı davranış nedeniyle kusurlu olan eş çocuğun velayetini almış olması halinde iştirak nafakası alabilmektedir. Çünkü iştirak nafakası taraflara yönelik olmayıp çocuğun menfaatine yönelik bir nafakadır. Bu nedenle hayata kast ve onur kırıcı davranışta eşin kusuru çocuğa yüklenemez. Ancak şunu belirtmekte fayda vardır ki eşine karşı hayata kast, pek kötü muamele yahut onur kırıcı davranışta bulunabilecek karakterde bir kişiye çocuğun velayetinin verilmesi, çocuğun kişisel gelişimini olumsuz etkileyeceğinden, hayata kast ve onur kırıcı davranışta bulunan eş, velayeti almak istediği takdirde bu durum ciddi bir dezavantaj oluşturacaktır. Nitekim boşanmada çocuğun velayeti hususunda çocuğun menfaati göz önünde bulundurulmalıdır.

Nafaka ve nafaka çeşitleri hakkında daha fazla bilgiye Nafaka Nedir? Çeşitleri ve Koşullar makalemizi inceleyerek ulaşabilirsiniz.

Hayata Kast ve Onur Kırıcı Davranış Nedeniyle Boşanmada Mal Paylaşımı

Hayata kast ve onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma davasının ne olduğunu açıkladık. Hayata kast ve onur kırıcı davranışta bulunan eşin maddi ve manevi tazminata mahkum edilebileceğini, nafaka ve velayet hususunda problemler yaşayabileceğini belirttik. Peki hayata kast ve onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma mal paylaşımını nasıl etkilemektedir? Hayata kast ve onur kırıcı davranışta bulunan eş mal paylaşımında da yaptırıma uğramakta mıdır? Hayata kast ve onur kırıcı davranışta bulunan eş tazminat, nafaka ve velayet hususlarında yaptırıma uğrayabildiği gibi mal paylaşımı hususunda da yaptırıma uğramaktadır. Hayata kast ve onur kırıcı davranışta bulunan eşin, boşanma sonrasında mal paylaşımında daha az pay almasına hatta hiç pay alamamasına hükmedebilmektedir. Şu noktaya dikkat etmek gerekir ki, hayata kast ve onur kırıcı davranışta bulunduğu ispat edilmiş olmalı ve boşanma hayata kast ve onur kırıcı davranış nedeniyle gerçekleşmiş olmalıdır. Boşanma sebebi hayata kast ve onur kırıcı davranış değil de evlilik birliğinin temelinden sarsılması ise bu durum geçerli olmamaktadır.

Boşanmada mal paylaşımı konusunda detaylı bilgi almak için Boşanmada Mal Paylaşımı konulu makalemizi incelemenizi tavsiye ederiz.

Suç işleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme Nedeniyle Boşanma Davası

Suç işleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme Nedeniyle Boşanma Davası özel boşanma sebepleri arasındadır. Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürmenin hukuki dayanağı aşağıda açıklayacağımız kanun hükmüdür. Bu hüküm gereğince suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürmenin özel boşanma sebeplerinden olduğu kayıt altına alınmıştır. Peki suç işleme nedir? Haysiyetsiz hayat sürme nedir? Hangi şartlarda suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme boşanma sebebi olmaktadır?

Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir.

Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme Nedir?

Suç işleme denildiği zaman bu kavram çok geniş anlaşılabilmektedir ancak suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nedeniyle boşanma konusunda bahsettiğimiz suç işleme kavramı tüm suçları kapsamaz. Bu konuda her suç bu sonucu doğurmaz, yalnızca küçük düşürücü suçlar boşanma sebebi olabilir. Yani suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nedeniyle boşanmadaki suç işlemeden anlayacağımız, küçük düşürücü suçlardır.

Peki küçük düşürücü suç nedir? Neler küçük düşürücü suç sayılır? Suçun küçük düşürücü olup olmadığı toplumda o suça karşı hakim olan algıya göre hakim tarafından takdir edilir. Peki haysiyetsiz hayat sürme nedir? Hangi davranışlar haysiyetsiz hayat sürme sayılır? Haysiyetsiz hayat sürme hangi hallerde boşanma sebebi olur? Haysiyetsiz hayat sürme sebebine dayanabilmek için bu eylemin devamlılık göstermesi gerekir. Ayrıca suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme sebebiyle boşanma gerçekleşmesi için diğer eş için birlikte yaşamın çekilmez hale gelmesi gerekir.

Küçük Düşürücü Suçlar

Her suçun boşanma sebebi olmadığını, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nedeniyle boşanmaya dayanmak için suçun küçük düşürücü suç olması gerektiğini belirttik. Somut olayın gerekliliklerine göre suçun yüz kızartıcı olduğuna karar verilir. Bu nedenle suçun yüz kızartıcılığı mutlak nitelikte değildir, hakim olaya ve toplumdaki anlayışa göre karar verir.Yüz kızartıcı ve küçük düşürücü kabul edilen suçlardan bazılarını örnekleyecek olursak:

  • zimmet,
  • ihtilas,
  • irtikâp,
  • rüşvet,
  • hırsızlık,
  • dolandırıcılık,
  • sahtecilik,
  • inancı kötüye kullanma
  • hileli iflas

Bu şekilde örnekleyebilmekle beraber somut olaya ve suçun toplumun sosyal yapısına göre küçük düşürücü şekilde olup olmamasına bakılarak değerlendirme yapılır.

Haysiyetsiz Hayat Sürme Örnekleri

Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nedeniyle boşanmaya sebep olacak haysiyetsiz hayat sürmeden ne anlaşılması gerekmektedir? Haysiyetsiz hayat sürme nedir? Hangi davranışlar haysiyetsiz hayat sürme sayılır? Haysiyetsiz hayat sürme hangi hallerde boşanma sebebi olur? Haysiyetsiz hayat sürme sebebine dayanabilmek için bu eylemin devamlılık göstermesi gerekir. Ayrıca suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme sebebiyle boşanma gerçekleşmesi için diğer eş için birlikte yaşamın çekilmez hale gelmesi gerekir. Haysiyetsiz hayat sürme kavramı toplumca onaylanmayan ahlak dışı bir yaşantı sürme halidir. Haysiyetsiz hayat sürmeyi daha iyi açıklayabilmek için örnekleyecek olursak:

  • Evli bir kişinin başka birisiyle evlilik dışı birlikte yaşaması
  • Toplum tarafından kabul görülmeyen bir mesleği icra etmek
  • Toplum tarafından kabul görülmeyen bir sanatla uğraşmak,
  • Toplum tarafından kabul görülmeyen bir eşyanın ticaretini yapmak

Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme Nedeniyle Boşanmada Tazminat

Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nedeniyle boşanmada tazminat talebi konusuna değinelim? Suç işleyen ve haysiyetsiz hayat süren eşten tazminat talep edilir mi? Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nedeniyle boşanmada maddi ve manevi tazminat talep etme şartları nelerdir?

Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nedeniyle boşanma sonrası istenecek maddi tazminatın hukuki dayanağı Türk Medeni Kanunu’nda belirtilen:

“Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir.” hükmüdür. Bu hükümden anlaşıldığı üzere, bir taraf boşanma dolayısıylauğramış olduğu zararı maddi tazminat yolu ile tazmin yoluna gidebilecektir.

Suç işlemek ve haysiyetsiz hayat sürmek iradi davranışlar olduğundan suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nedeniyle boşanma davası açılan eş kusurlu olmaktadır. Kusurlu olan bu eşten de yukarıdaki şartlar doğrultusunda tazminat istemek mümkündür.

Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nedeniyle manevi olarak zarara uğramış eş manevi tazminat talebinde bulunabilir mi? Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nedeniyle boşanma davasında manevi tazminat şartları nelerdir?

Boşanma sonrası istenecek manevi tazminatın hukuki dayanağı Türk Medeni Kanunu’nda belirtilen:

“Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.” hükmüdür. Bu hükümden anlaşıldığı üzere, bir taraf, boşanma sonucunda, kişilik hakkının saldırıya uğramış olmasıyla uğramış olduğu zarar dolayısıyla manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilecektir.

Eşinin suç işlemesi ve haysiyetsiz hayat sürmesi taraflarda manevi zararlar meydana getirebileceğinden ve suç işleyen ve haysiyetsiz hayat süren eş kusurlu olduğundan Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nedeniyle boşanma davasında manevi tazminat talep etmek mümkündür.

Boşanmada maddi ve manevi tazminat hakkında detaylı bilgi almak için Boşanma Davalarında Maddi ve Manevi Tazminat Nasıl Belirlenir? makalemizi inceleyebilirsiniz.

Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme Nedeniyle Boşanmada Nafaka

Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nedeniyle boşanma sonrası maddi ve manevi tazminatların yanı sıra nafaka da merak edilen bir hususu oluşturmaktadır. Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nedeniyle boşanma davası sürecinde nafaka hususu nasıl olacaktır? Suç işleyen ve haysiyetsiz hayat süren eş nafaka alabilir mi?

Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nedeniyle boşanma davasında nafaka hakkında bu soruları cevaplarken nafaka çeşitlerine ilişkin bir ayrıma gidilmesi söz konusu olmaktadır. Boşanma sonrası yoksulluk nafakası söz konusu ise, kusurlu olmak bu nafakayı almaya engel teşkil ettiğinden suç işleyen ve haysiyetsiz hayat süren eş bu nafakayı alamaz.

İştirak nafakası söz konusu ise iştirak nafakası çocukların bakımına yönelik bir nafaka olduğundan suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nedeniyle kusurlu olan eş çocuğun velayetini almış olması halinde iştirak nafakası alabilmektedir. Çünkü iştirak nafakası taraflara yönelik olmayıp çocuğun menfaatine yönelik bir nafakadır. Bu nedenle suç işleyen ve haysiyetsiz hayat süren eşin kusuru çocuğa yüklenemez. Her ne kadar boşanmada kusurlu olmanın iştirak nafakası almaya engel teşkil etmediği bilgisine dayanarak bunu söyleyebilsek de suç işleyen ve haysiyetsiz hayat süren eşin çocuğun velayetini alabilmesi çocuğun menfaati açısından değerlendirildiğinde pek sağlıklı gözükmemektedir.

Nafaka ve nafaka çeşitleri hakkında daha fazla bilgiye Nafaka Nedir? Çeşitleri ve Koşullar makalemizi inceleyerek ulaşabilirsiniz.

Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme Nedeniyle Boşanmada Velayet

Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nedeniyle boşanma davasına ilişkin olarak merak edilen diğer bir hususta Suç işleyen ve haysiyetsiz hayat süren eşin velayeti alabilme durumudur. Suç işleyen ve haysiyetsiz hayat süren eş velayeti alabilmekte midir? Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme velayete engel midir?

Boşanma sonrası velayete ilişkin olarak şunu belirtmeliyiz ki çocuğun velayetinin eşler arasında hangisine tahsis edileceği hususunda hakim sadece çocuğun menfaati ile bağlıdır. Boşanmanın etkilerinden mağdur olmaması için çocuğun isteği de hakimce dikkate alınmaktadır. Evlilik içerisinde suç işleyen ve haysiyetsiz hayat süren eşin boşanma sonrasında, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nedeniyle boşanma sebebiyle uğrayacağı yaptırımlar boşanma davası ve sonrasında maddi-manevi tazminat ve yoksulluk nafakası isteklerine ilişkin yargısal karar sürecinde dikkate alınır.

Velayet hususunda suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürmenin etkili olması ise küçük düşürücü suç işleyen yahut haysiyetsiz hayat süren kişinin çocuğun velayetini üstlenme liyakatinin sorgulanmasına ilişkindir. Bir kimse küçük düşürücü suç işlemiş ise yahut haysiyetsiz hayat sürüyor ise onun velayetine verilen çocuğun gelişiminin olumsuz etkilenmesi muhtemeldir. Belirttiğimiz gibi velayet hususunda ölçüt, çocuğun menfaatidir. Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürmenin velayete etkisi bu doğrultuda söz konusu olmaktadır.

Boşanma sonrası çocuğun velayetinin kime verileceği hususunda detaylı bilgi için Boşanmada Çocuğun Velayeti Kime Verilir? makalemizi incelemenizi tavsiye ederiz.

Boşanma Davasında Aldatılan Eş Üçüncü Kişiye Karşı Dava Açabilir Mi?

Boşanma Davasında Aldatılan Eş Üçüncü Kişiye Karşı Dava Açabilir Mi? sorusu son dönemde en çok sorulan sorulardan biri oldu.bu konuda yargıtay emsal bir karar vermiş olsa da kararında değişikliğe gitti ve artık tazminat hakkında yeni bir karara vardı.

Aldatma nedir?

Aile toplumun en küçük yapı taşını oluşturur. Evlilikle birlikte aile içi sadakat yükümlülüğü vardır ve eşler evlilik hatta nişanlanmayla birlikte diğer tarafa karşı sadakat yükümlülüğü altına girer.   

Aldatma, eşlerden birinin üçüncü bir kişiyle girdiği cinsel ilişki yoluyla gerçekleşen hadisedir. Türk Medeni Kanunumuzda aldatma ‘’Zina’’ başlığı altında incelenmiştir. Medeni Kanunumuz ‘’Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.’’ demektedir. Yani aldatılan eş, zinaya dayanarak, aldatan eşten boşanmaya dayanabilecektir. Zina hali diğer adıyla aldatma olarak bilinen bu hal boşanmanın özel sebepleri arasında sayılmıştır. Zina (aldatma) kusura dayalı ve mutlak bir boşanma sebebidir. Bununla birlikte son yıllarda Yargıtay aldatılan eşin üçüncü kişiye karşı manevi tazminat davası açabileceği yönünde kararlar vermiştir.

Aldatma nasıl oluşur?

Evlilik ile birlikte eşlerin birbirlerine karşı sadakat yükümlülükleri oluşur. Evlilik birliğinde ortak konutta yaşamak, çocukların bakımını birlikte sağlamak ne kadar önemli ise eşlerin birbirine karşı sadık olmaları da o kadar önem arz etmekte ve bu haller Medeni Kanun tarafından güvence altına alınmaktadır.

Aldatma Türk Hukukunda ancak zina ile birlikte kabul görür. Yani boşanma sebebinin aldatmaya dayanılması için eşlerden birinin üçüncü bir kişiyle cinsel ilişkiye girmesi gerekmekte ve bu aldatmanın ispat edilmesi gerekmektedir. İspat için her türlü belge kabul görmektedir. Ancak tekrar belirtmek gerekirse aldatma için tarafların bir başkasıyla ilişkiye girmeleri gerekmektedir. Diğer durumlarda MK 161’e dayanmak mümkün olmayacaktır. Eşlerden birinin üçüncü bir kişiyle gönül bağı kurması halinde ancak ‘’Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması’’ hükümlerine dayanılabilecektir. Böyle bir durumda ‘’Zina’’ hükümlerine dayanılması söz konusu olmayacaktır.

Aldatmanın öğrenilmesinin ardından 6 ay içinde olayın gerçekleşmesinin üzerine 5 yıl içinde dava açılmalıdır. Ayrıca affeden eşin dava açma hakkı da bulunmamaktadır. Yani aldatma ile birlikte eşlerden biri aldatan eşi affeder daha sonra aldatmaya bağlı boşanma talep ederse bu mümkün olmayacaktır.

Belirtmek gerekir ki eşinin üçüncü kişiyle birlikte olmasını bilen, buna göz yuman ve hatta destekleyen kimselerin de bu aldatmaya dayanması söz konusu olamayacaktır.

Aldatma eylemine katılan üçüncü kişiden tazminat talep edilebilir mi?

Aldatmadan dolayı aldatan eşten talep edilebilecek olan tazminat Medeni Kanunun 174.maddesinde belirtilmiştir.

Aldatılan eşin üçüncü kişiye karşı talep hakkı ise Yargıtay tarafından Borçlar Kanunu madde 58’e göre verilebileceği kararına bağlanmıştır. Yargıtay 2010 yılında verdiği karar ile eşlerin sadakat yükümlülüğünün bulunduğunu ve bu sadakat yükümlülüğüne karşı yapılan tüm haksız fiillerin karşılığı olarak aldatılan eşin, üçüncü kişiden tazminat talep edebileceği hususunda karar vermiştir.

2014 yılında verilen başka bir kararda üçüncü kişinin aldatmanın tarafı olmadığını ve buradan doğan haksız fiil durumundan dolayı üçüncü kişinin sorumlu olamayacağı kararını almış ve üçüncü kişiye karşı dava hakkının önünü kapatmıştır.

2017 yılında bu konu tekrar Yargıtayın gündemine gelmiş ve burada aldatma eylemine katılan üçüncü kişiye karşı aldatılan eşin tazminat davası açabileceği kararını vermiştir. Ancak burada verilen kararda çocukların üçüncü kişiye karşı dava açamayacağı belirtilmiştir.

Yargıtayımız 2018 yılında verilen içtihadı birleştirme kararıyla birlikte aldatılanın üçüncü kişiye manevi tazminat açma hakkını kaldırmıştır. Yeni düzenlemeye göre aldatılan eş üçüncü kişiye karşı bir tazminat davası açamayacaktır.

Aldatan Üçüncü Kişi Kimdir?

Üçüncü kişi evlilik birliği devam ederken eşlerden biriyle, bu evliliği bilerek birlikte olan kişidir. Üçüncü kişi, birlikte olduğu kişinin evli olduğunu bilmekte ve buna rağmen ilişkiye girmektedir. Aldatılan eş bu durumu fark ettikten sonra üçüncü kişiye karşı verilen manevi tazminat açma hakkına sahipti. Ancak 2018 yılında verilen son içtihadı birleştirme kararına göre aldatılan eş, üçüncü kişiden bir manevi tazminat alamayacaktır. Burada aldatana karşı boşanma davası çerçevesinde tazminat davası açılabilecektir.

Aldatılan eş ne kadar tazminat alır?

Aldatılan eş 2017 yılında verilen Yargıtay kararına göre hem aldatan eşten hem de üçüncü kişiden tazminat talep edebilecekti. Lakin son çıkan İçtihadı Birleştirme Kararıyla birlikte aldatılan eş üçüncü kişiden bir tazminat talebinde bulunamayacaktır.

Aldatılan eş, aldatan eşten; aldatmaya bağlı olarak evlilik birliğinin sona erdirilmesine bağlı olarak maddi ve manevi tazminat davası açabilecektir. Burada aldatılan eş Medeni Kanun madde 174 gereği maddi ve manevi tazminat davası isteyecektir. Bu maddeye göre:

 Madde 174:  Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir.

Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.Aldatılan eş, boşanmaya bağlı olarak meydana gelecek zararları talep edebilecektir.

Manevi tazminat, kişilik hakkı saldırıya uğrayan kişinin açtığı, kendisinde oluşan elem ve ıstırabın kısmen ve imkanlar dahilinde olabilecek en olumlu şekilde giderilmesini amaçlayan tazminat davasıdır. Türk hukukunda manevi tazminat miktarını belirlemek hakimin takdirine bırakılmıştır. Hakim, olayda meydana gelen kişilik hakkı saldırısının boyutuna, kişide oluşan tahribatın boyutlarına, kişilerin sosyo-ekonomik güçlerine bakarak bir manevi tazminat cezasına hükmeder.

Manevi tazminat davası ile oluşan maddi zararların değil, kişinin iç dünyasındaki manevi zararların giderilmesi amaçlanmaktadır. Bu sebeple maddi zarara bağlı olan durumlarda manevi zararın boyutu maddi zarara göre belirlenmez.

Aldatılan eş manevi tazminat davası açmak durumundadır. Aksi halde böyle bir talep olmaksızın hakim bu durumu re’sen göz önünde bulundurmaz.

Tekrar belirtlemeliyiz ki aldatılan eş son verilen Yargıtay kararına göre üçüncü kişiden bir tazminat talebinde bulunamayacaktır.

Aldatan eş ne kadar tazminat verir?

Aldatan eş, aldatmanın yani zinanın ispatı ile birlikte maddi ve manevi tazminat ödemek durumunda kalabilir. Evlilik birliğinin sona ermesinden dolayı meydana gelecek olan maddi zararları, aldatılan eşin talebi halinde; aldatılan eşte meydana gelen elem ve manevi çöküntü için verilen manevi tazminat cezasını ödemek durumundadır. Bunun dışında eğer aldatılan eşin boşanmayla birlikte hayat standartlarında düşüş oluyorsa hakim bunu göz önünde bulundurarak ‘’ Yoksulluk Nafakasına’’ hükmedebilir. Yoksulluk nafakası belli bir süreye tabii değildir. Süresiz bir nafakadır. Ayrıca velayet kendisine verilmemesi halinde çocuklar için de iştirak nafakası verilmesi durumu vardır. Yoksulluk Nafakası ve İştirak Nafakası ile ilgili daha çok bilgi almak istiyorsanız sitemizde bulunan ‘’ BOŞANMA DAVALARINDA NAFAKA VE NAFAKA MİKTARININ BELİRLENMESİ’’ adlı makaleyi okuyabilirsiniz.

Aldatılan eşlerin hakları nelerdir?

  • Aldatılan eş, aldatan eşe karşı ‘’Zina’’ hükümlerine dayanarak boşanma davası açabilir.
  • Aldatılan eş bunun yanı sıra evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayanarak da dava açabilir lakin zina ispatlanıyorsa bu pek tercih edilen bir durum değildir.
  • Aldatılan eş, aldatan eşten maddi ve manevi tazminat talep edebilir.
  • Aldatılan eş, boşanmadan dolayı hayat standartlarında düşüş oluyorsa boşanma davası sürecinde ‘’Tedbir Nafakası’’, boşanma davası sonrası için ise ‘’Yoksulluk Nafakası’’ talep edebilir.
  • Aldatılan eş, son çıkan yargıtay kararı çerçevesinde üçüncü kişiden aldatmaya bağlı olarak manevi tazminat talebinde bulunamayacaktır.

Aldatılan eşin maddi tazminat hakkı

Aldatılan eş Türk Medeni Kanunu madde 174/I’e dayanarak aldatan eşe maddi tazminat davası açabilir. Maddi tazminat talep edilebilmesi için boşanmaya bağlı olarak kişinin malvarlığında bir azalma, borçlarında artış veya gelecek alacaklarında bir azalma meydana gelmesi gerekir. Madde 174/I: – Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir.

Aldatılan eşin manevi tazminat hakkı

Aldatılan eş Türk Medeni Kanunun madde 174/II’ye dayanarak aldatan eşten manevi tazminat davası açabilecektir. Madde 174/II: Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.Ayrıca aldatılan eş verilen son Yargıtay kararlarına göre, aldatmaya bağlı olarak üçüncü kişiden de manevi tazminat talep edebilmektedir.

Aldatmaya bağlı boşanma davalarında zaman aşımı süresi

Aldatılan eş zinaya dayanarak boşanma davası açabilir. Aldatılan eşin zinayı (aldatmayı) öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşmektedir.Maddi ve manevi tazminat açmak için de öğrenmeden itibaren iki yıl her halükarda on yıl olarak belirlenmiştir.

Aldatmaya bağlı boşanma davalarında görev ve yetkili mahkeme

Boşanma davası açmak için yetkili ve görevli mahkemeler eşlerin son altı aydır birlikte yaşadığı yer Aile Mahkemeleridir. Yani aldatılan eş boşanma davasını evlilik süresince yaşadıkları yerde bulunan Aile Mahkemelerinde açabilecektir.

Üçüncü kişiye yönelik son Yargıtay Kararına göre bir tazminat davası açılamayacaktır.

Velayetin Değiştirilmesi Davası ve Sebepleri

Velayetin Değiştirilmesi Davası ve Sebepleri ayrıntılı olarak değerlendirilmelidir.öncelikle velayet nedir ? sorusunun cevabını değerlendirerek başlayalım.

Velayet çocuğun korunması ve temsil edilmesi için öngörülmüş hukuksal haklardır.Yetişkin olmayan çocukların velayeti anne babaya aittir. Anne babanın evlilikleri sürdüğü müddetçe velayet anne babanın ikisine aittir.Anne yada babadan biri vefat ederse velayet hayatta kalana aittir.Anne babanın boşanması durumunda ise hakimin kararı ile belirlenir. Boşanma durumunda velayet hakkında detaylı bilgi almak isterseniz Boşanmada Çocuğun Velayeti Kime Verilir? konulu makalemizi inceleyebilirsiniz.

Velayetin Değiştirilmesi Nedir?

Yukarıda velayetin ne olduğunu ve hangi durumlarda velayetin kime ait olacağını belirttik. Peki bu durumlar hep sabit mi kalmaktadır? Velayetin değiştirilmesini gerektirecek durumlar nelerdir? Velayetin değiştirilmesi ne anlama gelmektedir? Yukarıda açıkladığımız üzere velayet, çocuğun korunması ve temsil edilmesi için öngörülmüş hukuksal haklardır. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere velayetin kime verileceği hususunda hakim, çocuğun menfaatini düşünerek karar verecektir. Çocuğun velayetinin verildiği zamanki durumlar daima geçerliğini korumayıp değişime uğrayacağı için de velayetin değiştirilmesi hususu gündeme gelmekte, velayetin anneden babaya verilmesi ya da velayetin babadan anneye verilmesi söz konusu olabilmektedir. Durumların değişmesiyle velayete sahip olan kişinin değiştirilmesine, velayetin değiştirilmesi demekteyiz.

Velayetin Değiştirilme Sebepleri

Velayetin, çocuğun menfaati esas alınarak belirlendiğini ve bazı durumların değişkenlik göstermesiyle velayetin de değişebileceğini belirttik. Peki velayetin değiştirilmesinin sebepleri nelerdir? Hangi durumlarda velayet değiştirilir? Velayetin değiştirilme sebeplerine değinecek olursak TMK 183. maddede durumun depişmesi başlığı altında velayetin değiştirilmesine ilişkin söz konusu olabilecek durumlar belirlenmiştir:

“Ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde hâkim, re’sen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır.”

Bu madde ışığında inceleyecek olursak, velayetin değiştirilmesinin gündeme gelmesi için esaslı ve sürekli değişim olması gerekmektedir. Velayete sahip olan kişinin durumunda çocuğun menfaatini etkileyecek esaslı bir değişim olmalı ve bu değişimin süreklilik arz etmesi gerekmektedir. Böyle durumlarda velayetin değiştirilmesi talep edilebilmektedir. Yukarıdaki madde ışığında inceleyecek olursak velayetin değiştirilmesinin söz konusu olabileceği, olguların zorunlu kıldığı bazı durumları şöyle açıklayabiliriz:

Velayete sahip ana veya babanın başkasıyla evlenmesi (Bu durumda şuna dikkat çekilmesi gerekir ki, velayete sahip eşin başkasıyla evlenmesi halinde velayeti kaybetmemektedir. Sadece çocuğun menfaatini etkileyebilecek bir durum olduğundan gerek görülmesi halinde velayet değiştirilebilmekte ancak bu durum çocuğun menfaatini olumsuz etkilemiyorsa velayet devam etmektedir.)

Velayet hakkına sahip eşin ölmesi yahut başka bir yere gitmesi gibi velayet değişikliğini zorunlu kılabilecek durumlarda eşlerden birinin istemi üzerine velayetin değiştirilmesi söz konusu olmaktadır.

Velayet Hakkının Kötüye Kullanılması ve Velayeti İhlal

Velayeti değiştirmenin söz konusu olabileceği durumları incelemeye devam edelim. Yukarıdaki durumlarda velayeti değiştirmenin gündeme gelebileceğini belirttik. Peki velayet sahibi olan eş velayet hakkını kötüye kullanıyorsa, bir velayeti ihlal durumu varsa ne olacaktır? Velayet hakkının kötüye kullanılması nasıl olur? Hangi durumlarda velayeti ihlal söz konusudur? Boşanma sonrasında nafaka ve velayet gibi hususlar sonuca bağlanmaktadır. Velayet kendisinde olan taraf lehine iştirak nafakasına hükmedilmektedir. Bu nafakayı alabilmek için maddi kaygılarla velayet talebinde bulunan eş velayeti ihlal etmiş ve velayet hakkını kötüye kullanmış olmaktadır. Çocuğun menfaati yerine maddi kaygılarla velayeti istemek velayet hakkının kötüye kullanılmasıdır. Böyle bir velayeti ihlal durumunun ispatı halinde velayetin değiştirilmesine hükmedilebilecektir.

Velayetin Değiştirilmesi ve İştirak Nafakası

Yukarıda açıkladığımız üzere boşanma sonrasında velayet gibi nafaka hususunun da hükme bağlanacağından bahsettik. Velayet konusunun, iştirak nafakası üzerinde etkili olduğuna da değindik. Peki velayet ve iştirak nafakası arasındaki bağlantı nedir? Velayetin değiştirilmesi iştirak nafakasını etkilemekte midir?

İştirak nafakasının ne olduğunu açıklayalım. İştirak nafakası boşanma sonrasında çocukların mağdur olmamasına yönelik bir nafakadır. İştirak nafakası, ebeveynlerin çocuklara bakma yükümlülüğünden doğmaktadır. Ebeveynler, çocuklarının bakım giderlerini karşılamakla yükümlüdürler. Boşanma gerçekleşip çocukların velayeti taraflardan birine verildiğinde diğer tarafın çocuklara yönelik bakım yükümlülüğü hala devam etmektedir. İştirak nafakası, velayet kendisine verilmeyen tarafın, çocukların bakım ve eğitim giderlerine yönelik ödemesi için takdir edilen nafaka türüdür. İştirak nafakası hakkında detaylı bilgi için İştirak Nafakası ve Şartları konulu makalemizi inceleyebilirsiniz.

İştirak nafakası alma hakkı olan taraf velayet kendisinde olan taraf olduğundan velayetin değiştirilmesiyle iştirak nafakasının kime verileceği hususu da değişime uğrayacaktır. Çocuğun velayeti ve giderleriyle kim ilgileniyorsa, diğer eş uygun oranda velayet sahibi eşe iştirak nafakası ödemelidir.

Velayetin Değiştirilmesi Davası Ne Kadar Sürer?

Velayet davası ne kadar sürer sorusu velayet değiştirilmesi talebinde bulunacak kişilerin merak ettiği bir sorudur. Ancak velayetin değiştirilmesi davası ne kadar sürer denildiğinde kesin ve net olarak şu kadar sürer demek mümkün değildir. Velayetin değiştirilmesi davası ne kadar sürer sorusunun cevabı; davanın açıldığı şehirdeki mahkeme, bu mahkemenin yoğunluğu, dava devam ederken ortaya konulacak deliller, tanıklar ve bilirkişilerin dinlenilmesi halleri velayetin değiştirilmesi davasının ne kadar süreceğine etki eder. Velayet davası ne kadar sürer sorusunun cevabına yönelik değinilmesi gereken diğer bir nokta da davanın avukatla birlikte yürütülüp yürütülmemesidir. Hukuki bilgi eksikliği ve hatalar, dava sürecinde yavaşlamaya ve ciddi süre kaybına neden olabilir.

Velayetin Değiştirilmesi Davasında Zamanaşımı

Velayetin değiştirilmesi davasında zamanaşımı konusuna değinecek olursak, velayetin değiştirilmesi davasında herhangi bir zamanaşımı süresi mevcut mudur? Velayetin değiştirilmesi davası her zaman açılabilir mi? Velayetin değiştirilmesi davasının çocuğun menfaatine yönelik bir dava olduğunu ve değişen koşullardan çocuğun olumsuz etkilenmesini engellemeye yönelik olduğunu belirtmiştik. Velayetin değiştirilmesini gerektirecek durumlar her zaman oluşabileceğinden velayetin değiştirilmesi davası açmak için belirli bir zamanaşımı süresi sınırlaması getirilmemiştir.

Velayetin Değiştirilmesi Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Velayetin değiştirilmesi davasının nerede açılacağına, velayetin değiştirilmesi davasında görevli ve yetkili mahkemenin hangisi olduğuna değinecek olursak, velayetin değiştirilmesi davasında görevli mahkeme Aile Mahkemeleri iken yetkili mahkeme, velayetinin değiştirilmesi istenen çocuğun ikametgahının bulunduğu yer mahkemesidir. Yargıtay kararlarına bakacak olursak da velayetin değiştirilmesi davasında yetkili mahkeme, aynı zamanda davacının yerleşim yeri mahkemesi de olabilmektedir.

Bize Yazın

İletişim Adresimiz

logo-beyaz

Copyright 2020 bilalcelik.av.tr © Tüm Hakları Saklıdır.

Avukata Sor